İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, türbede elleri arkasında yürüdüğü gerekçesiyle ve '2019'da Diyarbakır'da, görevinden uzaklaştırılan HDP'li belediye başkanlarını ziyaret ederek terörü desteklediği' iddiası ile başlatılan ön inceleme kapsamında Mülkiye Başmüfettişliği'ne yazılı olarak ifade verdi. Elleri arkada türbe ziyareti yapması üzerine ön inceleme başlatılmasını, "Saygının varlığını ve ölçüsünü kendilerinin belirleyebileceklerini ve başkalarını bu konuda kolayca yargılayabileceklerini düşünenlerin bir yakıştırmasıdır, iftirasıdır" diye nitelendiren İmamoğlu, Diyarbakır ziyaretinde de belediye başkanına Atatürk tablosu hediye ettiğini anımsatarak, "Mustafa Kemal Atatürk'ün tablosunu hediye etmiş olmam mı soruşturmayı gerektirdi?" diye sordu.
Mülkiye Başmüfettişliği; 2020 yılında gerçekleştirilen bir programda, Fatih Sultan Mehmet'e ait türbede elleri arkasında bağlı gezerek saygısızlık yaptığı iddiası ile ve 2019'da Diyarbakır ziyareti sırasında, görevinden uzaklaştırılan HDP'li belediye başkanlarını ziyaret ederek suçluyu övdüğü ve terörü desteklediği iddiası ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun ifadesini istemişti.
İmamoğlu 4 Mayıs 2021 tarihinde yazılı olarak verdiği ifadede, türbe ziyaretiyle ilgili "Eller arkada bağlı şekilde dolaşmanın saygısızlık kabul edilerek Ceza Yasası anlamında suç yaratılması ve bu yönde ifadeye başvurulmasının yasal dayanağı bulunmadığı gibi, izahı da mümkün değildir" açıklamasını yaptı. Diyarbakır ziyareti konusunda ise, ziyaret ettiği ve Atatürk portresi hediye ettiği Kayapınar Belediye Başkanı'nın o dönemde görevde olduğunu belirterek "Mustafa Kemal Atatürk'ün tablosunu hediye etmiş olmam mı soruşturmayı gerektirdi?" diye sordu.
İmamoğlu'nun, Fatih Sultan Mehmet türbesine ziyaret ile ilgili iddiaya karşı yazılı ifadesi şöyle:
"SAYGININ ÖLÇÜSÜNÜ BELİRLEYEBİLECEKLERİNİ DÜŞÜNENLERİN İFTİRASI"
"Fatih Sultan Mehmet’e ait türbeyi ziyaret sırasında ellerim arkada bağlı bir şekilde gezinmek suretiyle saygısızlık yaptığım iddiası, insanın iç dünyası, samimi duygularıyla ilgili bir konu olan 'saygı'nın varlığını ve ölçüsünü kendilerinin belirleyebileceklerini ve başkalarını bu konuda kolayca yargılayabileceklerini düşünenlerin bir yakıştırmasıdır, iftirasıdır.
"İFTİRA ATANI KINIYORUM"
Öncelikle belirtmeliyim ki, “Fatih Sultan Mehmet’e ait türbe” dedikleri yerin Fatih Camii haziresinde bulunan “Gülbahar Hatun” türbesinin önü olduğundan bile bihaber bu müfteri, aziz hatırasını ve emanetini korumak üzere iki yıllık İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığım süresince yaptıklarım ortadayken, Fatih Sultan Mehmet Han’a saygısızlık edebileceğimi; Gülbahar Hatun’a ya da bu dünyadan göç etmiş herhangi tarihi şahsiyete ait bir türbeye ya da hatıraya karşı özensiz olabileceğimi ima edebilecek kadar izandan yoksun birisidir. Bu nedenlerle Yüce Han’ın fethettiği, bir çağın kapanmasına yeni bir çağın başlamasına vesile olan Dünya Kenti İstanbul’un seçilmiş bir Belediye Başkanı olarak bu yakıştırmayı şiddetle reddediyorum, iftira atanı da kınıyorum. Müfterinin nasıl bir duygu içinde iftira ettiğini bilemem, ancak bildiğim bir şey var, o da Kanunda suç olarak açıkça tanımlanmayan bir eylemin ciddiye alınarak suç kabul edilmesi ve ön inceleme konusu yapılmasıdır ki, bu üzüntü verici bir durumdur.
"YASANIN SUÇ SAYMADIĞI BİR FİİLDEN DOLAYI CEZA VERİLEMEZ"
Ceza hukukunda bir fiilin suç olup olmadığını ancak yasa belirler. Hak veya hürriyetin kötüye kullanılması veya fiillerin rahatsız edici olması, toplum veya toplumun bir kesimi tarafından kınanması, hoş görülüp görülmemesi Ceza hukuku nazarında önemli olmayıp, bir fiilin suç sayılıp sayılmadığının tespiti yapılırken kıyasa veya kıyasa varacak şekilde genişletici yorum yapılmaksızın yalnızca yasa dikkate alınır. Buna “yasallık” ilkesi denir. “Yasallık ” ilkesi; esasında korkutucu olan suç ve cezanın hukuki öngörülebilirlik adına birey tarafından önceden neyin suç olup olmadığının bilinmesidir, koruyucudur ve birey için kamu gücü karşısında önemlidir. Kural şudur; yasanın açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez, Ceza hukukunda kıyas yapılamaz ve ceza kanunlarının kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanması yöntemi uygulanamaz. Nitekim “yasallık” ilkesi “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7. maddesinin 1. fıkrası ile “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/1’de de güvence altına alınmıştır. Cezanın keyfi uygulanmaması için neyin yasak olup olmadığının önceden bilinmesi gerekir, bu yolla özgür hareket etme kabiliyeti garanti altına alınır, kusuru ile yasak ihlal eden kişinin de cezalandırılmayı göze aldığı kabul edilir.
"YASADA 'TÜRBEDE ELLERİ ARKADA BAĞLI BİR ŞEKİLDE GEZMEK' ŞEKLİNDE BİR SUÇ TİPİNE YER VERİLMEMİŞTİR"
Yukarıdan beri yapılan açıklamalardan, Ceza Yasasında, ifade istem yazısında belirtilen '...Fatih Sultan Mehmet’e ait türbede ellerin arkada bağlı bir şekilde gezinmek suretiyle saygısızlık yapmak' şeklinde bir suç tipine yer verilmemiş olduğu görülmektedir. Diğer yandan eller arkada bağlı gezmenin bir suça temas etmesi için bu yönde bir kastın ya da en azından bir ihmalin/kusurun mevcudiyetinin bulunması gerekir. Ancak herhangi bir insandan sadır olan insanın doğal hareketi, anlık refleksi ile elleri arkaya bağlayarak gezinmede bir suça yapışacak şekilde bir iradi hareket olduğunu hukuk sistemi kabul etmez. Aksi halde devreye insanın iç dünyası ile ilgilenme, insanın düşüncesini sorgulama girer ki Ceza Hukuku böyle bir sorgulamaya izin vermez. Ceza Hukuku maddi ve kesin deliller üzerinden yürür. Ceza Hukuku sisteminde ‘niyet okuma’ yasaktır. Gene bir diğer önemli ilke ‘kıyas yasağı’dır. TCK'nun 2. maddesinin 3. fıkrası yasallık ilkesinin kıyas yasağı kıstasına işaret etmektedir. Öte yandan olaya “Kabahatlar Yasası” yönünden bakıldığında da buna benzer bir durumla karşılaşmak olanaklıdır.
"SUBJEKTİF ZORLAMA BİR YORUM"
Bu anlamda eller arkada bağlı şekilde dolaşmanın saygısızlık kabul edilerek Ceza Yasası anlamında suç yaratılması ve bu yönde ifadeye başvurulmasının yasal dayanağı bulunmadığı gibi, izahı da mümkün değildir. Zira Ekrem İMAMOĞLU’nun her insanın karşılaşabileceği anlık refleksi içindeki davranış şeklinin bir saygısızlık olarak kabul edilerek ifade konusu yapılması sübjektif zorlama bir yorum olduğu tartışmasızdır.
"KANUNA GÖRE ÖN İNCELEME YAPILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR"
İddia edilen eylem TCK anlamında suç oluştursa bile bu eylem görevden kaynaklanan ya da görev sebebiyle işlenen bir eylem olmadığı için 4483 sayılı Kanuna göre ön inceleme yapılması mümkün değildir. Bilindiği üzere, 4483 sayılı Kanunun 1’inci maddesinde Kanunun amacı; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemek biçiminde açıklanmaktadır. Maddede dikkat çeken husus, önceki uygulamanın tersine, bu defa görevden kaynaklanmayan, ancak görev sırasında işlenen suçların özel soruşturma usulüne dahil edilmemiş olmasıdır. Diğer bir ifadeyle, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin işlediği her suç değil, ancak görev sebebiyle işlenen suçlarının soruşturulması izne tabi tutulmuştur. Görev sebebiyle işlenen suç, memurun yasal düzenlemelerle kendisine verilen görevlerinden doğan ve bu görevleriyle ilgili olan suç demektir. Bunlarla işlenen suç ile görev arasında bir nedensellik bağı vardır ve suç görevin sonucu olarak ortaya çıkar.
Diğer yandan, Belediye Başkanlarının görevleri 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 38 inci, Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevleri ise 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 18'inci maddesinde gösterilmiştir. Bu görevler arasında belediye başkanının, tarihi kişilerin adını taşıyan yerleri ziyaret etmek gibi bir görevi bulunmamaktadır."
DİYARBAKIR ZİYARETİ İLE İLGİLİ İDDİA
İmamoğlu'nun Diyarbakır ziyareti ile ilgili verdiği ifade ise şöyle:
"İfade istem yazısında; 2019 yılında gerçekleştirdiğiniz Diyarbakır ziyareti kapsamında görevinden uzaklaştırılan HDP’li Belediye Başkanlarını ziyaret ederek suçluyu övdüğünüz, ziyaret ettiğiniz belediye başkanlarının ve anılan partinin teröre olan yardımlarını desteklediğiniz ”denilerek ifadem talep edilmektedir.
Bu çerçevede ifade istem yazısı incelendiğinde; iddianın soyut ve genel nitelikte olduğu, ciddî bulgu ve belgelere dayanmadığı, örneğin hangi sözlerim dolayısıyla suçluyu övdüğüm, teröre yardım fiilini hangi söz ve davranışlarımla desteklediğim konusunda tarafıma hiçbir açıklamada bulunulmamıştır. Oysa 4483 sayılı Kanun hükümlerine göre ifade alınması, aynı zamanda savunmayı da içermesi sebebiyle savunma hakkının hukuka uygun şekilde kullandırılması zorunludur. Bu nedenle ifade isteminde bulunulan görevlinin, hakkında ön inceleme yapılan kimse sıfatıyla üzerine atılı iddiaları, bu iddiaların dayandığı delilleri, işlediği iddia edilen fiillerin hukuki nitelendirilmesini bilmesi Anayasal bir zorunluluktur.
Benim, iddia edildiği türde bir söz ve davranışta bulunmam söz konusu bile olamaz. Buna rağmen, eğer hangi söz ve davranışlarımın soruşturmaya konu edildiği belirtilir ise, diğer bir ifadeyle, üzerime atılı iddiaları, bu iddiaların dayandığı delilleri, işlediğim iddia edilen fillerin hukuki nitelendirilmesinin bildirilmesi halinde onlarla ilgili elbette açıklama yapar ve savunmamı/ifademi sunarım.
"KEZBAN YILMAZ'I ZİYARET ETTİĞİMDE YERİNE KAYYUM ATANMAMIŞTI"
Diğer taraftan, ifade istem yazısında iddia edildiği gibi 'görevinden uzaklaştıran HDP’li Belediye Başkanlarını' ziyaret etmiş de değilim. 31 Ağustos 2019 günü, Diyarbakır’da Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı’nı ve Belediye Başkanı Kezban Yılmaz’ın daveti üzerine Kayapınar Belediye Başkanlığı’nı ziyaret ettim. O tarihte, yerine kayyum atanmamış bulunan, görevinin başında olan Kezban Yılmaz’ı, Türkiye Cumhuriyeti Kayapınar Belediye Başkanı sıfatıyla ziyaret etmemin bir soruşturmaya konu edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Eğer hakkımdaki soruşturma, söz konusu ziyarette, kısa bir süre önce görevlerinden alınmış olan Diyarbakır eski büyükşehir belediye başkanı Selçuk Mızraklı ile Mardin eski büyükşehir belediye başkanı Ahmet Türk’ün de Kayapınar Belediye Başkanı Kezban Yılmaz’ın davetlisi olarak bulunmaları nedeniyle açılmış ise, hatırlatmak isterim ki; bir belediye binasında, kamuoyunun gözü önünde, basın mensuplarının katılımıyla tamamen aleni bir biçimde gerçekleşmiş bir ziyaret, ancak o ziyarette söylenen sözler ve yapılan davranışlar sebebiyle soruşturma konusu haline getirilebilir.
"ATATÜRK'ÜN TABLOSUNU HEDİYE ETMİŞ OLMAM MI SORUŞTURMAYI GEREKTİRDİ?"
O halde, bu ziyarette benim hangi söz ya da davranışım soruşturmayı gerektirir bulunmuştur? Seçilmiş belediye başkanlarının kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın görevden uzaklaştırılmasının milli iradenin üstünlüğüne, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu söylemem mi? Ziyaretine gittiğim Kayapınar Belediyesi’ne Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bir tablosunu hediye etmiş olmam mı?
Ben 31 Ağustos 2019 günü, Diyarbakır’daki CHP İl Başkanlığı ve Kayapınar Belediye Başkanlığı ziyaretlerimi, Diyarbakır üzerinden Batman’a giderken gerçekleştirdim. Davetlisi olarak Batman’a gittiğim kişi, Batmanlı Cihan Yaşar isimli gençtir. Kendisi 6 Mayıs 2019 günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin YSK tarafından iptal edilerek 23 Haziran’da yenilenmesine karar verilmesi üzerine, 23 Haziran’a denk gelen Batman’daki düğününü iptal ettiğini ve İstanbul’da kalıp, yaşanan hukuksuzluğa karşı oyunu kullanacağını sosyal medyadan duyurmuştu. Cihan Yaşar daha sonra beni ziyaret etti ve seçimden sonra yapacağı düğününe davet etti. Ben de kendisinin bu talebini kabul ettiğimi, nikah şahidi olarak düğüne katılacağımı 15 Mayıs 2019 günü sosyal medyadan ilan ettim. 23 Haziran’da yenilenen seçimlerin hemen ardından da bana düğün merasiminin 31 Ağustos 2019 günü yapılacağı iletildi ve ben de planlamamı buna göre yaptım.
"İDARİ SORUŞTURMA USUL VE ETİĞİNE UYGUN OLMAYAN BİR SORUŞTURMAYA MUHATAP KILINMAM ÜZÜCÜ"
Görüldüğü üzere, Kayapınar Belediye Başkanlığını ziyaret sırasında ve sonrasında yaptığım basın açıklamalarındaki ifadelerime bakıldığında, açık veya zımni biçimde suçluyu övme, terör örgütü propagandası yapma, terörü ve teröristleri övme, bunları meşrulaştırma ya da anılan siyasi partinin politikalarını destekleme veya bunların haklılığını savunma vb. anlam ve sonucu çıkarılamaz. Aksine, basına yaptığım açıklamada, seçilmiş belediye başkanlarının idari bir tasarrufla görevlerinden alınarak yerlerine atanmış bürokratların (kayyım) getirilmesinin demokratik olmadığı, seçme ve seçilme hakkının bu suretle ihlal edildiği, halkın iradesinin yok sayıldığı, günün siyasi konjonktürüne göre hareket edilmesinin, barış içinde demokratik yaşamın sürdürülmesine engel olduğu biçiminde özetlenecek ifadelere yer verilmiştir. Cumhuriyetimizin ilkeleri, demokrasinin kurumları ve hukukun üstünlüğüyle gelişip güçleneceğine inandığım birlik ve bütünlüğümüzü her koşulda savunmaya, teröre kayıtsız şartsız karşı olmaya hep devam edeceğim. Hiçbir somut kanıt, sebep, gerekçe sunmadan, bunun aksini iddia etmeye kalkan, hukukun genel ilkeleri ile idari soruşturma usul ve etiğine dahi uygun olmayan böyle bir soruşturmaya muhatap kılınmam üzüntü vericidir."