ÖZGE ZAİM
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET) işbirliğinde düzenlenen "Kuru Tarım, Yeniden" başlıklı uluslararası sempozyum başladı. Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı'nda gerçekleştirilen sempozyumun açılışında, TARGET Başkanı Cemal Taluğ, Ali Numan Kıraç’ın oğlu İnan Kıraç ve Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen konuşma yaptı. Yarın sona erecek sempozyumda yerli ve yabancı akademisyenler, kuru tarım üzerine yapılan çalışmaları tartışacak.
Kıraç ailesi adına İnan Kıraç'ın da konuşma yaptığı sempozyumun açılışına CHP Eskişehir milletvekilleri Utku Çakırözer ve Jale Nur Süllü, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, TARGET Başkanı Cemal Taluğ, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ve diğer ilgililer katıldı.
"ESKİŞEHİR'DE YAPILMASI TARTIŞILMAZ BİR KARARDI"
Türkiye’nin dünyada kuru tarım alanındaki saygınlığını ve öncülüğünü yeniden kazanmaya yine Eskişehir'de başlayacağını ve Eskişehir’in, Türkiye'de tarımsal bilgi sisteminin göz bebeği olduğunu aktaran TARGET Başkanı Cemal Taluğ şunları söyledi:
"Sayın başkanım, sayın milletvekillerim, çok değerli konuklarımız, çok değerli katılımcılar hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tarım ve Gıda Etiği Derneği adına en iyi dileklerimi sunuyorum. Kuru Tarım Yeniden Uluslararası Sempozyumu’na hoş geldiniz. Bugün 19 Ekim 2022 Dünya Etik Günü. Bu sempozyum dünya etik gününde başlamasını ve 2 gün boyunca tarımı ve özellikle kuru tarımı, etik günü bağlamında olacak sempozyum çok anlamlı ve uygun. Çünkü bir kere tarım insanın en büyük en yaşamsal üretim faaliyetidir. Vazgeçilmez ve ertelenemez ihtiyacımız olan gıdanın karşılandığı ana kaynaktır. Bu anlamda değerlerle iç içedir, değerlerle bütünleşmiştir. Aynı şekilde tarım insanın, doğayla en fazla bütünleştiği ekonomik yetkinliktir. Bir güzel söyleyişle; tarım, doğa ile insan arasında bir arayüzdür. İnsanoğlunun, özür dilerim salondaki kadınlardan, insanın bu güzel mavi gezegendeki serüveni içinde çok uzun dönem avcılık ve toplayıcılık yaparak gıdaya erişmeye çalıştığı temel ihtiyacı karşılamaya giderdiğini biliyoruz. İnsan tarıma geçmeyi başardı. Nasıl başardı; sınırlı sayıda bitkiyi kültürel olarak ve sınırlı sayıda hayvanı evcilleştirerek tarıma geçti. Tarıma geçmekle birlikte giderek bu süreç içerisinde gıdaya erişimini daha yeterli daha istikrarlı bir hale getirdi, artı üretim sağlamaya başladı. Bu işte gıdayı daha yeterli ve istikrarlı elde etmeye başlaması, insan yaşamında büyük dönüşümleri ve değişimlerin tohumlarını attı. Sağlanan refah ve kazanılan zaman insana başka işler içinde olanak sundu. Örneğin; daha çok düşünmeye başlıyorsunuz, düşündüklerini paylaşmaya daha çok ihtiyaç duyuyorsunuz. İnsanın dinleme ve anlama arzusu gelişmeye başladı. İşte bu süreç sonunda doğan birçok şeyden bir tanesi de doğan felsefe ve etiktir. Tarıma geçişle elde edilen kazanımlar arasında bunu da sayabiliriz. Aslında şunu söylemem lazım; insanın tarıma geçmesi gerçekten büyük dönüşümleri mümkün kıldı ve bunların içinde etikte var. Bu sempozyumu sanıyorum ki tam zamanında yapıyoruz. Türkiye’nin kuru tarım açısından etik duyarlılığını yükseltme, kuru tarımı yeniden sahiplenme ama bu yetmez. Güçlendirmek, 21. yüzyıla yakışan bir kuru tarımı gerçekleştirmek için neler yapmamız gerektiğini arayacağımız bir önemli bir tarihi sempozyumu yapacağımızı düşünüyorum. Bu sempozyumu Eskişehir’de yapacağımızı söylediğimiz zaman hiçbir arkadaşım, hiçbir dostum bana neden Eskişehir demedi. Çünkü Eskişehir bir tercih, bir seçim değildir. Doğası gereğiyle tartışılmaz bir karardı. Kuru Tarım Sempozyumu Yeniden Eskişehir’de."
"YENİ BİR BAŞLANGICIN FİKİR TEMELLERİNİ ATMIŞ OLACAĞIZ"
Kuraklığın dünyayı ve Türkiye'yi sarması karşısında kırsalda susuzluğun had safhaya geldiği topraklarda nasıl tarım yapılabileceğini tartışmak için sempozyum düzenlediklerini ifade eden Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen şunları söyledi:
"Son 20 yılda Türk tarımı ne yazık ki Türkiye’yi ve Türkiye’nin dışındaki kendisi gibi büyük ülkeleri besleyebilecek tarım ve hayvancılık gücüne sahipken, okullarda hep bunu okuttular bizi hakikaten de öyleydi, dışarıya muhtaç hale geldik. Mercimeğinden buğdayına, sarımsağından her türlü gıda ürününe dışarıdan ihtiyaç yağan ve alan bir ülke durumuna geldiğini hepimiz biliyoruz. Bunu saklamaya gerek yok, doğruları kabul eder doğruları konuşursak doğru çözümleri bulabiliriz. Belediye başkanlığımın herhalde önümüzdeki yılda tamamlarsam Allah ömür verirse, şehirlerarası aralıksız büyükşehir belediye başkanlığı yapmış olacağım. Bu süreç içerisinde köyleri tanıma fırsatı, tarımın ne olduğunu inceleme fırsatı buldum. Bu fırsat biraz hafta sonları merakımdan birazda Türkiye’nin gidişatını izleyerek, görerek, ne oluyor yerinde göreyim diye köyleri ve arazilerde doğayı, tabiatı izlemekle geçti. Son dönemlerde ne yazık ki kullanılan yönetim tarzı itibariyle köylerimizi, benim çocukluğumda gidip gördüğüm köylerden çok farklı geldiğini yani fakirleştiğini izlemeye başladım. Eskiden köy okulları vardı öğretmenler zaman zaman yakın köylere toplar götürürlerdi bizleri. O okulların kapıları, pencereleri perişan olmuş adeta ahır haline getirilmiş okullar gördüm. Köy enstitüsü güya öğretmenlerimiz oraya götürürdü Çifteler’deki, Hamidiye’deki okulların binalarını, üzerlerine bir kilit vurulmuş ki içeride okutulan kitaplardan çocukların müzik enstrümanlarına kadar her şeyin olduğu gibi durduğunu gördüm. Onların bir tarih olduğuna kanaat getirerek ilgililerden belediyemize verilmesini veyahut bir şekilde onların müze haline getirilmesi köy enstitülerinin nedenli önemli eğitim kuruluşlarının olduğunu hak edecek kuşakların da hatırlamasını ve öğrenmesini istedim, fakat olamadı sonunda ne oldu biliyor musunuz? Köyden şehire başlayan akın ve giderek Eskişehir’deki köy yaş ortalamasını 60’larda olduğunu ve iki büklüm köy kadınlarının sadece kendilerinin eşlerinin geçinmesini sağlayacak kadar bahçe işleri ile uğraşır hale geldiğini gördüm. Hayvancılık yine aynı şekildeydi üzüntü duyuyorum. Son seçimlerden önce mevcut Türkiye’yi yönetenler köylerden oy alamayacaklarını düşündükleri olsa gerek, bu benim kişisel görüşüm, köyleri büyükşehir belediyelerine mahalle olarak bağlamakta çare buldular. Kırsalda susuzluğun had safhaya geldiği topraklarda nasıl tarım yapılabilir onu yeniden canlandıralım. Bu amaçla da bu sempozyumu düzenledik. Bize yardımcı olan çok değerli ziraatçi hocalarımıza ulaşarak iş birliği teklifi yaptığımda hemen kabul ettiler. İnşallah 2 gün sürecek olan sempozyumda köylerimizin durumunu daha geniş kitlelere duyurabilir, onları nasıl eski köyler, Türkiye’yi besleyebilecek, hayvanları yetiştirebilecek, ürünleri yetiştirecek yeni bir başlangıcın fikir temellerini atmış oluruz diye düşündüm. Ben ancak belediye başkanı olarak bunu yapabilirdim, başkasını da yapamazdım. Ümit ediyorum ki Türkiye’de kıraç olan ve gittikçe kıraçlaşmaya başlayan topraklarda yeniden Türkiye’yi ve Türkiye’nin gerektiğinde komşu ülkelerini besleyebilecek ürünleri yetiştirebildiği, hayvanları besleyebildiği bir güne Allah kısmet ederse ulaşabiliriz. Teşekkür ediyor, Sayın Ali Numan Kıraç’ın ruhu şad olsun diyorum."
ALİ NUMAN KIRAÇ KİMDİR?
İşinsanı İnan Kıraç, Eskişehir Ticaret Odası’nın dergisinde babası Ali Numan Kıraç’ı şöyle anlatmıştı:
“Babam Ali Numan Bey, Bursa’da 1897 yılında doğdu ve Kafkas kökenli bir ailenin çocuğuydu. Afyon İdadisi’nden sonra 1914’te Bursa Ziraat Mektebini bitirdi ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1919 yılında kendi okulunda muallim muavini olarak çalışmaya başladı. 1921’de Amasya’ya giderek önce Darulharır Müdürü, ardından da Ziraat Mektebi muallimliği yaptı. 1925 yılında Semiha Hanım ile evlendi. 1926’ya kadar Amasya’da kalan Ali Numan Bey, Ankara Ziraat Mektebi’ne atandı ve aynı dönemde Gazi Çiftliği’nde ziraat mütehassısı görevini üstlendi. 1927 yılında Gazi Mustafa Kemal ile tanıştı ve başarılı çalışmaları takdirle izlendi. İlk çocuklarına Can ismi Gazi Mustafa Kemal tarafından verildi.”
Aynı yıl, Ali Numan Bey, ziraat konusundaki eğitimini ilerletmek üzere Atatürk tarafından Amerika’ya gönderildi ve Kansas State University – College of Agriculture, sonra da Nebraska University’ye devam etti ve 1931 yılında mezun oldu. Amerika’da eğitim almış ilk ziraat mühendisi olarak Türkiye’ye döndü.
Bu dönemde, Mustafa Kemal Atatürk, Eskişehir’de kırk bin dönümlük büyük bir arazi alarak Orman Çiftliği’ni kurmuştu. Ali Numan Bey’i, burada sulu ve kuru tarım çalışmalarını karşılaştırmalı olarak yapmak üzere deneme istasyonu müdürü olarak görevlendirdi. Amaç, Türk köylüsüne modern yöntemlerle tarım yapmayı öğretmek ve Anadolu şartlarına uygun tohum kullandırmaktı. Dray Farming, yağışı az olan veya yağmurları uygun zamanlarda düşmeyen bölgede sulama yapılmadan ürün yetiştirmek usulüydü. Ali Numan Bey ve ekibi çok başarılı çalışmalar yaptı ve yapılan bu çalışmalarda kaydedilen gelişmeler pek çok ülkeye model oldu. Bu araştırmalar, uluslararası kuruluşlarca “Türk mucizesi” olarak takdir gördü.”