Haber: Beril KALELİ/Kamera: Belçim KILIÇKIRAN
(KOCAELİ) 10 ay önce Dilovası'nda 3'ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği kaçak parfüm dolum tesisi yangınıyla ilgili aileler SGK Kocaeli İl Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Açıklamada, tüm sorumluların hesap vermesi gerektiği belirtildi ve "Dilovası’nın orta yerinde, evlerimizin dibinde, kaçak bir parfüm atölyesi onlarca şikayete rağmen ilçe belediyesi tarafından kaçak ruhsatla tescil ettirilmiş, kozmetik ürün faaliyetinde bulunması sebebiyle ruhsatı asıl vermesi gereken kurum olan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi kaçak atölyeye dair hiçbir işlem yapmamış, elektrik sistemlerini denetlemesi gereken Kocaeli İtfaiyesi sorumluluğunu yerine getirmemiş, üstüne üstlük kaybettiğimiz yakınlarımız ve kurtulan bütün işçiler iki yanında İŞKUR binası bulunmasına rağmen Ravive’de sigortasız çalıştırılmıştır" denildi.
10 ay önce Dilovası'nda 3'ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği kaçak parfüm dolum tesisi yangınıyla ilgili davanın 8 Eylül'de yapılacak 4. duruşması öncesi aileler SGK Kocaeli İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. "Kamu görevlilerine dair düzenlenen eksik iddianameyi kabul etmediklerini bir kez daha beyan ederek, aslında en başından beri dosyaya dahil edilmesi gereken yerde" toplandıklarını belirten aileler ortak açıklamada şunları dile getirdi:
"RAVİVE KOZMETİK YANGINI KAMU GÖREVLİLERİNİN SUÇ ORTAKLIĞI İLE MEYDANA GELMİŞTİR"
"Dilovası İşçi Katliamı Aileleri olarak, uzun süredir kamu görevlilerinin etkin bir soruşturma yapılarak tüm kusurluların ortaya çıkartılması ve katliamın faillerinin konum ayırt etmeden mahkeme huzuruna çıkartılarak yargılanmaları için mücadele veriyoruz. Tekrardan hatırlatmak isteriz ki Ravive Kozmetik yangını sadece tek bir ihmalin veya yargılanan işletme sahiplerinin ve sivil sorumluların görmezden geldikleri sonucunda değil, çalışma koşullarını ve işyerini denetlemesi gereken tüm kamu görevlilerinin bizzat suç ortaklığı ile meydana gelmiştir.
Dilovası’nın orta yerinde, evlerimizin dibinde, kaçak bir parfüm atölyesi onlarca şikayete rağmen ilçe belediyesi tarafından kaçak ruhsatla tescil ettirilmiş, kozmetik ürün faaliyetinde bulunması sebebiyle ruhsatı asıl vermesi gereken kurum olan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi kaçak atölyeye dair hiçbir işlem yapmamış, elektrik sistemlerini denetlemesi gereken Kocaeli İtfaiyesi sorumluluğunu yerine getirmemiş, üstüne üstlük kaybettiğimiz yakınlarımız ve kurtulan bütün işçiler iki yanında İŞKUR binası bulunmasına rağmen Ravive’de sigortasız çalıştırılmıştır.
Biz buraya ilk defa gelmiyoruz. Yangından hemen sonra SGK Kocaeli İl Müdürü, İl Müdürü Yardımcısı, Gebze Sosyal Güvenlik Merkez Müdürü, İŞKUR Kocaeli İl Müdürü, İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi Müdürü, İŞKUR CİMER’den sorumlu şube müdürü ve bir sorumlu çalışan kamuoyu vicdanını yönetmek amacıyla açığa alınmıştı. Ancak bizler arkamızdaki bu binada yetkililere yönelik yürütülen iç soruşturmaya dair sorular sorduğumuzda, cevapsız bırakılmıştık. Şimdi ise dosyaya giren bilirkişi raporuyla kaybettiklerimizin sigortasız çalıştırıldığı tespit edilmişken, bilirkişi raporu bu kusurun sorumlusu olan SGK’yı sorumlu olarak belirtmiyor. Bu kadar eksiklikle açılan davada Dilovası Belediyesi yetkilileri dışında hiç kimse sorumlu olarak yargılanmıyor. Açığa alınan SGK Kocaeli Müdürü şu anda görevine iade edildi ve görevine devam ediyor"
"KATLİAMA NEDEN OLAN YETKİLİLERİ NEDEN KORUYORSUNUZ?"
Hem Mahkemeye hem de Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlığı’na seslenen aileler, "Katliama sebep olan yetkilileri neden koruyorsunuz? Kurum içinde yapılan iç soruşturmanın detaylarını neden açıklamıyorsunuz? Kaçak atölyede yanarak can veren, ölümüne sebep olduğunuz insanların hesabını vermekten neden kaçıyorsunuz?" sorularını yöneltti.
Açıklama şöyle devam etti:
"Yangın sonrası açığa alınan ve görevine iade edilen SGK Kocaeli İl Müdürü Mehmet Salih Aydın, Kocaeli İşkur Müdürü Ulvi Yılmaz ve ismi geçen diğer kurum yetkilileri dosyada sanık olarak yargılanmalıdır. Aynı zamanda Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, eski dönem Belediye Başkanı Hamza Şayir ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın dahil olmak üzere ilgili tüm belediye yetkilileri dosyaya dahil edilmelidir.
8 Eylül 2026 günü Kandıra Cezaevine kaçırılan duruşmamızda dosyada hali hazırda bulunan kamu görevlileri ve diğer şirket yetkililerinin, aynı zamanda suç duyurusunda bulunduğumuz fakat soruşturmanın ilerlemediği asıl patron Ali Osman Akat’ın yargılanması devam edecek. Bizler, hem mahkeme salonunda hem de ilgili kurumların önlerinde ve gerekirse meydanlarda tüm faillerin yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Burada tekrardan tüm kamuoyunu sesimize ses olmaya, adalet mücadelemizde bize destek olmaya, 8 Eylül günü Kandıra Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'nde gerçekleşecek duruşmamıza davet ediyoruz. Dilovası için adalet herkes için adalet!"
AİLELER ADALET İSTEDİ
Basın açıklaması sırasında aralarında yangında can veren Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan, Tuğba Taşdemirin babası Şahin Taşdemir, Nisa Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, babası Vedat Taşdemir, Esma Gikan’ın yakını Engin Aras, dosya avukatlarından Elif Yetkin, Kocaeli İSİG’den Selçuk Karstarlı, Emek Partisi Kocaeli İl Başkanı İlhami Şahbaz konuşmalar gerçekleştirdi, adalet taleplerini dile getirdi. Aileler, sevdiklerinin adaletinin sağlanması ve sorumluların cezalandırılması talebini bir kez daha yinelerken, duruşmaların Kandıra Cezaevi kampüsünde görülmesi kararından vaz geçilmesi çağrısını da bir kez daha dile getirdi.
"BANA GETİRİN ÇİÇEĞİMİ"
Vedat Taşdemir, adalet talebini şöyle dile getirdi:
“10 aydır biz bununla mücadele ediyoruz. Bizim 10 ayımız boşa gitti. 50 defa seslendik; Cumhurbaşkanı'na, Adalet Bakanı'na, İçişleri Bakanı'na, Dışişleri Bakanı'na. Dedik ki; 'Canlarımız yandı, canlarımızı bile bile yaktılar.' Benim çiçek gibi evladım canlı canlı o ateşin içinde yandıysa SGK sorumludur, Dilovası Belediyesi sorumludur, itfaiye sorumludur, Kocaeli sorumludur, valilik sorumludur, kaymakamlık sorumludur. Hiçbir tanesi buradan kaçamaz. Kamu görevlileri, hepsinin cezalarını çekmeleri lazım.
Adalet Bakanı çıkıyor diyor, ‘ailelerin başı sağ olsun’. Benim bu kuru kafam sağ olsa para etmez. Bana geri getirin çiçeğimi.
3 senedir kanserle uğraşıyorum. O kanser acısı, bu acı kadar zor bir şey değildi. Bunun kadar zor değildi. Her Allah'ın günü içim yanıyor, her Allah'ın günü ağlıyorum. Ben bunu geri istiyorum. Vermediğiniz zaman da o zaman kim suçluysa alın cezaevine atın, cezasını çeksin, benim de içim rahat etsin.
"BU NASL ADALET?"
Hiçbir tane kamu görevlisi yakalanmadı. Bu nasıl bir adalet. Ben sırtımı devletime dayıyorum. Askerime, polisime, hakime, savcıma dayanıyorum. Yani kuru kuru gidip de 'Ben hükümete güveniyorum' demiyorum. Benim devletim var, devletim. Bu devlete sesleniyorum: Benim acımı dindirin. Bu acı kanser acısından daha kötüdür. SGK da sorumluluk görmüyor. Dilovası'nda İŞKUR ile o bina arasında 10 metre var. Adam camdan baktığı zaman görüyor. İnsanlar birbirini görüyor. Oradaki insanlar biliyor. Oradaki zabıta oranın adresini bilmiyorsa neden zabıta yapmış? Oradaki itfaiye oradaki adresi bilmiyorsa…
Dilovası küçük bir yerdir. Vallahi hepimiz birbirimizi tanıyoruz. Kimin orada ne olduğu hepimiz biliyoruz. Herkes yalan konuşuyor. Herkes oranın adresini biliyor. Benim evladımı kapalı bir kutuda yaktılar. Ben hastaneyle uğraşırken evladım yandı. Verin benim evladımı geri o zaman. Geri vermiyorsan kamu görevlilerinden suçlu olanlar cezasını çeksin.
"HER GÜN GÖZYAŞIYLA DAYANAMIYORUM"
Benim Gebze'de mahkemeye çıkmam gerekirken ben gidiyorum Kandıra Cezaevi'ne. 50 defa çıktım önüne savcıya, hakime söyledim; 'Ben gelemiyorum buraya’ diye. O zaman devlet getirsin beni buraya. Benim oraya gidip gelme şansım yok, yok. Ya sürekli öldürüyorlar beni. Devlet benim, ülke benim. Ama ben kendi devletimde, ülkemde dördüncü sınıf vatandaş olmak istemiyorum. Ya evladımı geri versinler ya da beni de öldürsünler. Ben artık her gün bu gözyaşıyla dayanamıyorum.
SGK suçludur, suçlu. Çıkarıyor orada bir tane adam gönderiyor, ya 2 ay sonra geri göreve çağrılıyor, geri iade ediliyor görevi. Neden? Kimsede suç yoksa suçlu kim? Suçlu biz miyiz? Biz mi gittik evlatlarımızı, analarımızı, babalarımızı yaktık? Suçlu olanlar cezasını çekecek. Adaletin güçlü pençelerinin arasına girecek, cezasını çekecek. O zaman bizim içimiz rahat eder, yoksa etmez.
Her gün yanıyoruz, her gün ölüyoruz diri diri. Ağlamaktan, gözyaşı dökmekten bu hastalığım gittikçe ilerliyor. Tekrar bir daha sesleniyorum; Kandıra Cezaevi'nde değil, Gebze'de mahkemeye çıkmak istiyorum. Benim Kandıra'ya gidip gelmem çok zor. Yürüme şansım yok. Ne yapacağım?“