TACETTİN DURMUŞ
Eski AKP Kars Milletvekili Mahmut Esat Güven, 12 Eylül döneminde yaşı tutmadığı halde idam edilen Erdal Eren’in, kendisi ile aynı soyadı taşıyan ülkücü Mahmut Eren ile aynı koğuşta kaldığını anlattı. Güven, “Her ikisinin soy isimlerinin de ‘Eren’ olması nedeniyle, 'Eren gel bakalım' dediklerinde Erdal'ın yerine Mahmut çıkıyor ve onun yerine dayak yiyordu. Erdal'ı sadece nöbetçiler değil, mutfakta çalışan askerler dahi dövmeye geliyorlardı” dedi.
Eski AKP Kars Milletvekili Mahmut Esat Güven, Ulucanlar ve Mamak cezaevlerinde Erdal Eren ve Mahmut Eren ile birlikte kaldığını, işkence gördüklerini belirtti. Güven, 12 Eylül’ün can almaya devam ettiğini söyledi. Güven, ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:
"12 Eylül askeri darbesini yapanların da yaptıranların da Allah belasını versin diyerek başlamak istiyorum. 1978 Kahramanmaraş olayları üzerine sıkıyönetim ilan edilince, Ulucanlar Cezaevi'nde bulunan siyasi tutuklular, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmak için Mamak Askeri Cezaevi'ne götürüldük.
Önceleri sağcı-solcu aynı koğuşlarda kalıyorduk. Yapılan kavgalar üzerine sıkıyönetim komutanlığının kararıyla koğuşlarımız ayrıldı. 12 Eylül darbesi oluncaya kadar. 12 Eylül darbesinden iki gün sonra sağcı ve solcu koğuşları birleştirildi. Sıkıyönetim Komutanlığı hücredeki tutuklular için çok katı kararları vardı. Ayrı görüşten olmalarına rağmen, hücredekilerin birbirleri ile konuşmaları yasaktı. Arkaya yaslanmak, ayak ayak üstüne atmak, gömleğin üst düğmesini açmak, izinsiz mazgaldan yemek almak, yemek yemek, el, yüz yıkamak, tuvalete gitmek dahi yasaktı.
"YAŞAMIN HER PARÇASINI EZİYET OLARAK YAŞATIYORLAR"
‘Gidebilir miyim komutanım?’ diye avazınız çıktığı kadar bağırıp izin istemeniz gerekiyordu. Tuvaletlerin kapısı yoktu, tavanlarda mazgallar vardı. Mazgalların başındaki asker tuvalete girdiğinizde başınıza taş, toprak atıyor. Nöbetçi asker dakikada bir, 'Oturduğun yerden ayağını uzat, bakayım kaçmış mısın?' diyor. Anlayacağınız yaşamın her parçasını eziyet olarak yaşatıyorlar.
Yasaklardan birini ihlal etseniz o zaman sizinle birlikte farklı görüşteki arkadaşınız da dayak yiyor. Bir de idarenin diğer tutuklulara rağmen çok daha fazla ezmek istediği ve adına kısımdaki hücrelerin sorumlusu anlamına gelen ‘kıdemli’ denilen tutuklular vardı. Kıdemli herkesle birlikte sopa yerdi ve kıdemli idare tarafından tayin edilirdi. Her zamanki parlak şansım beni burada da yalnız bırakmadı. Hücrelerin kıdemlisi olarak ben tayin edildim. Hücredeki arkadaşlar arasında sözde kariyer sahibi olmuştum, olmaz olaydım. İşim gücüm dayak yemekti. Sağcı veya solcu bir arkadaşın hata yapması, her ikisinin de dövülmesine yol açtığı için idarenin faşist uygulamalarına karşı sağcı ve solcu tutuklular arasında dayanışma başlatmıştı. Bu şartlar altında insani değerleri asgari ölçüde de olsa korumanın yolu, insan olarak birliktelik sağlamaktı ve bu birliktelik o şartlarda sağlanmıştı."
"ERDAL'I MUTFAKTA ÇALIŞAN ASKERLER DAHİ DÖVMEYE GELİYORDU"
Hücre arkadaşları arasında en fazla birlikte kaldığı kişinin Mahmut Eren olduğunu belirten Güven, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Mahmut, Erzurumlu, ülkücü camiaya mensup, Turizm Yüksek Okulu öğrencisiydi. Kendisinin ve arkadaşlarının da ifade etmesiyle, benim de içinde bulunduğum birçok kişi gibi suçsuz yere yatıyordu. Namazını, orucunu kaçırmaz, sakin tavırlarıyla da imanlı biri olduğu anlaşılan bir kişiydi. Birlikte kaldığımız hücreye gelmeden önce, yaşı tutmadığı halde suçsuz yere idam edilen Erdal Eren’le birlikte aynı hücrede kalıyorlardı. Erdal'a bir askeri öldürmek suçundan suçsuz yere idam cezası verilmişti. Ancak askerler, onu 'asker katili' diye herkesten çok dövüyorlardı. Mahmut, Erdal'ın dövülmeleri karşısında eziliyor, üzülüyor. Her ikisinin soy isimlerinin de ‘Eren’ olması nedeniyle, eğer askerler, ismi kullanmadan soy isimle 'Eren gel bakalım' dediklerinde Erdal'ın yerine Mahmut çıkıyor ve onun yerine dayak yiyordu. Mahmut hücrede bunları bana anlatırken gözleri doluyordu. Bilmem bu konuyu ülkücü arkadaşlarına da anlatmış mıdır? Erdal'ı sadece nöbetçiler değil, mutfakta çalışan askerler dahi dövmeye geliyorlardı. Kıdemli olmamın dışında Mahmut ile birlikte de çok dayak yedik. Yediğimiz dayaklardan en ağrıma gideni ise, öğlen yemeğinde yere serdiğimiz gazete kağıdı üzerinde yemeklerimizi yiyorduk, Mahmut'un sırtı hücre kapısına dönüktü. Nöbetçi asker kapıdan bizi seyrediyordu. O sıra çok sessiz olarak Mahmut benden önümdeki tuzu istedi, nöbetçi askere gün doğdu. ‘Ne konuştunuz? Cezaevinden kaçma planı mı yapıyorsunuz?’ dedi. Anlat adama anlatabilirsen. Bir tuz isteme yüzünden sofradan kaldırıp bir ton sopa. Hazmedilir gibi değil."