MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin anayasa taslağı hazırladığı iddiaları için “Kılıçdaroğlu hayretle izlediğini söylemiş. 21 Haziran 2018’de ‘dört partinin anayasa değişikliğinde ilkeler üzerinde anlaşma metin hazırlandı’ dedi mi demedi mi? Bu yalancılık karşısında asıl hayrete düşen milletimizdir. Bu yalan makinesi öyle çalışmıştır ki ne fren tutmuş, ne dur durak bilmiştir. Zilletin dört temsilcisinin kurulduğu anayasa hazırlık masasını PKK kurmuş, yazım işinin yapılabilmesi için ihtiyaç olan kalem siparişi de FETÖ’ye verilmiştir” yorumunu yaptı.
Bahçeli, MHP grup konuşmasında özetle şunları söyledi:
YUNANİSTAN’DAN İZİN Mİ ALACAKTIK: 15 Kasım 2020 Pazar günü Kıbrıs Türklüğü tarihi bir günü heyecanla yaşamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın nazik daveti kapsamında TBMM Başkanvekilimiz ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Celal Adan ile birlikte devlet ve siyaset ricalinden oluşan heyete iştirak ederek KKTC’yi ziyaret ettik. Kıbrıs Türklüğü’nün diriliş ve yükseliş azmini görmekten gurur duyduk. 46 yıldır hayalet şehir olan Kapalı Maraş’ın çok yerinde bir kararla sahil kesiminin açılması, bizim de burayı geçtiğimiz pazar günü ziyaretimiz konuya muhatap ve müdahil çevrelerin tepkisini çekmiş, bunları adeta hoplatmıştır. Nitekim rahatsız olanların sicilini, itiraz edenlerin cibilliyetini incelediğimizde ne kadar doğru, ne denli isabetli bir iş yapıldığı hakikaten gözler önüne serilecektir. Biz vatan toprağını ziyaret etmek için provokasyon çığlığı atan Yunanistan’dan mı izin alacaktık? Biz 46 yıldır kilitli olan Maraş’ta piknik yapmak için üzüntüsünü paylaşan AB Dış ilişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Borell’den mi vize isteyecektik? Bu şahsın, ‘Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne, BM Güvenlik Konseyi kararları temeli dışında alternatif yoktur’ sözlerini ciddiye mi alalım, boyun mu eğelim? Pardon yanlış oldu, bu defalık maruz görün korkaklığını mı seslendirelim? Ne zamandan beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Türk milletinin iradesinin önüne ve üstüne çıkmıştır?
HELEN’İ FALAN BİLMEYİZ, KIBRIS’A BAKINCA TÜRK’Ü GÖRÜRÜZ: 1931’den itibaren Rumların Yunanistan ile birleşme gayelerinin yığınak yaptığını, tehlikeli ölçülerde yoğunluk kazandığını teferruatıyla biliyoruz. Kıbrıs’ı Helen adasına dönüştürmek isteyenlerin provokatif açıklamaları, felakete hizmet eden tutum ve davranışları hepimizin malumudur. Geçtiğimiz eylül ayında Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın Kuzey Kıbrıs’ın işgal altında olduğunu zırvalaması, Kıbrıs Helenizm’inden bahsetmesi tarihi gerçeklerle bağdaşmayan bir skandaldır. Bayan Cumhurbaşkanı cehaletinin ve önyargılarının, aynı zamanda da hüsran verici husumetinin kurbanı olmuştur. Diyorum ki, Helen’i falan bilmeyiz, mazisi karanlık olan hedefleri tanımayız, bunları kesinlikle takmayız, Kıbrıs’a baktığımızda sadece Türk’ü görürüz, Türk vatanına şahit oluruz.
KILIÇDAROĞLU NEREYE KOŞUYOR?: CHP Genel Başkanı, geçtiğimiz günlerde konuğu olduğu ABD merkezli Ortadoğu Enstitüsü’nde, tıpkı bir etki ajanı gibi konuşmuş, Türkiye’ye verip veriştirmiş, fukara aklının bagajında ne varsa döküp saçmıştır. Hatta ABD ve AB liderlerine yönelik, ‘Türkiye’de demokrasi hareketlerini destekleyin’ çağrısında bulunmuştur. Kılıçdaroğlu yapar da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı durur mu? O da işbirlikçiliğin film setine balıklama atlayarak göz kamaştıran figüranlığını maharetle ve tekraren sergilemiştir. 9-10 Kasım 2020’de, Uluslararası Siyasi Danışmanlar Derneği’nin sanal olarak düzenlenen 52. Dünya Konferansı’nda kırık dökük yabancı diliyle açılış konuşması yapmıştır. Türkiye’yi şikayet ede ede bitirememiş, işleyen demokrasimizi inkar ederek kötülemiştir. CHP’liler belediye işlerinden başka her şeyle meşguldür. CHP’li Küçükçekmece Belediyesi’nin PKK’nın mahut renklerinden oluşan melun kanlı amblemini bir çocuk parkının yer döşemesinde kullanması Kılıçdaroğlu zihniyetinin terör örgütü sempatisinde eşik ve sınır tanımadığının işaretidir. Çocuklara bölücülük aşılamaya çalışan CHP’nin PKK’yı belediyelere taşımasının hesabı mutlaka sorulmalı, burunlarından fitil fitil getirilmelidir. Sorarım sizlere, aziz Atatürk’ün kurduğu CHP bu hallere, bu kötü ellere nasıl düştü? Dünya üzerinde küresel güç merkezlerine taklalar atan, gelin beni kullanın, boyunduruk altına alın mesajı veren kaç muhalefet partisi vardır? CHP, bu kadar mı kökünden koptu, bu kadar mı tarihi gerçekleriyle ters düşüp rehin altına girdi? Bu ayıplı Kılıçdaroğlu nereye koşuyor, hangi rezil kucaklara atılmak için çırpınıyor?
HAYRETİ MAYRETİ BIRAKSIN, HAYSİYETLE İTİRAF ETSİN: Ne manidar bir tesadüf ki gündemde CHP, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin eşgüdüm halinde taslağını hazırladıkları bir anayasa hazırlığı konuşulmaktadır. Beklendiği üzere, İP yönetimi tedavüldeki iddiayı reddetmiştir. Kılıçdaroğlu hayretle izlediğini söylemiş, nihayet o da reddetmiştir. Peki, 13 Ocak 2018 ile 7 Mayıs 2018 tarihleri arasında hazırlanmış mezkûr anayasa değişikliği çerçeve metni için kurulan veya kurdurulan masaya kimler oturdu? O oturmadı, bu oturmadı, şunun haberi olmadı ise, sokağa bırakılan ihanet metnini kim yazdı, kim hazırladı, kimler müzakere etti? Türklüğü, Türk milletini, Atatürk’ü, Türkçe’yi anayasadan çıkarma tekliflerini, vatandaşlık tanımının değiştirilmesini, federal yönetim hedefini, anadilde eğitim niyetini kim izah edecek? Bu melanetin açıklaması nasıl yapılacak? Kemal Kılıçdaroğlu hayreti mayreti bıraksın, haysiyetle itiraf etsin: 2 Haziran 2018’de, bir gazetede çıkan açıklamasında; ‘Millet ittifakı olarak çalışma yaptık. Başında İbrahim Kaboğlu vardı. Aşağı yukarı bir mutabakat metni şu an elimizde’ dedi mi demedi mi? 21 Haziran 2018’de, bir televizyon kanalında; ‘Dört partinin anayasa değişikliğinde ilkeler üzerinde anlaşma metin hazırlandı’ dedi mi demedi mi? Bu yalancılık karşısında asıl hayrete düşen milletimizdir. Bu yalan makinesi öyle çalışmıştır ki ne fren tutmuş ne dur durak bilmiştir. Zilletin dört temsilcisinin kurulduğu anayasa hazırlık masasını PKK kurmuş, yazım işinin yapılabilmesi için ihtiyaç olan kalem siparişi de FETÖ’ye verilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun yalanı meslek haline getirmesi utanç verici bir rezalettir. Kılıçdaroğlu ders alır mı bilemem, ama tavsiyem şu sözün kulağına küpe olmasıdır: Yalanı yalancıyla, yanlışı cahille sakın tartışmayın, çünkü yalancıya gerçeği, cahile doğruyu anlatamazsınız. Resmen batan gemiye dönen ve tel tel dağılan İP’e, rüzgârın savurduğu kuru yaprağa çevrilen CHP’ye diyorum ki yalanla belki bir yerlere gidebilirsiniz, ancak gittiğiniz yerden asla geri dönemezsiniz. Türkiye’yi bölünmeye götürecek bir anayasanın varlığı kâbus dolu bir hayaldir. Hodri meydan, her kim aksi yönde hain bir mücadelenin içinde olacaksa, önce bizim bedenlerimizi çiğnemek ve toprağa gömmek durumundadır.
HÜKÜMET SİSTEMİ, YÖNETİM REFORMU OLARAK DEVREDE: Bugün Türkiye’nin ayak bağlarından kurtulması, başını yükseklere kaldırması, kronik sorunlarının üstesinden geniş bir mutabakatla gelinmesi her devlet ve siyaset insanının ortak sorumluluğudur. İçe kapanmış bir Türkiye değil, dünyaya açılan, milli ve manevi müktesebatıyla kıtaları aşan dinamik, dengeli, atılgan, yeni fikirlere yatkın, girişimcilere fırsat sunan, ön alan, öncü olan, övgüyle adından söz ettiren bir Türkiye hepimizin kalpten dileğidir. Cumhur İttifakı işte bu ortak dileği gerçekleştirmek için mücadele etmektedir. Büyüyen bir Türkiye, kafaları küçücük olanları mahcup edecektir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye’nin aradığı ve ihtiyaç duyduğu tarihi bir yönetim reformu olarak devrededir. Gereken ve planlanan diğer reformların birbirine eklemlenerek ifa ve icrası Türkiye’nin hızına hız katacaktır.
TEZKEREYE DESTEĞİMİZ TAM: TBMM’ye sunulan Azerbaycan Tezkeresi’ne bakışımız da bu şekildedir ve desteğimiz kuşkusuz tamdır. 28 yıl önce işgal edilen topraklarının yüzde 70’ini 44 günde işgalden kurtaran dost ve kardeş Azerbaycan’ın sonuna kadar arkasında olacağımızı da bu kapsamda bir kez daha güçlü olarak söylemek isterim. Dileğimiz Dağlık Karabağ’ın tamamının temizlenmesi, mütecaviz Ermenistan’ın vatan topraklarının her zerresinden sökülüp atılmasıdır."