(ANKARA) - İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, "Gerçeklerden koptunuz. Gerçeklerle yaşamıyorsunuz. Halka da gerçeklerin anlatılmasını istemiyorsunuz. Halka gerçekleri anlatanları engellemek için de hukuku ayaklar altına alıyorsunuz. Ancak şunu unutmayın: Ayarını bozduğunuz kantar gün gelir, sizi de tartar" dedi.
İYİ Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Buğra Kavuncu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yılında hayatını kaybedenleri rahmet ve minnetle anan Kavuncu, Srebrenitsa’yı "insanlığın ve Avrupa medeniyetinin ayıbı" olarak nitelendirdi. Gazze’de yaşananların Srebrenitsa’da görülen vahşetin günümüzdeki bir yansıması olduğunu savunan Kavuncu, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası kuruluşların işlevlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüne de değinen Kavuncu, FETÖ’nün devlet kurumlarında güç kazanmasında, siyasi iktidarın sorumluluğu bulunduğunu ileri sürdü. Milletin darbeye karşı çıkarak, demokrasiye sahip çıktığını ifade eden Kavuncu, darbe girişiminde yaşamını yitirenleri rahmetle andı.
Ankara'nın ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi’ne de değinen Buğra Kavuncu, Türkiye’nin uluslararası organizasyonlara başarıyla ev sahipliği yapabilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Kavuncu, "Ancak asıl önemli olan zirvelerin içeriği ve dünyaya verilen mesajlardır" diye konuştu.
Buğra Kavuncu, rahip Andrew Brunson sürecini ve Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alımını hatırlatarak, bu kararların Türkiye’nin CAATSA yaptırımlarına maruz kalmasına ve F-35 programından çıkarılmasına yol açtığını söyledi. Kavuncu, NATO Zirvesi sonrasında S-400’lerin bir Körfez ülkesine satılacağı yönündeki iddialara da dikkati çekerek, bunun iktidarın geçmişteki politikalarıyla çeliştiğini savundu.
Kavuncu, dış politikada hamaset yerine akılcılık ve öngörünün esas alınması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin gerçek anlamda güçlü bir dış politika yürütebilmesi için sağlam bir hukuk düzenine, güçlü bir ekonomiye ve demokratik kurumlara ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
AP'NİN KIBRIS KARARI
Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi’nin Kıbrıs Barış Harekatı’na ilişkin değerlendirmelerine de tepki gösteren Kavuncu, Türkiye’nin 1974’te Garanti Antlaşması’ndan doğan haklarını kullandığını ve harekatın adaya barış getirdiğini söyledi.
Avrupa’nın önce Srebrenitsa ve kendi sömürgeci geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini belirten Kavuncu, Kıbrıs konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik suçlamaları kabul etmediklerini vurguladı. Kavuncu, "Soykırımcı ve tecavüzcü olan kendileridir. İnsanlık suçlarına seyirci kalanlar kendileridir. Savaş ve düşman hukukuna tarih boyunca riayet eden Türk milletinin, katillerden ve savunucularından alacak hiçbir dersi yoktur. Biz isterdik ki AK Parti de bunun bilincinde olsun" dedi.
Kavuncu, Adana Ceyhan’da bir Cumhuriyet savcısının cinayet ve çete soruşturmasında tutuklu kişilerin ailelerinden para karşılığı tahliye vaadinde bulunulduğu, 3 milyon lira talep ettiği yönündeki iddiaları da hatırlatarak, sanığın soruşturma kapsamında serbest bırakılması üzerine ailenin savcıyı şikayet ettiğini, savcının ayrıca dosyaya bakan hakimi örtülü biçimde tehdit ettiğini, soruşturma ve disiplin süreci sonunda Hakimler ve Savcular Kurulu (HSK) tarafından meslekten ihraç edildiğini söyledi. Kavuncu, HSK’nın eski Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili hakkında rüşvet iddiasıyla inceleme başlattığını da anımsatarak, bu olayların yargı mekanizmasındaki yozlaşmayı işaret ettiğini söyledi.
"UNUTMAYIN, AYARINI BOZDUĞUNUZ KANTAR GÜN GELİR SİZİ DE TARTAR"
Kavuncu, İBB davasında Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını yapamadığını da belirterek, şöyle devam etti:
"Ekrem İmamoğlu'nun yargılanma sürecine bakın. Savunma yapması gereken kişi savunmasını yapamadı. Savunma hakkı, hukukun, adaletin en temel kuralıdır, en temel haktır. Şu an bu davadaki herkese hükümlü gibi davranılıyor. Bırakın kendilerini bir ifade etsinler, konuşsunlar ve bütün kamuoyu da dinlesin. Ancak maalesef adli süreç baştan sona gittikçe rezalet bir hale sokuluyor.
Belli periyotlarla gazeteciler gözaltına alınıyor. Cumhuriyet muhabiri Gülnur Saydam, bir haberden ötürü evinden 6-7 polis kapıya dayanarak gözaltına alındı. Bir gün muhabiri Kayhan Ayhan, gecenin köründe evine gelen polisler tarafından gözaltına alındı. Gazeteci Hazar Dost, manavda alışveriş yaparken yüz tanıma sistemi ile tespit edildi ve kollarına iki polisin girmesiyle gözaltına alındı. Bu insanlar gazeteci. Burası 3. sınıf bir diktatörlük mü? Bu insanların halkı aydınlatma hakları var. Teröriste uygulanmayan muameleyi gazeteciye uyguluyorsunuz. Gerçeklerden koptunuz. Gerçeklerle yaşamıyorsunuz. Halka da gerçeklerin anlatılmasını istemiyorsunuz. Halka gerçekleri anlatanları engellemek için de hukuku ayaklar altına alıyorsunuz. Ancak şunu unutmayın, ayarını bozduğunuz kantar gün gelir, sizi de tartar.
"BU MAHKEMELERİN SİYASİ OLDUĞUNA DAİR HEPİMİZDE ÇOK GÜÇLÜ BİR KANAAT VAR"
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlyan Kavuncu, Çankaya Belediyesi'ne yönelik operasyonla ilgili soru üzerine de şunları söyledi:
"Bu mahkemelerin, bu tutuklamaların ve devamında gerçekleşen mahkemelerin siyasi olduğuna dair hepimizde çok güçlü bir kanaat var. Çünkü başlangıcından devamına ve devamından şu anda yürümekte olan sürece kadar atılan adımlar, yapılan muameleler, işte gizli tanıklar, ismi belli olmayan gizli tanıklar, itirafçılar, bütün bunları ve devamında gelen mutlak butlan kararlarını, bütün bunlara baktığınız zaman bu mahkemelerin siyasi reflekslerle harekete geçtiği ve bunların siyasi reflekslerle yapıldığına dair bir kanaat bütün kamuoyunda maalesef hakimdir. Az önce de ifade ettim. Savunma hakkı en tabii haktır. Savunma hakkının bile zedelendiği bir ortamda işte o zaman bu tür tutuklamaların tamamı da objektifliğine, gerçekten adalet aranıldığına dair bir duygunun oluşmasını engeller. Bütün kamuoyunda oluşan bu algı gerçekleşmiş olur. Şu anda yapılan bütün anketler de onu gösteriyor. Türkiye'nin büyük bir çoğunluğu bu tutuklamalara, bu gözaltılara bir siyasi darbe olarak bakıyor. Muhalefeti sindirmek için iktidarın attığı adımlar gibi anlaşılıyor ki 'Turpun büyüğü heybede' diyen yürütmenin başının başlattığı bu sürecin sonunda da bu algının oluşması gayet normal. Biz Türkiye'de bağımsız bir yargı istiyoruz. Tarafsız bir yargı istiyoruz. Yabancı bir ülkenin başkanından gelen telefonla hakimlerin, savcıların hareket etmediği ve buna da alet olmayan bir yönetim istiyoruz."