CHP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) sonrası açıklama yapan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman ile eşinin nikahtan sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gitmesine ilişkin “Bu ucube rejimle beraber ülkenin adalet direği tamamen çöktü. Bunlar sarayın savcısı olmayı, Cumhuriyet’in savcısı olmaya tercih ediyorlar. Yargı artık sarayın vesayeti altındadır” dedi. Öztrak, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar ile Enis Berberoğlu’nun TBMM’deki görevine devam etmesi gerektiğini söyleyerek, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’a çağrı yaptı. AKP’ye üye olana “sarayda bir gün geçirme” vaadi verilmesine ise Öztrak, “Saray koalisyonu milletin gönlünde eridikçe ne yapacağını şaşırmaya başladı. Saray promosyonu dağıtmaya başlamışlar. Devlet, parti devletine dönüştürülünce, böyle rezillikler de sıradanlaşıyor. Artık sadece işe girmek değil, saraya girmek için de partili olmak gerekiyor. Ne yaparsanız yapın olmaz, millet ne yaptığınızı görüyor” dedi.
CHP MYK sonrası açıklamayı koronavirüsü atlatan ve karantinadan çıkan CHP Sözcüsü Faik Öztrak yaptı. Öztrak’ın açıklamasından satır başları şöyle:
Hastalığı atlattım: Sağlıktan daha büyük bir zenginlik yok. Covid-19 salgını hepimize bu gerçeği bir kez daha gösterdi. Bugüne kadar 100 binlerce yurttaşımız salgına yakalandı. Bunlardan biri de benim. Çok şükür hastalığı atlattım ve bugün sizlerin karşısında olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Hastalığımda başta ailem olmak üzere pek çok kişinin yardım ve desteğini gördüm. Hepsine müteşekkirim. En büyük teşekkürüm hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza… Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’ya, İzmir İl Sağlık Müdürümüz Burak Öztop ve çalışkan personeline, İzmir Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesi Başhekimi Orhan Güngör ve hastanenin tüm fedakâr çalışanlarına teşekkür borçluyum.
Milletimizin şüpheleri giderilmeli: Bu salgınla topyekûn mücadele şart. Mücadelede hem devlete hem de yurttaşlarımıza büyük görevler düşüyor. Salgın ülkemizde ve dünyada yeniden hız kazandı. Sonbahar ve kış aylarında çok daha kötü tablolarla karşılaşmamak için tedbirleri şimdiden artırmak gerekiyor. Milletimiz önlemleri sıkılaştırırken, devlet de tüm imkânlarıyla milletinin yanında olmalı. Elde bir eylem planı olmalı. Bunu tüm sorumlular ve halk şeffaf bir biçimde izleyebilmeli. Veriler bu kapsam ve yoğunlukta herkese açık olmalı. Herkes hata veya doğruların ülkeyi nereye götüreceğini bilmeli. Hasta sayılarından, yatak doluluk oranlarına, okulların nasıl açılacağından, eğitimin nasıl devam edeceğine kadar her konuda milletimizin kafasında oluşan şüpheler mutlaka giderilmelidir.
Kış aylarında ne yapacağız: Bugün anaokulları ve birinci sınıflar için okul zili çalıyor. Salgının yönetiminde bir güven zaafı olduğu, bunun da giderek arttığı çok açık. Bu güveni yeniden kazanmanın yolu, şeffaflıktan ve doğruları paylaşmaktan geçiyor. Salgınla ilgili açıklanan verilerin bir kısmı artık açıklanmazken, verilerde matematikle açıklamakta güçlük çektiğimiz bazı hususlar da dikkati çekiyor. Yoğun bakım ve entübe edilen hasta sayıları nedense artık açıklanmıyor. Türkiye’de yoğun bakım yatak sayılarının yaklaşık üçte biri yeni doğan bebekler için. Salgınla mücadelede, yeni doğan yoğun bakım odaları kullanılamayacağına göre, mevcut doluluk oranlarıyla kış aylarında ne yapacağız? Bu ve buna benzer soruların açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Tavsiyemiz yeni bir veri akış stratejisi oluşturulmasıdır.
Salgınla mücadele eden doktorlarımızla mücadele ediyorlar: Salgınla mücadelede ciddiyeti artırmamız gerektiği çok açık. Ama bakıyoruz, ülkeyi yöneten saray koalisyonu bu ciddiyetten çok uzak. Saray koalisyonun başı, salgın nedeniyle sadece halkı suçlarken, sarayın bekçisi de almış eline ipini, ‘asalım da asalım’ diye, Türk Tabipleri Birliği’ni linç etmeye uğraşıyor. Tüm dünya salgınla mücadele ediyor. Bunlar ise salgınla mücadele eden doktorlarımızla mücadele ediyor. Bu nasıl bir akıldır? Bu nasıl bir mantıktır? Oysa salgınla mücadelenin ön saflarında çarpışan doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın morale ihtiyacı var. Biz salgının hemen başında, ‘tüm sağlık çalışanlarımız için moral ikramiyesi verilsin’ dedik. Hükümet ikramiye vermedi. Çalışanlar arasında ayrımcılık yapan bir ‘ek ödeme’ verdi. Sağlık çalışanları arasındaki bu ayrımcılık şimdi iş huzurunu bozuyor. Unutulmasın sağlık işi bir ekip işidir. Ekibin huzuru bozulursa, sağlığımız da bozulur. Bakanlık, sağlık çalışanlarımızın seslerine kulak vermelidir.
Kendini her türlü kusurdan sorumsuz gören kadro: Kendini her türlü kusurdan münezzeh ve sorumsuz gören bir kadro tarafından yönetiliyoruz. Ülkede salgın pik yapar, halk suçlu olur. Hastaneler dolar, doktorlar suçlu olur. Enflasyon patlar, faiz suçlu olur. Avro 9 liraya, dolar 7 lira 60 kuruşa çıkar, dış güçler suçlu olur. Eğitim batar, öğrencilerimiz suçlu olur. Madencilerimiz ölür, işin fıtratı suçlu olur. Devletin kozmik odasını açtıkları ortakları, yol arkadaşları darbeye yeltenir, CHP suçlu olur. Yunanistan Ege Adalarını silahlandırır, Lozan suçlu olur. Okullar açılacak mı açılmayacak mı derken, sorumluluk velilerin olur. Ama ülkeyi 18 yıldır yönetenlerin hiçbir konuda Suçu ve sorumluluğu olmaz. Ne güzel ülke yönetmek… Yetkileri çok, sorumlulukları yok. Bildikleri tek şey var: O da milletten para toplamak.
‘Borç alan emir alır’ dedik, dinletemedik: Merkez Bankası’nın döviz varlıkları, döviz borçlarına göre 27 milyar dolar açık veriyor. Yani borcu bile ancak borçla öder hale gelmişiz. Bunlar iktidara geldiğinde; ülkemizin her 100 dolarlık geliri karşılığında, 7 dolar kısa vadeli dış borcu vardı. Şimdi; her 100 dolarlık gelire karşılık, 17 dolarlık kısa vadeli dış borcumuz var. Borçlulukta durumumuz 2001 krizinden bile daha kötü. Biz bunları yıllarca uyardık. ‘Borç alan emir alır’ dedik, dinletemedik.
Acı çeken insanlarımızın hikayeleri var: Ucube rejim ülkemizin en önemli kırılganlığı haline geldi. Geldiği günden bu yana da milletimiz gün yüzü görmedi. Ucube rejim iş başı yaptığından bu yana iş, güç sahibi 2 milyon 744 bin yurttaşımız işini kaybetti. İşsizlerimizin sayısı 11 milyona dayandı. Ekonomimiz büyümeyi unutmuş Dolar cinsinden milli gelirimiz ise 116 milyar dolar eriyip gitmiş. Tüm bu kuru rakamların ardında acı çeken insanlarımızın hikâyeleri var. Evine ekmek götüremeyen analar, babalar var. Siftah yapamadan dükkanını kapatan esnaflarımız var. İşsiz gençlerimiz var. Borcunu nasıl ödeyeceğini düşünen çiftçilerimiz, iş insanlarımız var.
Yargı sarayın vesayeti altında: Bu ucube rejimle beraber ülkenin adalet direği tamamen çöktü. Artık sıfatlarında ‘cumhuriyet’ olan savcılar, düğünlerini yaptıktan sonra, soluğu saray’ın huzurunda alıyor. Bunlar sarayın savcısı olmayı, Cumhuriyet’in savcısı olmaya tercih ediyorlar. Yargı artık sarayın vesayeti altındadır. Diğer taraftan ucube rejimle özgür basın da bitirilmiştir. Gazeteciler baskıyla, tehditle, hapisle yıldırıldı. Şeffaflık ve millete hesap verme kalmadı.
Şentop’a düşen görev var: Bu ucube rejimde ülkemiz sürekli patinaj yapıp yerinde sayıyorsa, bunun bir diğer nedeni de yasama, yargı ve yürütme arasındaki kuvvetler ayrılığının ortadan kalkmasıdır. Sarayın gazi Meclis üzerindeki vesayetidir. Bunun en son örneği; Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun durumudur. Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle aldığı kararla milletvekilliği düşürülen arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun ‘seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine’ hükmetti. Buna sebep olan ne? Milletvekilimizin dokunulmazlığını görmezden gelerek, hukuksuz bir biçimde sürdürülen yargı sürecinin sonunda verilen hukuksuz karar ve bunun TBMM Genel Kurulu’nda okutulması. Kendisi de bir anayasa hukukçusu olan TBMM Başkanı Şentop, uyarılarımızı dinlemedi. Onun yerine saraydan talimat almayı tercih etti. Şimdi sayın Şentop’a düşen bir görev var. Acilen sarayın kendisi üzerindeki vesayetini sonlandırmak, milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun TBMM’ye dönmesini sağlamak. Bunu yapmazsa; sarayın emrinde olan bir tbmm başkanı olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bu nasıl hukuk devletidir?: Yürütmenin, yasama ve yargı üzerinde kurmak istediği vesayete bir başka örnek; İçişleri Bakanı’nın akla zarar ifadeleridir. Beyefendi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını beğenmeyip, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na kendince gözdağı veriyor. Bu ne cüret? Sen kolluk kuvvetlerinden sorumlu bakansın. Haddini ve yerini bileceksin. Sokaklar bisikletle gezilemeyecek kadar güvensizse bu kimin suçu? Başta görevini ihmal eden İçişleri Bakanı olmak üzere hükümetin suçu... Hem görevini yapmayacaksın hem de anayasa mahkemesi başkanını tehdit edeceksin…Bu nasıl bir devlet anlayışıdır. Ne zamandan beri atanmış bakanlar, Anayasa Mahkemesi’ni tehdit edebiliyor? Bu nasıl hukuk devletidir?
Millet ne yaptığınızı görüyor: Saray koalisyonu milletin gönlünde erdikçe, ne yapacağını şaşırmaya başladı. En son partilerine üye yapabilmek için saray promosyonu dağıtmaya başlamışlar. Ak Parti’ye üye olana, sarayda bir gün misafir edilmeyi vadediyorlar. Yani bir günlüğüne, ejder meyveli smoothilerden liçi meyvesi eşliğinde efulilierden tatma fırsatı elde edecekmişsiniz. Devlet, parti devletine dönüştürülünce, böyle rezillikler de sıradanlaşıyor. Artık sadece işe girmek değil, saraya girmek için de partili olmak gerekiyor…Ne yaparsanız yapın olmaz, millet ne yaptığınızı görüyor. Notunuzu veriyor. İlk sandıkta yerinizi gösterecek, sizleri evlerinize gönderecek.
Saraya iki günde test: (112 acil servisin torpilli siyasetçilere yönlendirildiği iddiaları) Tek adam parti devleti rejiminin torpil rejimi olduğunu görüyoruz. Bugün iki test rejimi var. Vatandaş yakalandığında test yaptırıyor. Saraydakilere iki günde bir test yapılıyor. Biz CHP olarak bu torpil düzenini bitirmek istiyoruz.
İş çok sıkıştı: (Hazine borcunun yükselmesi) Bütün dünyada hazineler ilk kendi paralarıyla borçlanır. Faiz riski vardır. Özellikle 2001 krizinden sonra kurduğumuz sistemde Hazine Müsteşarlığı’nda risk yönetme merkezi kurmuştuk. Öyle anlaşılıyor ki artık iş çok sıkıştı. Hazine TL ile borçlanamıyor sıra döviz cinsinden borçlanmaya geldi. Bu gidişin sonu doları bunlar milli para olarak ilan ederler.
Sorunun üzerine gidilmeli: (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması) Gereken lobilerin yapılması ve tanınması sağlanmalıdır. Bir dönün Yunanistan’a bakın bir de bize bakın. Bu sorunun üzerine gidilmelidir.
Şentop ile toplantı yapılacak: (Berberoğlu için atılacak adımlar) Mustafa Şentop’tan toplantı talep ettik. Arkadaşlarımız toplantı yapacaklar. Temennimiz milli irade gaspının önüne geçilmesidir.