CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı Ayasofya Camisi’ndeki programda Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden imam için “meczup” dedi. Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye “Bahçeli, ‘Atatürk bizim kırmızı çizgimizdir’ diyor. Güzel. Ama o çizgi biraz uzayıp saraya doğru yaklaşınca renk değiştiriyor. Renk değişmeyecek arkadaş. Renk değiştiği andan itibaren bu iş olmaz” diye seslendi. Finlandiya Başbakanı Sanna Marin’e 300 Euro’luk mutfak masrafından dolayı açılan soruşturmadan örnek veren Kılıçdaroğlu “Soru soruyoruz, ‘128 milyar dolar nerede’; suçlanıyoruz, neden? İktidardakiler suçlu da onun için. Açık ve net söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti, suçlular tarafından yönetiliyor. Erdoğan bir dava daha açacak, açmazsan namertsin. Mahkemede ispat edeceğim” dedi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:
“İTİRAZ EDECEKSİN KARDEŞİM: Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 41 ilde kuraklık yaşandığını ifade etti. Zaten hepimiz görüyoruz. Dünyada ısının giderek yükseleceğini herkes biliyor. Isı giderek yükseliyorsa, tarım için su için önlem almak gerekiyor. Kim düşünecek bunları? İktidar sahipleri. Düşünüyorlar mı? Kesinlikle düşünmüyorlar. Unutmayacaksın kardeşim. Sana söz verilmiş ve yerine getirilmemişse oyunun rengini değiştireceksin. Sevgili Konyalı çiftçi kardeşlerim, hani size söz verildi, Konya Ovası sulanacaktı. Yapmazlar kardeşim, yapmazlar. Neyi yaparlar? Kafayı takmışlar, ‘Kanal İstanbul’u yapacağım, İstanbul’u talan edeceğim’ diyor. Rant var orada, Konya Ovası’nda var mı? Yok. ‘O zaman niye mavi tüneli yapayım’ diyor iktidardakiler. Sen de itiraz edeceksin kardeşim. Para çiftçi için mi rantiye sınıfı için mi harcanacak?
RANTİYE SINIFI OLSA HEPSİNİ ORADA GÖRÜRDÜNÜZ: 2020 hasadı. Buğdayda bin 650 lira fiyat verdiler, dışarıdan 2 bin 400 liraya getirdiler. Mısır; bin 325 lira verdiler bizim çiftçimize, dışarıdan 2 bin 400 liraya getirdiler. Ayçiçeği; 3 bin 300 lira fiyat verdiler, dışarıdan 6 bin liraya getirdiler. Kanola; 2 bin 900 lira verdiler çiftçimize, dışarıdan 5 bin liraya getirdiler. Pamuk; pamuk üreticisine 3 bin 850 lira verdiler, dışarıdan 7 bin 300 liraya getirdiler. Soya; 3 bin lira verdiler, dışarıdan 5 bin 750 lira. Arpa; bin 400 lira verdiler, dışarıdan 2 bin liraya getirdiler. Kimi zengin ediyorlar? Yabancı çiftçileri. Ziraat Odası Başkanı, bağırıyor çağırıyor, ‘çiftçi perişan, mahvolduk.’ İktidar sahiplerinden çözüm için bir cümle duydunuz mu? Ama rantiye sınıfı olsa hepsini orada görürsünüz.
İŞ YERİ SAHİBİNİN VE ÇALIŞANLARININ AŞILANMASI LAZIM: Normalleşme başladı. Açıldı ama birkaç noktada iktidarın dikkatini çekmek bizim görevimiz. İşyerlerini açtınız, işyeri sahibi ve çalışanların aşılanması lazım. İkincisi kiralarda stopajın kalkması lazım. İcra dairelerini bir süre bırakın, adam bir nefes alsın, zaten parası olsa krallar gibi yaşayacak, bırakın gelir elde etsin, icra dairelerini erteleyin. Bankalardan ve esnaf kefalet kooperatiflerinden aldığı krediler var, bunları erteleyin, biz sileceğiz ama bunlar silemezler en azından erteleyin. Aynı şekilde kredi kartlarını kullandılar, onların da ertelenmesi lazım.
O MECZUP BİLİYOR MU: Her ulus, her millet kendi tarihine saygı duyar. Kendi tarihi içindeki acı olayları da sevineceği olayları da belleğinde tutar. Ama devlete büyük hizmetler vermiş kişileri hep saygıyla anar çünkü bu işin partisi olmaz. Devlete hizmet etmiş, alın teri dökmüş, günün 24 saati çalışmış ve bugün aramızdan ayrılan insanlara eğer söz edeceksek saygıdan, sevgiden söz etmeliyiz. Ayasofya Camisi’ni açtılar. Güzel. Camide görev yapan imamların sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, birlikte yaşamayı anlatması lazım. Dert varsa çözümü konusunda toplumu aydınlatması lazım. Biz nasıl tarihimize saygılıysak imamların da saygılı olması lazım. Hele hele Müslümanlığın öngördüğü sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü ve barışı asla unutmamaları gerekiyor. Bütün dinlerin bütün inançların temelinde insan sevgisi, huzur, birlikte yaşama vardır. Kin ve nefret yoktur. Arkadaş sen Yunus Emre’yi de mi bilmiyorsun. Kinden beslenen, öfkeden beslenen bir din insanı olmaz. Acıtan da bu zaten. Ayasofya’yı açtınız da Atatürk’e hakaret etmek için mi açtınız. Atatürk, hayatını bu millet için vermiş. O meczup acaba İstanbul işgalini, bir dönem İstanbul’un işgal altında olduğunu biliyor muydu? O meczup acaba Mustafa Kemal Atatürk, işgal altında Dolmabahçe önünde yabancı savaş gemilerini gördüğünde ‘geldikleri gibi gidecekler’ dediğini biliyor mu acaba? Bütün imam kardeşlerime, din insanlarına saygım vardır. Toplumun onlara, onların da topluma ihtiyacı vardır ama sevgi ve barış ekseni üzerinde. Bu meczup kişi acaba Kahramanmaraş’ın kurtuluşunda ilk kurşunu atan Sütçü İmam’ı biliyor mu acaba? Sütçü İmam, ‘Her kim Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye aleyhine fetva verip düşmanlık yapar, bilin ki onların kanında kafir kanı vardır’ diyor. Bu meczupların geldiği yer ‘keşke Yunan galip gelseydi’ eksenidir. Baskı altında yaşamayı kabullenmişler, hafızalarının bir yerinde tutuyorlar. Neden bu hafıza, kim size bu bilgiyi veriyor, açıp bir tarih kitabı okumuyor musunuz? UNESCO Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü nasıl tanımlıyor? ‘Atatürk, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder.’ UNESCO söylüyor bunu, bu meczup neler söylüyor.
SARAYA YAKLAŞINCA RENK DEĞİŞTİRİYOR: Sayın Bahçeli de bu konuda bir sürü laf etmiş, güzel. Sayın Bahçeli’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkması eyvallah, başımın üstüne. Ama asıl kızmamız gereken bu meczup mu? Bu meczup bu konuşmayı yaparken kimin önünde yapıyor? Devlet ricali önünde yapıyor. O devlet ricalinden bir Allah’ın kulu çıkıp ‘ya arkadaş ne söylüyorsun, yanlış söylüyorsun, bunu konuşamazsın’ dedi mi? Demedi. Bahçeli’ye soruyorum. Sen kime kızıyorsun? Bunu orada görevlendiren kim? O çocukları o meczuba teslim eden kim? Hangi kafa? Kendi tarihine ihanet etmeyi kural haline getiren bir meczubu orada nasıl tutarsın? Atatürk bizim ortak değerimizdir. Dolayısıyla Bahçeli, ‘Atatürk bizim kırmızı çizgimizdir’ diyor. Güzel. Ama o çizgi biraz uzayıp saraya doğru yaklaşınca renk değiştiriyor. Renk değişmeyecek arkadaş. Renk değiştiği andan itibaren bu iş olmaz. Söylediğin havada kalır.
‘BEŞLİ ÇETE’ BÜYÜDÜ: Yüzde 7 büyüme oldu mu? Kesin olmuştur. Kimler büyüdü? ‘Beşli çete.’ Onlara yüzde 7 demek hakaret. Yüzde 40, 50, 60… İşleri garanti, dolar üzerinden avro üzerinden paralarını alıyorlar. Devlete dolarla borç verenler, onlar da köşeyi döndü. Parantez açalım burada. MHP şu soruyu Erdoğan’a sorma cesaretini gösteriyor mu? Arkadaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Türk lirası geçerlidir, ne zamandan beri dolar üzerinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından borç almaya başladınız.’ Parantezi kapatalım. Saray beslemeleri. Onlar yüzde, 7, 50, 40, zaten ihaleleri onlar alıyor. Eskiden bir maaş alanlar şimdi dört beş maaş alıyor, onlar da bu yüzde 7’den yararlandılar. Yetmiyor bazıları dolarla maaş alıyor, bazıları Türk lirası ile alıyor. Tefeciler, devleti soyanlar, yüksek faizle para verenler. Bunlar da köşeyi döndüler. Daha güncel bir olay. Mafyanın keklediği siyasetçiler. Onlar da bu işten iyi para kazanıyor. Rüşvet, cepler dolu. 83 milyon insan bir avuç kişiye çalıştı, memleketi bu hale getirdiler. Kim büyüdü, kim büyümedi?
ERDOĞAN, BU KADAR YALANI NASIL SÖYLÜYORSUN: Hep söylerim, devletin akılla, istişare, adalet, bilgiyle yönetilmesi lazım. Adaletle derken siyasetçinin vatandaşa hesap vermesi lazım. Devleti yönetenlerin ayrım yapmaması lazım. Devleti yönetenlerin ahlaklı olması lazım. Devleti yönetenler vatandaştan aldığı her kuruşun hesabını vatandaşa verme onurunu yaşamaları lazım. Devleti yönetenlerin halkına yalan söylememesi lazım. Devleti yöneten yalancı olamaz. 27 Mayıs’ta Yassıada’da bir toplantı yaptılar. Yassıada’yı Türkiye Odalar Borsalar Birliği parasıyla beton ormanına dönüştürdüler. Oysa o adanın özel bir yeri vardır. Demokrasiye ihanet ettiler. Orada konuşma yapıyor beyefendi. İnönü’nün anlatımından bahsediyor. Allah allah. Öyle bir şey hiç duymadık. Meclis’te konuşmuş, baktık, öyle bir konuşma yok. Hani olur da konuşmuş ama tutanaklara girmemiş, onu da soruşturduk, böyle bir şey yok. Meclis’te konuşmamıştır da dışarıda konuşmuştur onu da araştırdık, sorduk, böyle bir konuşma hiç olmamış. Ya Erdoğan bu kadar yalan söylerken senin hiç yüzün kızarmıyor mu? Sen nasıl yalan söylüyorsun, bu kadar yalanı nasıl söylüyorsun? Bir insan yalan söylerken yüzü kızarır.
128 MİLYARI SORDUK, SUÇLU HALE GELDİK: Finlandiya Başbakanı, 300 avroluk sabah kahvaltısını devletin kesesinden ödedi mi ödemedi mi? Finlandiya polisi bunu araştırıyor. 300 avrodan söz ediyorum. 300 avro için devletin hazinesine el uzattıysan ben bunun hesabını sorarım’ diyor. Peki biz? 1 dolar değil, 50 dolar değil, 300 dolar değil, 3 milyon dolar değil, 100 milyon dolar değil, ya 128 milyar doları sorduk tık yok, tık yok. Şimdi soruyorum kim ahlaklı? Kim adaletli? Kim kul hakkı yiyor? Kim yemiyor? Kim Müslüman? Kim Müslüman değil? Buyurun ne diyeceksiniz? Onlar 300 avronun hesabını soruyor, biz 128 milyar doları sorduk suçlu hale geldik.
MAHKEMEDE İSPAT EDECEĞİM: Soru sormak ne zamandan beri suç oldu? Bir ülkede suçu açığa çıkarmak için soru soruyoruz ve suç kabul ediliyorsa, orada demokrasi yoktur. Orada suçluların iktidarı vardır. Soru soruyoruz, ‘128 milyar dolar nerede’, suçlanıyoruz, neden? İktidardakiler suçlu da onun için. Açık ve net söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti, suçlular tarafından yönetiliyor. Erdoğan bir dava daha açacak, açmazsan namertsin. Mahkemede ispat edeceğim. Suçlular tarafından devletin yönetildiğini.
İÇİŞLERİ BAKANI SUÇLUYU NİYE GİZLİYOR: 128 milyar doları sorduk, cevabını alamadık, milletin hafızasında bir yerde dursun. Hak, hukuk, adalet için bu soruyu soracağız. Bu devletin İçişleri Bakanı TRT’de programa katılıyor, diyor ki ‘bir siyasetçiyi keklemişler.’ Yani rüşvet veriyorlar, ne kadar? Ayda 10 bin dolar. Ben söylemiyorum, mafya da yeraltı dünyası aktörleri de söylemiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi söylüyor. Suçu biliyor. Suçluyu da biliyor. Devletin televizyonunda açıklıyor, birilerine mesaj gönderiyor. ‘Her ay 10 bin dolar rüşvet alıyor bir siyasetçi.’ Emniyet istihbarat kimin emrinde? Jandarma istihbarat kimin emrinde? İçişleri Bakanı. İçişleri Bakanı’nın kafadan attığı bir rakam değil bu, kişiyi de biliyor ve verenlerin dilinden de konuşuyor. Bakın ‘savcı çağırırsa gideceğim açıklayacağım’ diyor. Beni AK Parti ve MHP’li kardeşlerimin dinlemesini istiyorum. TCK ne diyor. Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiği göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya gecikme gösteren kamu görevlisi 6 aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Söyledi 10 bin dolar, siyasetçiye veriliyor. Suçu gizlemiyor, suçluyu gizliyor. İçişleri Bakanı, suçluyu niye gizliyor? Saraya şunu mu demek istiyor? ‘Bana dokunma, dokunursan bu daha başlangıç.’ Şuna güveniyor, ben onu teslim aldım bana dokunamaz, hiçbir savcı bana bu soruyu soramaz ve ben koltuğumu garantilerim.’ Devleti bu mantıkla yönetirseniz, devleti mafyaya, terör örgütlerine, suç örgütlerine teslim edersiniz.
10 BİN DOLAR ONA DA MI GÖNDERİLİYOR?: Bu olay üzerine bir dilekçe verdik ve Meclis Başkanlığı’na ‘çağır şu Soylu’yu’ dedik. ‘Öğren, gereğini yap’ dedik. Tık yok onda da. Şentop bu konuyu açıklamak zorundadır. Eğer Şentop konuşmuyorsa, acaba her ay 10 bin dolar ona da mı gönderiliyor. Sessiz kalamaz, saraydakiler kalabilir, onların tamamı zaten bir yerlerden besleniyorlar, ama Şentop TBMM’yi temsil ediyor ve bu pisliği aydınlatmak zorundadır. Hüsamettin Cindoruk, 29 Ağustos 1994 tarihinde Başbakanlık’a yazı yazmış, Şentop bulamazsa ben ona göndereceğim. Yine bir dokunulmazlık dolayasıyla haksız hukuksuzluk dolayısıyla TBMM Başkanı gibi davranmış, Başbakanlık’a göndermiştir. ‘Meclis Başkanı, yetkisiz posta dağıtıcısı veya havale memuru değildir’ diyor. Beyefendi, posta memuru. Ya sen nasıl sessiz kalırsın? ‘Koltuk uğruna yapamayacağım şey yoktur’ diyorsa kendisini tarihe havale edeceğiz? Sen ileride torunların yüzlerine nasıl bakacaksın?
ERDOĞAN SOYLU’YA SAHİP ÇIKMAK ZORUNDA: Soylu’ya bakanlığı kim verdi? Erdoğan. Peki, 10 bin dolar rüşvet verdiğini devletin televizyonunda açıklarken Erdoğan bunu duymadı mı? Duydu? Çağırıp, ‘bu rüşveti kime verdi’ diye soru sordu mu? Sormadı. Sorabilir mi? Soramaz. Ayrıca ‘çıktın devletin televizyonuna, eskiden içişleri bakanlarının çocuklarının ellerinde para sayma makineleri vardı’ dedin. 17/25 ile bana bir mesaj mı vermek istiyorsun?’ Soylu, koltuğunu garantiye alma peşinde. Erdoğan da Soylu’ya sahip çıkmak zorunda. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Eğer siz hükümeti yeraltı çetelerine teslim ederseniz, yeraltı çeteleri hükümet erbabına talimat verirse böyle bir tablo çıkar. AK Parti’li ve MHP’li kardeşlerim. Biz her ay 10 bin dolar kazanmıyoruz sizin evlatlarınız çocuklarınız da işsiz olabilir. Ama birileri her ay 10 bin dolar çetelerden rüşvet alırken ve iktidar bunun üzerine yürümezken siz ne yapacaksınız? ‘Böyle bir tablo Türkiye’ye yakışmıyor, yeter artık’ diyecek misiniz? ‘Yeter artık’ demek zorundasınız. Soyulan bir Türkiye istemiyoruz.
BU İKTİDAR KADAR BECERİKSİZİ GELMEDİ: Bu iktidar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en vasat, en beceriksiz, en dar görüşlü iktidardır. Sadece ailesini ve yakın çevresini düşünen ve Türkiye’yi düşünmeyen iktidardır. Bu iktidar illegal organizasyonlarla iç içe geçmiş bir iktidardır. Beceriksiz ve etkisiz iktidardır. Bu iktidar bizim omuzlarımıza ciddi yükler getiren bir iktidardır. O nedenle diyoruz bir an önce seçime gitmeliyiz. Halkın kavgaya değil barışa ihtiyacı var. Milletten kaçılır mı? Sandığı koyacaksın, vatandaş seni istiyorsa, zaten bir daha geleceksin, bana ders vereceksin. ‘Er meydanı dedin çıkıyorum er meydanına’ diyeceksin. ‘Er meydanı olmaz, televizyona çıkalım’ diyorsan. Vallahi gelirim, sen de yürek varsa. İster CNN, ister A Haber… İkisine de çıkarız. Cesaretin varsa, yüreğin varsa gel. Sarayların, çetelerin, trollerin, beslemelerin var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çiftlik gibi yönetiyorsun, istediğin gibi hareket ediyorsun. ‘Gel sandığı koyalım’ dediğim zaman kaçacak delik arıyorsun. Zorla güzellik olmaz. Milleti perişan ettin. Erdoğan sen mi büyüksün, millet mi büyük? Millet senden büyük, milletten kaçamazsın. Kaçmak bir siyasetçiye yakışmıyor.”