(ANKARA) - YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, PM toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Kurultayımızın 14-15 Kasım tarihinde, Ankara Spor Salonu'nda saat 10.00’da başlaması, iki gün sürmesi konusunda oy birliğiyle karar aldık. 5 Kasım 2026 tarihine kadar üye olanlar, 8 Kasım'da gerçekleşecek genel başkanlık ön seçiminde oy kullanabilecekler” dedi.
YENİ Parti’nin Parti Meclisi (PM) bugün, çevrimiçi olarak Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında toplandı. Toplntıda partinin Birinci Olağan Kurultayı’nın tarihi 14-15 Kasım olarak resmileştirildi. Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, toplantı gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“İzliyoruz, gözlüyoruz seçim yaklaştıkça, çeyrek yüzyıllık AK Partisi iktidarının söylemleri aynı paralelde devam ediyor. Dün Sayın Erdoğan Kabine Toplantısı sonrasında, yıllardır eziyet çektirdiği, sefalete mahkum bıraktığı emeklilerle ilgili ‘başımızın tacı’ ifadesini kullandı. Bu nasıl bir baş tacıysa, yıllardır emekliler büyük bir eziyet çekiyor. Biz aldıkları ücretin yetersizliğini, insanların bu ücretle geçinemeyeceğini, 25 yıl önceki AK Parti iktidarından önce emekli maaşıyla yedi tane çeyrek altın alınıyorken bugün iki çeyrek altına düştüğünü ifade etmiştik. Kıyaslamak gerekirse o gün 70 kilo kıyma alınırken bir emekli maaşıyla bugün 23 kilo kıymaya düştüğünü görüyoruz. Emeklilerde geçinemediği için kayıtlı olarak çalışan sayısının 2 milyon 130 bin kişiye çıktığını görüyoruz. Son altı yılda emekli olup da çalışan sayının yüzde 185 arttığını görüyoruz. Yani Sayın Erdoğan ‘emekli başımızın tacı’ diyor. Emekliye mezarda emeklilik sunuyor. Emeklinin karnı aç ama Sayın Erdoğan sizin de boş sözlerinize karnı tok. Emeklileri, sefalete sürükleyen bu düzenden inşallah YENİ Parti iktidarında kurtaracağız. Bizim iktidarımızda en düşük emekli maaşı önce asgari ücret seviyesinde olcak, devam eden süreçte de en az bir buçuk asgari ücret seviyesine çıkartılacak.
“YARGIYA MÜDAHALE BU ÜLKEYE DÜŞMANLIKTIR”
Bir ülkenin ekonomisinin iyi olmasının, bu ülkeye yatırım gelmesinin en temel başlığı nedir dediğimizde öngörülebilir bir hukuk düzenidir, bağımsız ve tarafsız bir yargı düzeninin varlığıdır. Bu öylesine aşındı ki özellikle 2017’den itibaren tamamen bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştırıldı. Yargı bağımsızlığı yerlerde sürünüyor. Bunun da ekonomiye etkilerini her geçen gün görüyoruz. Sadece son bir yılda bu ülkeden 3,4 milyar tasfiye yaşanmış. Biz ülkemiz yatırımcı alsın, işsizlik bu vesileyle biraz daha azalsın dedikçe ülkedeki hukuk güvenliğinin geldiği nokta itibarıyla insanlar paralarını alıp yurt dışına gidiyor ve bu ülkeye yapılan yatırım da git gide azalıyor. Buna rağmen bu kadar yargıya müdahale bu ülkeye düşmanlık dışında bir şey değildir. Yabancı yatırımcının gitmesi demek, yeni insanların da işsizler ordusuna katılması demektir. Bu iktidarın bugün geldiği nokta itibarıyla ülkeyi sürüklediği yer adeta freni patlamış bir kamyon gibidir. Bu iktidar değişmeden de bu ülkenin hiçbir köklü sorunu değişemez.
“MEDYA ÜZERİNDE BASKI VAR”
Bütün bu olumsuzluklara karşı ‘nasıl düzeltilirim’den çok, ‘bunlar nasıl duyulmaz’, ‘ben basını nasıl engelleyebilirim’ diye bir çalışmanın olduğunu görüyoruz. Özellikle son günlerde sürekli medya üzerinde bir baskı var ve halkın haber alma hakkının engellenmek istendiğini görüyoruz. Sayın Erdoğan toplantıda diyor ‘Türkiye'de medya çok özgür.’ Buna dayanak olarak da Türkiye'deki televizyon kanallarının çokluğundan bahsediyor. Şimdi biz basın toplantısı yapıyoruz. Bizim yaptığımız basın toplantısını bir ya da iki televizyon kanalı canlı olarak veriyor ki onlar da büyük baskı altında. Çalışanlarının yargı tacizi altında olduğunu görürsünüz. Çok çalışanının tutuklandığını görürsünüz. Sayın Erdoğan konuştuğunda neredeyse 100’e yakın televizyon kanalı, programlarını kesip canlı yayına geçiyor. Sayın Erdoğan'ın konuşutuğuyla Sayın Özgür Özel'in konuştuğu arasındaki canlı yayın farkına baktığınızda, Türkiye'deki basın özgürlüğünün gelmiş olduğu noktayı görürsünüz. Aynı şekilde bizim yaptığımız basın toplantılarıyla iktidar partisinin sözcüsünün basın toplantıları arasındaki canlı yayın farkına baktığımızda Türkiye'deki basın özgürlüğünün de geldiği noktayı görmüş oluyoruz.
“YENİ PARTİ İKTİDARINDA İKİNCİ BASIN BAYRAMI OLACAK”
Bugün sadece gazetecilik yaptıkları için 19 gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkedeyiz. Halka haber, doğru haber verme anlayışıyla çalışan, TELE1 gibi, Halk TV gibi kanallara kayyum atandı, T24 internet sitesi sudan gerekçelerle kapatıldı. Bugün gazeteci Murat Ağırel yapmadığı bir haberden ötürü tutuklu. Gazeteci İsmail Arı yapmış olduğu bir haberde adı geçen kişiye söz hakkı verdiği için tutuklu. 180 ülkenin değerlendirildiği Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 163’üncü sırada. Savaşın ortasındaki ülkelerdeki basın özgürlüğü bizden ötede. Türkiye'deki basın özgürlüğünün çok kötü bir noktada olduğunu görüyoruz. Gazeteci arkadaşlara da seslenmek istiyorum: Bu iktidar döneminde çok zulme uğradınız, cezaevlerine düştünüz, baskı altında oldunuz, işsiz kaldınız, güvencesiz koşullarda çalıştınız, çalışmaya devam ediyosunuz ama YENİ Parti iktidarında, ikinci basın bayramı olacak. Biz size bunun sözünü veriyoruz. Gazeteciler özgürce yazacak. Hiç kimse baskı altında olmayacak. Hiçbir televizyon kanalı kapatılmayacak. Türkiye'deki dördüncü kuvvet olarak basın özgürce görevini yapacak.
“FON KANUNUNU AYM’YE TAŞIYACAĞIZ”
31 Mart'tan sonra yerelde halkın verdiği oyu cezalandırmak isteyen, halkla inatlaşan bir iktidar var. Kaybettiği halk desteğini korkuyla toplamak isteyen bir iktidar var. Buna karşı bu ülkenin yurttaşları, siyasetçileri, basın emekçileri, az sayıda kalsa da sivil toplum kuruluşları olarak, toplumsal muhalefet olarak büyük bir mücadele içerisindeyiz. Bu mücadele elbette kazanılacak. Elbette o sandık gelecek. Siz her hafta birkaç belediye başkanını gözaltına alsanız da operasyonlar yapsanız da halk şu gerçeği görüyor: Çok açık bir şekilde milyarlarca TL'lik yolsuzluk yaptınız. Sizin yöneticileriniz, milletvekilleriniz yaptı. Her geçen gün ilave bir olayla görüyoruz ki yaşanan fon krizinde dolandıran da AK Partili, maalesef dolandırılan da AK Partili. Bu konuda Meclis’e gelen bir fon kanunu oldu. Orada da vatandaşın kaybettiği parayı tahsil edebilecek ilgili maddelere yönelik bir itirazımız olmamakla birlikte, yetersiz bulduğumuzu da ve özellikle getirilen bazı ek önerilerle birlikte kanunlaştığı haliyle vatandaşımızın zararını karşılamadığından biz YENİ Parti olarak ilgili maddeleri Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.
MEKKE ANLAŞMASI
Mekke Anlaşması’nda ilgili maddeler kamuoyundan uzun süre saklandı. Önce Anayasa’ya aykırı bir şekilde Meclis’e sorulmadan anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya istinaden İstanbul'da komisyonlar kuruldu, toplantılar yapıldı Dışişleri Bakanlığı olarak. Biz Türkiye'yi, Orta Doğu bataklığına sokacak her türlü girişimin karşısındayız. Kendileri de açıkça itiraf ettiler: Büyük Orta Doğu Projesi'nin Eş Başkanı Sayın Erdoğan ve arkadaşları, Türkiye'yi her türlü tehlikeye atmak konusunda çok mahir. ‘Dostum’ dediği Trump'tan gelen talimat doğrultusunda Mekke Anlaşması olarak bilinen anlaşmanın tarafı olduğu görülmekte. Ve bu Dışişleri Komisyonu'ndan geçti ve Meclis’e geldi. Bu tip anlaşmalar ve paktlar, barış zamanında caydırıcılık taşımak amacıyla getirilir. Bugün Suudi Arabistan fiilen savaşın içindedir. Havalimanları bombalanmaktadır, saldırıya uğramaktadır. İran kendisine yönelik ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen her saldırıdan sonra müttefik gördüğü Suudi Arabistan'a saldırmaktadır. Böylesine bir ortamda siz bu anlaşmayı imzalıyorsunuz ve bu anlaşma kapsamında Mehmetçiği Yemen çöllerine gönderme planı yapıyorsunuz. Bizim tarafı olmadığımız, husumetlisi olmadığımız ülkelerle neden biz karşı karşıya gelip savaşalım? Yarın öbür gün İran’a yönelik bir başka saldırı karşısında, İran Suudi Arabistan’a saldırdığında biz bunu kendimize yapılmış mı sayacağız? Ki bu anlaşma böyle söylüyor. İran'la mı savaşacağız? Suudi Arabistan ile savaşan diğer ülkelerle mi savaşacağız? Biz bu kayıpları neden yaşayalım? Suudi Arabistan'ın petrolü var, parası var diye Mehmetçiğimizin Yemen çöllerinde ne işi var? Bunun mantıklı hiçbir açıklaması yok. Daha önceki kritik dış politika hatalarının ülkemize çok ciddi maliyeti olmuştu. Bu yanlıştan dönmeye, Meclis’in de bu anlaşmayı reddetmesi gerektiğinin altını çizerek ifade edelim.
LİBYA-TÜRKİYE DENİZCİLİK ANLAŞMASI
Libya ile Türkiye arasında imzalanan deniz yetki alanları anlaşması Türkiye'nin lehinedir. O nedenle biz bu anlaşmayı destekliyoruz. Libya hükümetinin bu anlaşmayı imzalamasından ötürü memnuniyet duyuyoruz. Çünkü bir süredir Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi yalnızlaştırma ve sıkıştırma girişimleri olduğunu gözlüyoruz ve bu bize bir mevzi kazandırmıştır. Bu kapsamda da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasını hedef alan açıklamasını da kınıyoruz, reddediyoruz. Libya da Türkiye de egemen iki devlettir. Siyasi tercihleridir. Dolayısıyla Avrupa Birliği'nin buradaki sorumluluğu büyüktür. AB, Türkiye'yi bir göçmen merkezi, bir tampon bölge olarak görmekten vazgeçmelidir. Bölgesel gerilimleri derinleştirecek açıklamalardan kaçınması gerekir. Türkiye'nin bölgesindeki Doğu Akdeniz kaynaklı anlaşmazlık yaşadığı ülkelerle ilgili de AB’nin Türkiye'nin aleyhine bir taraf olmasını doğru bulmayız.
PM, KURULTAYIN TARİHİNİ NETLEŞTİRİDİ
Bugün PM toplantımızda, Türkiye genelindeki kongrelerimizi tamamladığımız ve kurultayımızın 14-15 Kasım tarihinde, Ankara Spor Salonu'nda saat 10.00’da başlaması, iki gün sürmesi konusunda oy birliğiyle karar aldık. Biz kongreler takvimini açıkladıktan sonra, bugüne kadar Türkiye'de görülmemiş şekilde üyelerin katılımıyla ilçe ve il başkanlıklarının seçildiğini, genel başkanın seçimine ilişkin de yine üyelerin katılımıyla bir ön seçim yapılacağını ifade etmiştik. 5 Kasım 2026 tarihine kadar üye olanlar, 8 Kasım'da gerçekleşecek genel başkanlık ön seçiminde oy kullanabilecekler. Buradan da yurttaşlarımızı bu süreçlere katılmaya, partimize üye olmaya davet ediyoruz. Bunlar demokratik süreçlerdir. Önümüzdeki dönem YENİ Parti iktidarında da Siyasi Partiler Kanunu’nun da demokratikleşmesi ve bu tip seçimlerin aynı zamanda kanunda da yer alabilmesi için gerekli çalışmaları yapacağız.
“115 İBB MECLİS ÜYESİ YENİ PARTİ’YE KATILDI”
Bugün itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaklaşık 115 belediye meclis üyesinin YENİ Parti’ye katıldığını ifade edelim. Biz son yerel seçimde 26 ilçe belediyesi kazanmıştık. Bu 26 ilçe belediyesi içerisinde gerek tutuklanan gerek dışarıda, toplam 20 belediyenin YENİ Parti’ye katıldığını ifade edelim. Türkiye genelindeki katılımlarla birlikte bugün 265 belediyeye ulaştığımızı söyleyelim. YENİ Parti büyümeye devam etmektedir, iktidar yolculuğu devam etmektedir, her gün de gücüne güç katmaktadır.”
“SARIGÜL’ÜN ŞU ANDA YENİ PARTİ İLE BİR İLİŞKİSİ BULUNMAMAKTADIR”
Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün YENİ Parti üyeliğinin askıya alınması talebinin sorulması üzerine Emre, şunları söyledi:
“Bu konu PM’de değil de birkaç gün öncesine kadar kendisi böyle bir düşüncesi olduğunu bizlerle paylaşmıştı. Hakkında yoğun birtakım iddiar var. Tabii bu süreç içerisinde aynı zamanda da YENİ Parti’nin bir tartışma konusu olmamasını istediğini ifade etmişti. Yönetim olarak da biz de bu düşüncesine saygı duyduk ve olumlu karşıladık. Kendisiyle ilgili iddialar açıklığa kavuşturulduktan sonra, durumu yeniden değerlendirilir. Açıkladığı üzere, şu anda YENİ Parti ile bir ilişkisi bulunmamaktadır.”