İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Erdoğan’ı bir kez daha, yaptığı ender iyi işlerden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek yerine, sözleşmenin maddelerini hakkıyla uygulamaya çağırıyorum. Bir avuç ahlaksızın hayallerini gerçekleştirmek uğruna, kadınlarımızı mağdur etmenize izin vermeyeceğiz. Bir avuç özgüvensizin egolarını eylemek uğruna, İstanbul Sözleşmesi’ni feda etmenize izin vermeyeceğiz. Çünkü, İstanbul Sözleşmesi yaşatır” dedi.
Akşener’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
Karantina sürecini tamamladık: Biliyorsunuz, 14 gün boyunca Ankara’da karantinadaydım. Herhangi bir sorunla karşılaşmadan süreci tamamladık. Kovid-19’a yakalanan koruma polisim de sağlığına kavuştu. Allah’a şükürler olsun. Bilim insanlarının karar ve tavsiyelerine uymak, her bir vatandaşımız gibi, bizler için de zorunluluk. Vatandaşımızdan beklediğimiz hassasiyeti, aynı sorumluluk bilinciyle göstermek, bizler için de bir zorunluluk.
İktidar ortak değerlerimizi suistimal etti: Bu bilinçle, tek bir vatandaşımızın bile sağlığını riske atmamak için, azami dikkati gösterdim, karantina şartları gereği ben de evde kaldım. Ve o nedenle maalesef bazı programlara katılamadım. Bunlardan biri de Ayasofya Camii’nin tamamen ibadete açılmasıyla ilgili programdı. Orada olmayı, Ayasofya’da ibadet etmeyi, dualar etmeyi ben de istedim. Ancak maalesef olmadı. İnşallah ilk fırsatta ziyaret edeceğim. Sayın Erdoğan ve arkadaşları, uyarılarımıza rağmen dayanamadılar, ve hepimizin ortak değeri olan Ayasofya’dan, siyasi rant devşirme telaşına düştüler. İlk günden itibaren hep dedik ki; ‘Ayasofya’yı ibadete açın, ama siyasete kapatın.’ Ama iktidar, Allah’ın evine siyaset sokma hastalığından bir türlü kurtulamadı. Ortak değerlerimizi suiistimal etmekten geri kalmadı. Karar sürecinde gösterdikleri riyakarlığı, açılış programındaki sözleriyle bambaşka bir boyuta taşıdılar.
Atatürk’e düşman olup da Türk’e dost olan çıkmadı: ‘Selam olsun, İstanbul’a ve Ayasofya’ya istiklalini yeniden kazandıran, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e…’ Söylenmesi gereken buydu. Ecdadımıza ve tarihimize saygının gereği buydu. Devlet insanlığına, cumhurun başkanlığına yakışan buydu. Ama bu bile efendilere zor geldi. Bırakın saygıyla selamlamayı, saygısızlık etmekte hiçbir beis görmediler. Böylesine güzel bir günde bile düşmanlık etmekten utanmadılar. Tarihte Atatürk’e düşman olup da, Türk’e dost olan çıkmamıştır. Bunun tek bir istisnası bile yoktur.
Ömrünün baharındaki evladımız Pınar Gültekin: Hiçbir suni gündem, bir türlü net bir plan, program ortaya koyamayıp, yılan hikayesine çevirdiğiniz eğitim takvimi yüzünden, çocuklarının geleceklerinden endişe duyan, ailelerin gerçeğini örtemeyecek. Hiçbir suni gündem, ülkemizin, 34 OECD ülkesi arasında, kadına yönelik şiddet olaylarında birinci sırada olduğu gerçeğini örtemeyecek. Sadece bu yılın Ocak ayında 27, Şubat ayında 22, Haziran ayında 27 kadınımız öldürüldü. Son olarak, ömrünün baharında, 27 yaşındaki bir evladımız, Pınar Gültekin katledildi.
Pankart yüreğimi yaktı: Kadınlarımız korku içinde, Kadınlarımız, kendini güvende hissetmiyor, Kadınlarımız, evlatlarımız tedirgin. Türkiye, bu utançtan kurtulmak zorunda. Türkiye, Son 10 yılda 3 bin, geçen yıl 474 kadınımızın öldürüldüğü bir ülke olma utancından arınmak zorunda. Geçtiğimiz günlerdeki bir gösteride açılan pankart yüreğimi yaktı. Bir kadın, diğer kadınlara sesleniyor ve diyordu ki; ‘Kız kardeşlerim, bir gün öldürülürsem, davam size emanet.’ Bu sözler, Türk kadınının durumunu özetleyen sözlerdir. Ve aslında bu sözler, ülkeyi yönetenlerin yüzüne atılan bir tokattır.
Tek kadın gözyaşı dökerse o düzeni yıkarız: Ey Türk erkekleri; bu sözlere kulak verin. Bu sözlere anneniz, kızınız, eşiniz, sevdikleriniz için kulak verin. Kadınların, erkeklere güvenemediği bir dünya, kıyamet alametidir. Kadınının yanında duracak mertliği göstermemek Türk töresine yakışmaz. Buradan tüm kadınlarımıza ve onlara şiddeti reva gören vicdansızlara sesleniyorum; İyi ve cesur insanların iktidarında, çıkıp diyeceğiz ki; ‘Kadınlarımızı özgür ve güven içinde yaşatamayan bir düzen, düzen değildir.’ Çıkıp diyeceğiz ki; ‘Tek bir kadın gözyaşı döküyorsa, o düzeni yıkar, yenisini kurarız.’
İstanbul Sözleşmesi yaşatır: Bunu sağlamak için çok fazla şeye ihtiyaç yok. Yasaları hakkıyla uygulamak, önlemleri hakkıyla almak, yeter. Bu bir zihniyet meselesidir. Nefreti, düşmanlığı bırakıp, kadınıyla erkeğiyle milletimizin her bir ferdini sevmek yeter. Bu sebeple Sayın Erdoğan’ı bir kez daha, yaptığı ender iyi işlerden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek yerine, sözleşmenin maddelerini hakkıyla uygulamaya çağırıyorum. Bir avuç ahlaksızın hayallerini gerçekleştirmek uğruna, kadınlarımızı mağdur etmenize izin vermeyeceğiz. Bir avuç özgüvensizin egolarını eylemek uğruna, İstanbul Sözleşmesi’ni feda etmenize izin vermeyeceğiz. Çünkü, İstanbul Sözleşmesi yaşatır!
Turizmde yaprak kıpırdamıyor: Beceriksiz iktidarın, beceriksiz ekonomi politikalarının üzerine, bir de ağır pandemi koşulları binince, Türkiye’nin can damarları ağır hasar aldı. Bunlardan biri de, en önemli döviz kaynağımız olan Turizm. Yazın sonuna yaklaşıyoruz ve maalesef turizm sektöründe yaprak kıpırdamıyor. Turizm yalnız döviz geliri açısından değil, istihdam açısından da çok önemli bir sektör. Sürekli ve geçici personeliyle, milyonlarca vatandaşımız için, esnafımız için ekmek kapısı.Turizmi kurtarmak için bula bula, bankalara tatil kredisi vermeyi bulan iktidar; beş müteahhidine tanıdığı şansı, bacasız endüstrimize tanımadı.
370 milyar dolar cari açık: Son 10 yılda, 370 milyar dolar cari açık verdik. Bu açığın 290 milyar doları, turizm gelirleriyle finanse edildi. Tek başına turizm; ihracatımızın 5’te 1’i kadar döviz kazandırıyor. Dahası, kazandırdığı dövizin yüzde 90’ı da, yurtiçinde kalıyor. Bu anlamda turizm, yalnızca stratejik değil, Kullandığı kaynak ve ürettiği değer bakımından, Aynı zamanda yerli ve milli bir sektördür.
Güven yoksa çark dönmez: Türkiye’nin 2030 Turizm Projeksiyonu’nu hayata geçireceğiz. Türk turizmi, sahip olduğu potansiyeli kullanamıyor. 48 yıl önce kurulmuş Bangkok’un 23 milyon, Paris’in, Londra’nın yaklaşık 20 milyon turist çektiği bu alanda, İstanbul’umuzu ancak 13 milyon kişinin ziyaret ediyor olmasını kabul edemeyiz. İstanbul’un, Paris’ten, Londra’dan, Bangkok’tan bir eksiği mi var? Hayır. Mesele dönüp dolaşıp güvene dayanıyor. Ekonominin her alanında olduğu gibi turizmde de, eğer güven yoksa çarklar dönmez, gelir yaratamazsınız.
Ucube sistemin geldiği durum: Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ikinci yılını değerlendirdiği konuşmasında gördük ki; Sayın Erdoğan da artık bu sistemin yürümediğinin farkında… Bakın, son dönemde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri’nin büyük bölümü ne için çıkarılmış biliyor musunuz? Daha önce çıkarılan kararnamelerde değişiklik yapmak için. Yani yanlış kararları düzeltmek için…İşte size ülkemizi çağ atlatacak diye pazarlanan bu ucube sistemin geldiği durum. Böyle bir sistem hizmet üretebilir mi? Devlet deneme-yanılmayla yönetilmez. Yönetmeye kalkarsanız, bugün olduğu gibi, her alanda tökezlersiniz. Türkiye’yi uçurmaz, uçurumun kıyısına sürüklersiniz.