Ali Koç, Cizre’den Ankara’ya, Alanya’dan Batman’a kadar pek çok farklı coğrafyada öğretmenlik ve yöneticilik yapmış; Milli Eğitim Bakanlığından STK’lara, özel okuldan köy okuluna kadar pek çok farklı kurumda görev yaparak Türkiye’deki eğitim sistemine her açıdan bakma fırsatı yakalamış deneyimli bir eğitimci. İki yıl önce, dünyadaki eğitimde neler oluyor bakış açısını Türkiye’ye taşımak amacıyla Eğitimpedia’yı kuran Ali Koç, sahip olduğu bütün deneyimler ışığında pandemi döneminde değişen eğitim sistemini ve Türkiye’nin bu süreçte ne yapması gerektiğini ANKA Haber Ajansı için değerlendirdi.
TÜRKIYE’DEKI VELILER BU DÖNEMI KAFALARINDA BITIRDI.
Pandemi sonrası okulların yeniden açılmasını değerlendiren Ali Koç: “Covid 19 salgınının ilk başladığı ülke olan Çin, eğitim ve öğretimin de yeniden başladığı ilk ülke oldu. Çin ile beraber bizim referans aldığımız İskandinavya ülkelerinde bu süreçte ebeveyler çocuklarını okula gönderirken nasıl davranıyor, diye araştırma yaptık. Ilk haftalarda velilerin yüzde 25’i çocuklarını okula gönderdi. Çocuğunu okula gönderen aileler genellikle çalışmak zorunda olan aileler. Yani tercih ettikleri için değil zorunlu oldukları için çocuklarını okula gönderdiler. Buna karşın Danimarka’da veliler okullar ilk açıldığında okula gidecek çocukların denek olarak kullanılacağını düşünerek bu durumu reddetme eğilimine girdiler. Hükümetler ve bakanlıklar okulları açma kararı verseler bile veliler henüz okulları güvenli bulmuyorlar. Türkiye’de ise takip ettiğimiz kadarıyla veliler bu eğitim yılını zihinlerinde bitirmiş durumdalar. Bu durumda alınacak bir kararla okulların erken açılmasına velilerin olumlu bir tepki vereceğini düşünmüyorum” dedi.
1 MILYON DEVLET OKULU ÖĞRETMENI PANDEMIDE PASIF KALDI.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un aynı zamanda bir eğitimci olmasının ve bu süreçte sahada olmasının eğitimcilere iyi geldiğini vurgulayan Ali Koç “Pandemi sürecinde Milli Eğitimde İyi işlemeyen kısımlar da oldu. Bunlar geç kalınan organizasyonlar kısmında yaşandı. Uzaktan eğitim demek sadece çocukları öğretmenle bir ekranda buluşturmak demek değildir. Bunun adı ekrandan eğitim olur ve çok da değerli bir şey değildir. Bunun gibi kaynaklar zaten internette bol miktarda bulunmakta. Çok geniş bir kitleye eğitim vermenin zorlukları var. Farklı coğrafyalarda ve farklı gelir ve kültürel düzeydeki milyonlarca çocuğa eşit eğitim vermek kolay bir iş değil. Bir ekran karşısında EBA gibi bir platform aracılığıyla geniş bir öğrenci kitlesine eğitim verilmesi sırasında devlet öğretmenleri kendilerini çok da sahada hissetmediler. Buna karşın özel okul öğretmenlerinin öğrencilerle bire bir iletişim kurmak adına daha etkin olduklarını gözlemledik. 1 milyonluk bir öğretmen kadrosunun sağlık ve güvenliğini öncelendirerek sahada tutmak daha etkin bir yöntem olabilirdi. Ancak MEB bunun yerine EBA aracılığıyla eğitim eksikliğini giderme yoluna gitti.
OKULLARIN 1 YILLIK ESNEK PLANLARI OLMALI.
2020-21 eğitim öğretim dönemiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Koç: “Okulların açılışı ile ilgili ülke düzeyinde, bölge düzeyinde, il düzeyinde ve okul düzeyinde bir hazırlık yapılması gerekiyor. Yapılan bu hazırlıkların da birkaç senaryoya göre yapılması gerekiyor. Biz şu anda haziranda ya da eylülde okul açılacakmış gibi plana kilitlenmiş durumdayız. Sanki bu tarihlerde okul açılınca herkes normal hayatına dönecekmiş gibi düşünüyoruz. Oysaki en iyimser tahminler bile bir yıldan önce pandemi sürecinden önceki normal duruma dönemeyeceğimizi gösteriyor. Bu nedenle ülke genelinde okullarla ilgili yapmamız gereken plan 1 yıllık plan olmalıdır. Bu bir yıllık planlar da kendi içinde alternatifli senaryolar barındırmalı. Örneğin 1 Eylül’de okullar açıldı ama üç ay sonra ikinci pandemi dalgası geldi ve okullar kapandı. O zaman ne yapacağız? Veya bir şehirde, bir okulda ya da bir sınıfta salgın tekrar etti. Bu durumda ne yapacağız? Sınıftaki öğrencilerin yarısı okula gelebiliyor yarısı okula gelemiyor, bu durumda ne yapacağız? Okulda bir tek öğrenci bile hastalığa yakalansa okul yönetimi ne gibi önlemler alacak?” dedi
BÜTÜN ÜLKE IÇIN TEK PLANLAMA YAPILAMAZ.
Bu tür durumlarda bütün ülke için ortak bir planlama yapmanın doğru olmadığını dile getiren Ali Koç: “Salgın sonrası yeşil bölgeler, yani yeni vakaların görünmediği yerler, belirlenebilir ve bu bölgelerde yüz yüze eğitim başlayabilir. Salgının yoğunlaştığı yerler için ise alternatif planlar yapılabilir. Bu nedenle çok güçlü bir şekilde il ve okul düzeyinde alternatifli kriz planları hazırlanmalı. Okullar açıldığında artık eskiden olduğu gibi kalabalık sınıflardan bahsedemeyeceğiz. Bu nedenle belki yeniden ikili öğretim seçeneğini gündeme almamız gerekecek. Hatta belki bir okuldaki çocukların yarısı haftanın üç günü okula gelirken öteki yarısı diğer üç gün okula gelmesi gerekebilecek. Bu bağlamda okulların cumartesi de açık olması gibi bir durum bu süreçte hayatımıza girecek. Burada dikkat etmemiz gereken en önemli şey çocukları okulda mümkün olduğunca küçük gruplar halinde tutmak ve bu küçük grupların da diğer küçük gruplarla fiziki temasını kesmek zorundayız.” şeklinde konuştu.
EĞITIME DAIR EZBERLERIMIZI BOZMAK ZORUNDAYIZ.
Bu kadar büyük bir coğrafya için standart ve tek bir karar almaya çalışmanın bazen yanlış kararlar alınmasına yol açtığını söyleyen Koç “Aynı anda her yerde aynı dersin işlenmesi aynı konunun anlatılması gibi yaygın bir eğitim anlayışımıza da bu süreçte son vermemiz gerekecek. Salgın hastalığının etkisine göre bazı illerde hatta bazı ilçelerde bile müfredat gerekirse değişebilir. Daha esnek bir zihinle düşünmemiz gereken bir döneme giriyoruz. Eğitime dair bir kriz planı yapacaksak şayet, geçmişe dair ezberlerimizi bir kenara bırakmak zorundayız. 17 milyon öğrencisi olan bir ülkeyi tek bir kentten yönetmek gerçekçi bir şey değil. Milli Eğitimi, tek bir il gibi düşünmek yerine, yerel bazda okullar ve eğitimcilerin de işin içinde olduğu daha yerel kararlarla yönetmek için bu salgın bize iyi bir fırsat vermiş olabilir.”
ÖĞRETMENLER YENI ÖĞRETIM DÖNEMINE PSIKOLOJIK OLARAK NASIL HAZIRLANMALI?
Ali Koç “Öğretmenlik mesleği bu güne kadar düzenli bir mesai kavramıyla bilinen bir meslekti. Öğretmenlerin de çalışma alışkanlığı başlangıç ve bitiş zamanı belli olan bir sisteme göreydi. Bu durum özel okullarda biraz daha esnek olsa da orada da benzer durumdaydı. Ancak bu süreçte özel okullar velilere ne kadar çok çalıştıklarını ispatlamak için öğretmenlerini bir sürü gereksiz iş ve emeğin içine soktular. Bir okulda iki kıymetli varlık vardır: öğrenciler ve öğretmenler. Okul yönetimi ve veliler yan unsurlardır. Biz eğitimciler nasıl ki öğrenciler için sosyal ve duygusal destek planlamaları yapıyorsak benzerini öğretmenler için de yapmalıyız. Okullar çalışanlarının da risk altında olduğunu düşünmek zorunda. Öğretmenleri bir robot veya kahraman gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Onlar da insan, onların da aileleri var ve onlar da bu süreçten etkileniyor. Onların da sosyal ve fiziksel ihtiyaçları var. Okulların sadece öğrencilerinin değil öğretmenlerinin de ihtiyaçlarını ve güvenliklerini merkeze alan bir planlama yapmaları gerekiyor. “
EVDEN ÇALIŞMAK, HER ZAMAN ÇALIŞMAK DEMEK DEĞILDIR.
Eitimci Ali Koç Corona döneminde evden çalışma yöntemiyle öğretmenlerin daha çok çalıştırıldığını vurguladı. Koç “Pandemi sürecinde öğretmenlerin evde olması ne yazık ki her zaman ulaşılabilir olması gibi bir kültürü getirdi. Evde olmak her zaman ulaşılabilir olmak anlamına gelmiyor. Bu süreçte mesai saatlerine dikkat eden, iş hukuku ve iş etiğine saygı duyan bir anlayış geliştirilmeli. Kurumlar her an ulaşabildiği öğretmenleri her an çalıştırabileceği düşüncesini hızla terketmeli. Esnek çalışma saatleri demek istediğimiz her an öğretmenleri çalıştırabileceğimiz anlamına gelmiyor. Pandemi döneminde kurumların uzaktan eğitimle beraber hayatlarına giren esnek çalışma kültürünü etik kurallara uyarak benimsemeleri gerekiyor” dedi.