HABER: Olcay AYDİLEK
(ANKARA) - Ekonomist Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, küresel yatırımcıların yakından takip ettiği iki endeks sağlayıcısının Türk borsasına yönelik uyarılarının dikkati çekici olduğunu belirterek, “Çünkü MSCI ve S&P DJI, trilyonlarca dolarlık küresel yatırımın referans aldığı endeksleri hazırlıyor. Bu nedenle yaptıkları değerlendirmeler, özellikle yabancı sermaye akımları açısından önemli sinyaller taşıyor” dedi. Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin savunma harcamalarını GSYH’nın yüzde 3’üne çıkaracağı taahhüdünde bulunduğuna işaret ederek, “Bu, 2027-2029 döneminde yıllık bazda ilave 16-17 milyar dolar ağırlıklı kamu harcaması yapılması ve savunma harcamalarının yıllık 45-50 milyar dolara çıkması anlamına geliyor” dedi.
Yılmaz, ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, Türk borsasının, uluslararası endeks kuruluşlarından peş peşe gelen iki önemli uyarıyla karşı karşıya kaldığını anımsatarak, “Yaklaşık iki hafta önce Morgan Stanley Capital International (MSCI), Türkiye'nin piyasa erişilebilirliği ve menkul kıymet sahipliği şeffaflığı konusunda iyileştirme sağlamaması halinde ülke sınıflandırmasını yeniden değerlendirebileceğini açıklamıştı. Ardından benzer bir uyarı S&P Dow Jones Indices (S&P DJI)'den geldi” diye konuştu.
S&P DJI’nın, Türkiye'deki piyasa erişilebilirliği, yapısal sorunlar ve özellikle hisse senedi sahipliğinin şeffaflığına ilişkin gelişmeleri yakından izleyeceğini duyurduğunu vurgulayan Yılmaz, “Kuruluş, mevcut sorunların devam etmesi veya ağırlaşması halinde Türk hisse senetlerine özel uygulamalar getirebileceğini, sorunların bir yıl içinde giderilmemesi durumunda ise Türkiye'nin ‘gelişen piyasa’ statüsünün gözden geçirebileceğini açıkladı” ifadelerini kullandı.
"KÜRESEL YATIRIMCILAR TAKİP EDİYOR"
Küresel yatırımcıların en fazla takip ettiği iki endeks sağlayıcısının peş peşe aynı konuda uyarıda bulunmasının dikkati çekici olduğunu kaydeden Yılmaz, “Çünkü MSCI ve S&P DJI, trilyonlarca dolarlık küresel yatırımın referans aldığı endeksleri hazırlıyor. Bu nedenle yaptıkları değerlendirmeler, özellikle yabancı sermaye akımları açısından önemli sinyaller taşıyor" değerlendirmesinde bulundu.
Yılmaz, haziran sonu itibarıyla Borsa İstanbul'un piyasa değerinin yaklaşık 480 milyar dolar, pay senedi yatırımcısı sayısının da 6,76 milyon seviyesinde bulunduğunu anımsattı. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak piyasanın önemli bölümü sınırlı sayıdaki büyük yatırımcının elinde. 2025 sonu itibarıyla 1 milyon TL'nin üzerinde hisse portföyüne sahip yaklaşık 295 bin yatırımcı, toplam yatırımcıların yalnızca yaklaşık yüzde 5'ini oluşturmasına rağmen portföy büyüklüğünün yaklaşık yüzde 95'ini kontrol ediyor.”
Bir diğer dikkati çekici gelişmenin de yabancı yatırımcıların borsadaki ağırlığı olduğuna işaret eden Yılmaz “2015–2019 döneminde yabancı payı yüzde 60'ın üzerindeyken, Borsa İstanbul'un piyasa değeri 150–250 milyar dolar aralığındaydı. 2022'de yabancı payı yüzde 31'e kadar gerilerken piyasa değeri 128 milyar dolara düştü. 2023 sonrasında yabancı payı yeniden belirgin şekilde artmamasına rağmen borsanın piyasa değeri 450 milyar doların üzerine çıktı” dedi.
2020 öncesinde yüzde 60’ları aşan yabancı payının 2022’de ve 2026 Haziran sonunda yüzde 32’ye düşmesini iyi analiz etmek gerektiğini dile getiren Yılmaz, “2022 yılında ekonomik programın güven vermekten uzaklaşmasıyla kendini gösteren piyasa işleyişine ilişkin kaygılar, enflasyonun yükseldiği bir ortamda politika faizinin düşürülmesi, kur oynaklığı ve küresel gelişmeler yabancıların çıkışını tetiklemişti” şeklinde konuştu.
"MESELE YALNIZCA MAKROEKONOMİK DEĞİL"
Yılmaz, şunları söyledi:
“2026 yılında meşruiyeti tartışılsa da bir ekonomik programın varlığı, politika faizi yüksek seyrediyor, rezervler güçleniyor, kredi notlarında ve CDS priminde iyileşmeler yaşanıyor. Buna rağmen yabancı yatırımcı payı 2022 yılında olduğu gibi dip noktaya doğru gidiyor ve uluslararası endeks kuruluşları piyasa erişimi ile şeffaflık konusunda art arda uyarılar yayımlıyor. Dolayısıyla mesele artık yalnızca makroekonomik göstergeler değil; piyasanın işleyişine duyulan güven, yatırımcı hakları, şeffaflık, doğru zamanda kurumların müdahalede bulunması ve uluslararası standartlarla uyumdur.”
SAVUNMAYA DEV BÜTÇE
Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın NATO Zirvesi’nin açılışında Türkiye’nin savunma harcamalarını GSYH’nın yüzde 3’üne çıkaracağı taahhüdünde bulunduğuna işaret ederek, “2024 sonunda GSYH’nın yüzde 1,9’u ve 25 milyar dolar seviyesinde olan harcamaların GSYH’nın yüzde 3’üne çıkması, 2027-2029 döneminde yıllık bazda ilave 16-17 milyar dolar ağırlıklı kamu harcaması yapılması demek. Bu, toplam savunma harcamalarının yıllık 45-50 milyar dolara çıkması anlamına gelecek. Bu, kaçınılmaz olarak bazı kamu harcamalarının azalması, vergilerin artırılması veya borçlanmaya ağırlık verilmesi anlamına gelecektir. Bu çerçevede iç tasarrufların yetersiz olduğu ortamda dış kaynağa olan ihtiyaç daha da artıracaktır” diye konuştu.
