CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “15 Temmuz gecesine dair şüphe bulutlarını artık dağıtmalı, o gece kimlerle konuştuğunu anlatmalı” sözlerine yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “TBMM’de araştırma komisyonu kuruldu. Erdoğan iki kişinin gelmesini yasakladı. Birisi MİT Müsteşarı, diğeri Genelkurmay Başkanı. Failleri ortaya koyup bilgi alacağız. Bu isimlerin bilgi vermesini Erdoğan neden yasakladı? 15 Temmuz’un perde arkası ortaya çıkmasın diye. Rapor çıktı, dört yıldır neden yayınlanmıyor? HTS kayıtları elinde. O gece kim, kiminle neyi konuştu hepsi devletin arşivinde. Açıkla kardeşim. Lafa gelince dil bir karış. Olmuyor, bu maya tutmuyor. Asıl kendisi FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağıdır” dedi.
Kılıçdaroğlu, CHP grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmeler yaparken özetye şunları söyledi:
Adalet Ağaoğlu önemli bir figürdü: Biz hep birlikte huzur içinde, kavgasız bir ortamda ama düşüncelerimizi dile getirebileceğimiz bir dünyada yaşamak istiyoruz. Biz bunun çabasını gösterirken bütün vatandaşlarımızla birlikte olacağız. Bir sorun varsa o sorunu çözmek CHP’nin görevidir. Bu sabah bir haber düştü. Adalet Ağaoğlu’nu yitirdik. Anılarıyla, günceleriyle, tiyatro oyunlarıyla edebiyat dünyasının önemli bir figürüydü. Bizim kültürümüzün dünyaya tanıtılması edebiyatçıların eliyle oluyor.
Şehitler arası ayrımcılığın kalkması lazım: Rize ve Artvin’deki sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Irak’ın kuzeyinde bir askerimiz şehit oldu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Buradan sürekli şehitler arasında ayrım yapmayın diyoruz.Toprağa, sonsuzluğa uğurluyoruz ama şehitler arasındaki ayrımcılığın kalkması lazım.
Ölen işçileri değil ailelerini arıyor: Sakarya’da bir patlama oldu. 11 yılda 5 defa patlamanın olduğu fabrikada vatandaşlarımız hayatlarını kaybetti. Sonra enkaz başka bir yere kaldırılıyor. Orada da 3 askerimiz şehit oluyor. Asıl beni üzen nokta, bu ülkede cumhurbaşkanı koltuğunda oturan zat, ölen işçilerin ailelerini değil, fabrikanın sahibini telefonla aramasıdır. Bu devletin temelinde acı ve gözyaşı vardır. Bu makama oturan her zat onların hakkını gözetmek zorundadır. Bu fabrikada iş sağlığı ve güvenliği uzmanı olarak çalışan bir arkadaşımız var. Bu kardeşimiz, benim dediklerim olmuyor diye 5 gün önce işten ayrılıyor. Ama kendisi hapiste. Biz hayatını kaybeden işçilerin hakkını ve hukukunu sonuna kadar koruyacağız. Varsın onlar lale devrinde yaşasınlar, saraylarda otursunlar. Bir emeğin değerini sarayda yaşayanlar biliyor mu? Onların yaptıklarının bedelini 83 milyon olarak biz ödüyoruz. Sakaryalıların da vicdanına seslenmek istiyorum. Artık gerçekleri görmeniz lazım. Daha cenaze kalkmadan patronu arayıp ‘geçmiş olsun’ diyorsun. MÜSİAD toplanıp hemen ziyafetler düzenliyor. Bunlarda ahlak ve vicdan yok. Adalet duygusunu terazide tartan vicdandır.
Yolsuzluğu yapanlar yolsuzluğu soruşturamaz: 11 büyükşehir belediye başkanımızla bir toplantı yaptık. Bunlar 5 maske dağıtamazken bütün vatandaşlara maske dağıtmak için neler yaptıklarını dinledim. Onlar 24 saat durmadan çalıştılar. Saraydaki beyler aş evi için toplanan paraya bile el koyarken, onlar günün 24 saati çalıştılar. ‘CHP gelirse yardım kesilir’ dediler. Ama baktılar ki daha fazla yardım yapılıyor. Herkese ön koşulsuz yardım yapılıyor. Saray zevatının ezberi bozuldu. Ankara Büyükşehir Belediyesi, daha önce 60 dolardan aldığı asfaltı şimdi aynı firmadan 25 dolardan alıyor. Şimdi Sarayın sorması gerekmiyor mu burada malı kim götürdü diye. Onlar sormaz ama biz soracağız. Yolsuzluğu yapanlar yolsuzluğu soruşturamaz. ‘Yaptığınız her ihaleyi dijital ortamda yayınlayın’ dedik. Biz diğerleri gibi olmayacağız. Biz dürüst insanlarız. Biz kul hakkı yemeyiz. Diğer belediye başkanlarımızla da toplantılarımız olacak. İl ve ilçe belediyelerimizin de güzel çalışmaları var.
18 yılda kadrolar boş kaldı: 2013 yılında bir yasa çıktı. Engelliler, kamuda taşıtlara ücret ödemiyorlar. Parlamentodan bir yasa çıktı. Kamuya ait olan yerlerde ücretsiz ulaşımın yolu açıldı. Pandemi döneminde yasak geldi.‘Engelliye sen binemezsin’ dediler. Bunu bütün engelli kardeşlerimizin bilmesini isterim. Bizim belediyelerimizde bir sorun yok. Ama TCDD’nin araçlarına gelince parasıyla bine binemiyorlar. Saraya sormak istiyorum. Dünya kadar boş kadro var engellilerin atanması gereken, 18 yıldır bu kadrolar boş kaldı. Eğer parlamentodan bir yasa çıkmışsa o kadroların doldurulması gerekmiyor mu? Sarayın engelli diye bir derdi yok.
Alın terine değil, 50 bin dolarlık çantaya oy veriyorsun: İhaleleri alanların bir eli yağda bir eli balda. Öyle olunca tüm ülke böyle sanıyorlar. Son iki yılda tarımsal sulamada kullanılan elektriğin bedeli yüzde 108 arttı. Mardin’de onlarca köyün elektriği 14 mayıstan bu yana kesik. Aynı şekilde Şanlıurfa’da da çiftçiler perişan. Oturup Şanlıurfalıların düşünmesi lazım. İstanbul’da Ankara’da insanlar rahat ediyor. Peki Şanlıurfalı ne yaptı? Bütün oyları AK Partiye verdi, elektrikleri kesiliyor. Onlar ‘nasıl olsa sen bana oy vereceksin’ diyor. Bunu saray sosyetesi diyor. Urfalı kardeşim o hanımının elindeki çantanın değerini biliyor musun? 50 bin dolar. Sen alın terinin değerine değil, 50 bin dolarlık çantaya oy veriyorsun, sonra da ağlaşıyorsun. Çözümü belli. Sandığa gidip oy vereceksin. Artık kanmayacaksın bu sefer sana oy vermiyorum diyeceksin. Göreceksin bu sefer onlar ayağına gelecek ‘sen niye oy vermiyorsun’ diye.
Alın terini sömürüyorlar: İnsanı yoksullaştırarak kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışıyorlar. Bizim karşı çıktığımız nokta bu. Ispartalı da Urfalı da bu hakkını savunacak. Her sene olduğu gibi yine fındık tartışması başladı. Çünkü o bölgede halkın tek geçim kaynağı bu. Dünyada fındık üretiminde bir numarayız. Fındık ihraç ettiğimizde para olduğu gibi buraya geliyor. Ama fındık üreticisi bir yabancı firmanın eline bıraktılar. Toprak Mahsulleri Ofisi, geçen yıl 14 liradan fındık aldı. Sonra 24 liradan satışa çıkıtı, 400 bin ton fındık sattı. Şimdi yeni fındığın piyasa değerinin 18-20 lira arasında olduğu söyleniyor. Toprak Mahsülleri Ofisi, bu fındığı 24 liradan satıyorsa üreticiden daha toprağa düşmeden en az 24 liradan almalı. Ordulu üreticilerin buna isyan etmesi lazım. Senin alın terini sömürüyorlar.
Çoklu hukuk projesine karşı çıkmak CHP’nin görevidir: Bütün milletvekili arkadaşlarıma yürekten teşekkür ederim.Türkiye’yi bölecek çoklu baro düzenlemesine karşı tüm arkadaşlarımız yürekten çalıştılar. Bütün arkadaşlarımın konuşması akademik düzeyi yüksek bir konuşma gibiydi. Yanlışı bütün ayrıntılarıyla ortaya koydu. Ama iradesini Saraya teslim edenler, elini kaldırıp indirdi. Bu, çoklu hukuk projesiydi. Buna karşı çıkmak CHP’nin göreviydi.
Nasıl olur el kaldırırsınız: Beni şaşırtan Sayın Devlet Bahçeli oldu. Partinin sempatizan ve üyelerine bir şey demiyorum. Grup Başkanı Bülent Turan, ‘Bu yasa geçtiğinde PKK, FETÖ baro kurarlarmış, kursunlar arkadaş’ dedi. Peki nasıl oluyor da MHP bu teklife evet oyu veriyor? Vatanı bölmek değil, birleştirmek esastır. Çoklu baro ile ülkenin birliği ve bütünlüğüne dinamit kondu. Bunu biz söyleseydik ‘muhalefet söyledi’ derlerdi. Ama söyleyen iktidar partisinin grup başkanvekili. Hangi gerekçe ile el kaldırdılar merak ediyorum. Milliyetçilerini, bayrağını sevenlerin vicdanına sesleniyorum. Nasıl olur da bu kanuna evet dersiniz? Tarihinizi reddediyorsunuz.
Erdoğan, isimlerin bilgi vermesini neden yasakladı: Bir Sarayın bir de halkın 15 Temmuz’u var. Halkın 15 Temmuz’unda şehitlerimiz, gazilerimiz, sokağa çıkan yüz binler, bedel ödeyenler, demokrasi sevdalıları var. O gün bedel ödeyenler için para toplandı. Eğer biz takip etmeseydik o paralar yok olacaktı. Erdoğan, 250 bin şehit derneklerine verecekti. Nerede bu paralar, niye vermiyorsunuz? TBMM’de araştırma komisyonu kuruldu. Grubu olan partilerin milletvekilleri kuruldu ve darbe girişimi araştırıldı. Bu araştırma komisyonuna iki kişinin gelmesini Erdoğan yasakladı. Birisi MİT Müsteşarı, diğeri Genelkurmay Başkanı. Bu isimlerin bilgi vermesini Erdoğan neden yasakladı? Failleri ortaya koyup bilgi alacağız. Milletin önüne atamayla gelmiş iki kişiyi çıkartmadılar. 15 Temmuz’un perde arkası ortaya çıkmasın diye. Rapor çıktı, dört yıldır neden yayınlanmıyor?
FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı: Erdoğan, ‘15 Temmuz ile ilgili şüphe bulutları kaldırılmalı’ demiş. ‘Kılıçdaroğlu, kiminle konuştuğunu anlatsın’ demiş. HTS kayıtları elinde. O gece kim, kiminle neyi konuştu hepsi devletin arşivinde. Açıkla kardeşim. Lafa gelince dil bir karış. Olmuyor, bu maya tutmuyor. Asıl kendisi FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağıdır.
Fakir fukara içeride, dayısı olan dışarıda: Erdoğan neden Marmaris’te saklandın? Yaverleri zaten FETÖ’cüymüş. Marmaris’te neden saklandın? Çünkü sen darbe girişiminin olacağını biliyordun. Yaveri FETÖ’cü çıktı, suçu Sözcü Gazetesi’ne attı. 15 Temmuz’un saray bölümü neydi? 15 Temmuz’un Allah’ın lütfu olarak görülmesiydi. Asker içeride, fakir fukara içeride. Parası olan, dayısı olan dışarda. Hele Cumhurbaşkanı’nın avukatını tutmuşsanız, savcı iddianame bile düzenlemiyor.
AKP-MHP bir kişi için ellerini kaldırıp indirdiler: 15 Temmuz’u darbe girişimi ve 20 Temmuz sivil darbesi sarayı başka bir yere taşıdı. Saray ve beslemeleri var. Onlar için lale devri başladı. Devleti tamamen arka bahçelerine çevirdiler. Liyakat denen bir şey kalmadı. Onun liyakatinin ölçüsü sadakattir. Büyük rüşvetler almışsa değme keyfine. Hemen büyükelçi ya da genel müdür... Rejimi değiştirdiler. Tek adam parti devletine geçtik. Bir kişinin söylediği bütün devlet aygıtında kabul ediliyor. Parlamentodaki AKP - MHP koalisyonu bir kişi için ellerini kaldırıp indirdiler. Saraydan gelen talimata göre hareket ederler.
Dışarıda evine ekmek götüremeyenler var: Bir de havuz beslemeleri var. En çok kim saraya yaranıyorsa en çok parayı o alıyor. Bir de birden fazla maaş alanlar var. Güreşçi, Halk Bankası Yönetim Kurulu’nda maaşı yetmiyorsa hemen zam yapıyorlar. Ama dışarıda daha kimler var? Evine ekmek götüremeyenler var. AKP’ye oy verenlere sesleniyorum: Eğer burada söylediklerimde bir harf yanlış varsa çıkıp özür dilerim. Eğer sen emeğini, ruhunu saraya teslim ediyorsan, ben senin insanlığını sorgularım. Yazlık sarayda oturur, kışlık sarayda oturur, yetmiyor arkadaş. Yoksulun, esnafın, çiftçinin derdini bilmezler. Halkın gündemiyle sarayın gündemi arasında siyahla beyaz kadar fark var. Cebinde 5 kuruş parası olmayan bir kişinin arkadaşıyla selamlaşmaktan nasıl kaçtığını bilirler mi?
Yurt dışına gidenlerin dramını bilirler mi: Üniversiteyi bitirip Türkiye’de iş bulamadığı için yurt dışına gidenlerin dramını bunlar bilir mi? Bunlar millete haya kurmayı bile unutturdular. ‘İki yılda iki buçuk milyon kişiye istihdam getireceğiz’ dediler, 3 milyon yeni işsizimiz oldu. İstanbul Aksaray’da bir üst geçitte kendini asan bir vatandaş, ‘beni koronavirüs değil, çaresizlik ve sahipsizlik öldürdü’ dedi. Sarayın böyle bir derdi yok. Bursa’da yaşayan 53 yaşında bir vatandaş elektriği kesildiği için solunum cihazı çalışmıyor ve hayatını kaybediyor. Bütün bunlara rağmen vatandaşa IBAN numarası verdiler, ‘bize para verin’ dediler. Geçen sosyal medyada AKP Şanlıurfa Gençlik Kolları Başkanı jakuzi keyfi yapıyor. Ulan fakirler beni rahatsız etmeyin diyor. Bunlar halkı değil, sarayı örnek alırlar. Bizi örnek alacak değil ya!
Bunun adı sahtekarlık: Ayasofya’nın ibadete açılması ilk kez 2005 yılında gündeme açılmış. Danıştay talebi reddetmiş. 2008’de bir dava daha açılıyor, o da reddediliyor. Anayasa Mahkemesi ayrıca kişi bakımından yetkisizlik kararı veriyor. 2016’daki davada Cumhurbaşkanı’nın avukatı da dahil oluyor. ‘Bu dava daha önce defalarca görülmüş, reddedilmiş, buranın ibadete açılması tamamen Erdoğan’ın ve idarenin kararıdır’ diyor ve davanın reddedilmesini istemişti. Şimdi Danıştay, Bakanlar Kurulu’nun kararını iptal etti. Erdoğan da çıkıp ‘Ayasofya’nın camiye dönüşmesi bu kararlılığımızın sonucudur’ diyor. Hangi kahramanlık? Bunun adı sahtekarlıktır.
Koltuk için feda etmeyeceği hiçbir şey yok: Biz daha önce ‘Bakanlar Kurulu’ndan karar çıkartın, bu iş bitsin’ dedik. Samimi olun kardeşim. Etrafını dolanıp iki yüzlülük ediyorsun. Erdoğan bu konuların hiç birinde samimi değil. Erdoğan’ın tek düşündüğü koltuğudur. O koltuk için feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur.
Erdoğan’ın tek bildiği yeşil dolardır: Mustafa Kemal Atatürk’e, o dönemin yöneticilerine hakaret ediyor. Erdoğan kendi tarihini bilmez, İstanbul’un nasıl işgal edildiğini, padişahın İstanbul’u nasıl teslim ettiğini bilmez. Ama bir adam var, Haydarpaşa’dan iner, bir gemiye binerken düşman gemilerini görür, ‘geldikleri gibi gidecekler’ der. Erdoğan Gaziantep’i, Sütçü İmam’ı, Dumlupınar'ı bilmez. Erdoğan’ın tek bildiği yeşil dolarlardır.