(ANKARA) - YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile bir araya geldi. Özel, "İzmir’in iradesi birileri tarafından rehin alınmaya çalışılmıştır. Rehin alan mülkün sahibi olmaz. Mülkün hala asıl sahibi İzmirlilerdir. ‘İzmir’i sen seçsen de ben alırım. Onu AK Partili yaparım. Beni seçmezsen senin seçtiğini AK Partili yaparım’ diyene, ilk sandıkta İzmirli gerekli hesabı verecektir” dedi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’i YENİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Ziyarette Baş’a, İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık ve Sera Kadıgil eşlik etti. YENİ Parti Genel Sekreteri Yunus Emre, Baş ve TİP heyetini kapıda karşıladı. Görüşmede Özel’e Genel Başkan Yardımcısı Aylin Yaman ve İzmir Milletvekili Ümit Özlale eşlik etti. Basına kapalı gerçekleşen görüşme bir saati aşkın sürdü. Görüşmenin ardından iki lider ortak basın açıklaması düzenledi. Özel, şunları söyledi:
"Öyle bir üç yıl yaşadık ki siyasi muhataplarımız, dostlarımız bazen bize taziye vermekten, geçmiş olsun dilemekten, son dönemde şükür ‘hayırlısı olsun’ demekten yorgun düştüler. Ben her kötü günümüzde yanımızda olan TİP’in her bir üyesine, yöneticilerine Genel Başkanın şahsında teşekkür ediyorum. Bugün gündemimizin önemli kısmı asrın soygunu, asrın yolsuzluğu, asrın vurgunuydu. ‘Allah'tan korkmadıysanız Tayyip Bey'den de mi korkmadınız’ diyenlerin Tayyip Bey'in sorumluluğunu örtmeye çalıştığını ve bu meselenin Tayyip Bey’in göstermeye çalıştığı gibi birkaç fırsatçı falan değil ve meselenin büyük koordinasyon içinde, Tayyip Bey'in bizzat kendisi değilse yanı başındaki ve atadıkları tarafından yönetilen organize bir soygun, siyasi sonuçları olan, siyasetten beslenen, ülkeyi yönetenlerin ülkeyi yönetirken görevleri gereği edinmiş oldukları sırlardan istifade eden ve hem kendi servetlerine servet katan hem de iktidarın iktidar ediş biçimini, yöntemini sürdürmesini sağlayacak bir kirli sarmal var ve bu sarmalın deşifre edilmesi gerekiyor.
MECLİS’TE RAŞTIRMA KOMİSYONU VURGUSU
O sebeptendir ki ilk günlerde olayı ilk ortaya çıktığında, AK Parti'den ‘Meclis’te bu konu araştırılır, komisyon kurulur’ diyenler şimdi, ‘Komisyona gerek yok’ diyorlar. Şu savunmayı hemen duyacaksınız: Hızla Anayasa’yı açacaklar ve şöyle diyecekler: ‘Üzerinde adli süreçler yürütülen hususlarda meclis araştırma komisyonu kurulamaz.’ Hemen onlara şunu hatırlatın arkadaşlar; Susurluk Araştırma Komisyonu ya da Rabia Naz Araştırma Komisyonu, Soma Komisyonu, 15 Temmuz Komisyonu ve Dopingi Araştırma Komisyonu. Her birisi AK Parti'nin de içinde bulunduğu süreçlerde üzerinde savcılar çalışırken, tutuklamalar yapılırken, mahkemeler görülürken kuruldu. Aksine komisyon kurulması istisnadır. Bu Meclis’in kurduğu hemen tüm komisyonlarda o sırada davalar görülmektedir. Meclis’in geleneğinde bu vardır. Bu bahane geçerli değildir.
“MUHALEFETİN BİRLİKTE ÇALIŞMASI GEREKTİĞİNİ DEĞERLENDİRDİK”
Meclis’i denetlemek muhalefetin, çalıştırmak iktidarın görevidir. Nasıl kaçtılar gittiler, bu mesele konuşulmasın diye, salı günü gördük. Dün genel görüşme yapıldı. Partilerin önergeleri görüşülmesin diye neler yaptılar. Ama bu işin kaçışı yok. Bugün ve devam eden günlerde, meclis araştırma komisyonu kurulmasına kim ‘evet’, kim ‘hayır’ diyor; millet bunu görsün diye o araştırma önergeleri verilecek ve oylanacak. Görülüyor ki iktidar bundan kaçıyor. Bu noktada böyle bir komisyonun kurulursa içinde partilerimiz elbette yer alacaktı, takip edecektik ama kurulmaması durumunda diğer siyasi partilerle iletişim halinde olmayı, muhalefetin hakikatin arayışında ve büyüyen şüphelerin kamu lehine araştırılmasında birlikte olması gerektiğini, eş güdüm halinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu noktada diğer siyasi partilerin görüşlerini alarak birlikte çaba sarf edeceklerin oturması, bu konuyu birlikte çalışmalarını ülke yararına, kamu yararına olduğunu değerlendirdik.”
“HABERİ VARSA İSTİFA ETMELİ, HABERİ YOKSA SEÇİM KARARI ALMALIDIR”
Özel ve Baş, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fon krizine ilişkin, “Meselenin idari ve siyasi cephesinde yük bizlerin omzunda. Tayyip Erdoğan söylentiyle, dedikoduyla muhalefetin ve medyanın rüzgârıyla iş yapmaz. Bizim de bir harekat planımız bizim de bir takvimimiz var. İdari ve siyasi olarak gerekeni yapacağımızdan kimse kuşku duymasın” açıklamalarının sorulması üzerine şunları söyledi:
“Kişilerin kendi siyasi çıkarlarına göre takvimleri değil; kamunun hızlı şekilde doğru bilgiye ulaşması, sistematik risklerin ortadan kaldırılması, tekrarının engellenmesi ve sorumluların hesap vermesi lazım. Tayyip Erdoğan açısından durum şudur: Bu konudan haberi var ve kontrolünde her şey gerçekleştiyse derhal istifa etmeli, kanun önünde hesap vermelidir. Eğer haberi yoksa derhal seçim kararı almalı ve yönetme kabiliyetini yitirmiş birisi devletin başında oturmamalı, emaneti millete, milletin yeni seçeceklerine teslim etmelidir. Bu konuda üçüncü şıkkı yok Erdoğan’ın. Bilgisi dahilinde ise suçludur. İstifa ve hesap verme sürecindedir. ‘Ben bilmeden bunlar oldu’ diyorsa devleti yönetme kabiliyeti ortadan kalkmıştır.
“ÖMER ÇELİK SORUYU YANITLASIN”
Sayın Ömer Çelik’e çok net bir soru sordu partimizin sözcüsü. Ben de partimizin sözcüsünün bahsettiği konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledim. Ömer Çelik hakkında yazılan, çizilen dedikoduları print edecek olursak dört değil, 40 klasör yetmez. AK Parti içinde konuşulanlar da bunun 25 klasörünü oluşturur. Dışarıda konuşulanlar 15 klasördür. Ama Ömer Çelik’in yanıt vermesi gereken kısım şudur: Osman Arıkan Nacar’ı tanıyor musun, tanımıyor musun? E-DATA şirketi senin için ne anlama geliyor? Bizim iddiamız şudur: Osman Arıkan Nacar ile birlikte Bodrum’da başbaşa tatil yaptınız, Bodrum’dan Ankara uçağına binip birlikte geriye döndünüz ve Osman Arıkan Nacar, 20 milyar gibi, Fatma Betül Sayan Kaya’nın 10 katı bir parayı bu fon işinden kazanmış biridir. Sen bu fon işini yapan, borsadaki bu manipülatif hareketlerin içinde olan bu kişiyle yakın arkadaş mısın, değil misin? ‘En sevdiğim’ diyor, o kısmını bilmem. En sevdiğin mi üçüncü sevdiğin mi? Birlikte tatil yaptın mı başbaşa, Bodrum uçağıyla Ankara’ya birlikte döndünüz mü, dönmediniz mi? Bu konuyu yanıtlasın. Partimizin sözcüsü, AK Parti Sözcüsüne bunu sordu. Öyle onun dışında kendisinin klasör klasör spekülasyonla kendini kurtaracak hali yoktur. Soruya cevap verecek.
“ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE AÇIKLAYACAĞIZ”
AK Parti’nin içindeki tartışma, kavga, Adalet Bakanlığı’nın meselenin tartışılmasını istediği yön üzerine çok sayıda bilgi geliyor, sızdırılıyor. Bunların teyidi üzerine çalışılıyor ancak önemli miktarda bilgiyi teyit etmiş durumdayız. Önümüzdeki günlerde arkadaşlarımız, ben burada isim açıklamayacağım elbette ama arkadaşlarımız, parti sözcümüz, partimizin ilgili kriz masasının yetkilendirdiği arkadaşlarımız gerekli açıklamaları yapacaklar. Ancak iddiaların arkasındayız. Dün zaten açıkça ortaya çıktı. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın özel kaleminin bu işin içinde olduğu. Hatta başkasının nam ve hesabına işlem yapmak yasak olduğu halde, arkadaşların para birleştirip tek bir hesaptan işlem yaptıkları ortaya çıktı. Bu konuda Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın kürsüdeki ikrarı bence önemlidir. Bunun yanında bir bakanın babasının bahsedilen tutar kadar girip bahsedilen tutar kadar çıktığının ve bir başka bakanın da burada işlem yaptığının zaten ilk günlerden beri bizde bilgisi vardı. Bu konular teyit edildi. Önümüzdeki günlerde, saatlerde bu konuyla ilgili açıklamaları yetkilendirdiğimiz arkadaşlarımız yapacaklar.”
“AK PARTİ’NİN İZMİR'E KAYYUM ATADIĞINI, BİR KUKLAYA ROZET TAKTIĞINI GÖRMÜŞ DURUMDAYIZ”
Özel, dün AK Parti’ye geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın açıklamalarını ve Berna Laçin’in konuya ilişkin paylaşımı üzerine gözaltına alınmasını şöyle değerlendirdi:
“Yaşananlardan fevkalade üzüntü, utanç duyduğumu ifade etmem gerekiyor. Özellikle dün orada kullanılan ifadelerde kişiliksizliğin, karaktersizliğin hududunun olmayacağını gördük. Daha düne kadar her türlü hakaretle tanımladıkları, ‘hımbıl’ dedikleri, ‘beceriksiz’ dedikleri, İzmir’de eleştirdikleri kişiyi davet edip rozet takıyorlar. O kişi evet, İzmir’e ihanet etmiştir, İzmir için bir haindir, bizim için haindir. İzmir’deki duyguyu biliyorsunuz. O duyguya ihanet eden bir haindir. Ama AK Parti için de bir kukladır. Şimdi önümüzdeki günlerde, bir genel sekreter görevlendirmesi yapılacak. Eski bir belediye başkanını görevlendirecekler. AK Parti oraya kaynak transferi yapacağını, Cemil Tugay’ın 23 Nisan Başkanı gibi törenlerde boy göstereceğini, onun dışındaki bütün işlerin AK Parti koordinasyonunda yapılacağını, adeta AK Parti’nin İzmir’e bir kayyum atadığını, dün de bir kuklaya rozet taktığını görmüş durumdayız.
“REHİN ALAN MÜLKÜN SAHİBİ OLMAZ. MÜLKÜN ASIL SAHİBİ HALA İZMİRLİLERDİR”
Cemil Tugay’ın kişisel zaafları, kendisine sunulan dosyalar ve karakter zafiyeti üzerinden gösterdiği acziyet, iradesini rehin düşürmüştür. İzmir’in iradesi birileri tarafından rehin alınmaya çalışılmıştır. Rehin alan mülkün sahibi olmaz. Mülkün hala asıl sahibi İzmirlilerdir. Bugünlerde onların geçen seçimdeki iradeleri, birileri tarafından şahsi çıkar ve korkular uğruna, İzmir’in taban tabana zıt olduğu, asla ve asla geçit vermediği bir siyasi partiye peşkeş çekilmeye çalışılmıştır. Rehin alınan, esir alınan, sahip olunan şey İzmir’in iradesi değildir. Ben vatandaşlarımızın üzüntülerini anlıyorum ve tahmin edersiniz hepsinden çok daha fazla üzgünüz. Ne yaşadığımızı görmek lazım. Tarihte hiçbir zaman bir iktidar partisi böyle bir darbeye kalkışmamıştır. Tarihte hiçbir Cumhurbaşkanı, kendinden sonra Cumhurbaşkanı olabilecek kişilere karşı böyle bir hasmane tutum içine girip, bir siyasiyi yargının başına getirip, orada operasyon yapıp, Cumhurbaşkanlığı adayını tutuklayıp hapse atmamıştır. İstanbul gibi bir şehri felç etmek için tüm belediye başkanlarını operasyonlar yapıp, belediye meclis üyelerini tehdit edip, şantajla ya da rüşvetle kendisine transfer edip belediye meclis çoğunlukları üzerinden belediyelere çökmeye kalkmamıştır. Daha ilk yaptıkları operasyon Esenyurt, 30 Ekim 2024 tarihinde, yani seçimlerin üzerinden daha yedi ay geçmişken yapılan operasyonda konan kayyum görevinin başındadır. Dün yapılan operasyonda 30’dan fazla kişi suçüstü yakalanmış, gözaltına alınmış ve şimdiye kadarki bütün operasyonlarda gözaltına alınanların evlerinde çıkan toplam paradan çok daha fazlası kayyumun sağ kolunun evinde çıkmıştır. Yani rezillik, pislik paçalarından akmaktadır. Bu şartlar altında ‘İstanbul’da, Üsküdar’da oluyorsa, orada oluyorsa İzmir’de ne yapalım? Burada belediye başkanını tehdit edelim.’ Zaten belli zaafları bizim tarafımızdan malum öğrenmişler. ‘Bu korkuları ve zaafları üzerinden onu devşirelim. Daha birkaç hafta önce söyledikleri ortadayken o utanmaz, sıkılmaz. Bizim de ar damarımız çatladı. Böylelikle İzmir’i alalım.’ Erdoğan şimdi İzmir’i almış mı oluyor? İzmirlilerin iradesini satın almış mı oluyor? Onu ilk sandıkta göreceğiz. ‘13 bin 600 farkla İstanbul’u sana yönettirmezler’ deyince, ‘Peki o zaman, 806 bin farkla yönetsin’ diyen nasıl İstanbul’daki seçmenin iradesiyse ‘İzmir’i sen seçsen de ben alırım. Onu AK Partili yaparım. Beni seçmezsen senin seçtiğini AK Partili yaparım’ diyene, ilk sandıkta İzmirli gerekli hesabı verecektir.
“BÖYLE BİR HAYSİYETSİZLİĞİ KİM BİLEBİLİR”
Geçen seçimde, Genel Başkan olduktan bir ay sonra adayları belirleme durumunda kaldık. Millete de sözüm vardı: ‘Girdiğim ilk seçimden birinci parti çıkmazsam görevi bırakacağım’ diye. Onun için eski partimizde daha önceki dönemlerde araştırma-geliştirme bütçesi yüzde yarımken yüzde 16 anketlere para ayırdık. Yaptığımız bütün çalışmalarda, aday yaptığımıza da yapmadığımızın önüne de anketleri koyduk. Hani şimdi konuşanlar var ya örneğin Butlan Sözcüsü diyor ya ’Bu adayları kim yaptı?’ Hepsine oyu var. Karar defteri orada. Hangisinde varsa itirazı, örneğin Cemil Tugay’a muhalefet şerhi koyduysa muhalefet şerhini göstersinler. Çok net bir şekilde, yani neredeyse tüm belediye başkanlarına oyları var. İlk telefon tebriği şu andaki butlan başından gelmiş. ‘Kutluyorum büyük zafer, büyük başarı’ diye. İzmir’in bütün milletvekilleri, İzmir’deki tarihi başarıya… 31’de 29 belediye başkanı seçtirmişiz o gün. Bugün butlanlarla sırtlanlar bize saldıracak. Biz de buna teslim olacağız, öyle mi? Sırtlan gibi İzmir’deki iradeye saldırıp onu devşiren kişinin yaptığına bakmayacağız; ‘Aday yanlışmış.’ Zaten ben adayın bu yanlışı yapacağını bilsem onu aday yapmayı bırak elim, kolum, kafam kırılsın; selam vermem. Ama böyle bir haysiyetsizliği kim görebilir, kim bilebilir? Bir ay içinde belirlediğimiz aday belirleme sürecinde, biz İzmir’de 31’de 29 kazanmışız. Önceki dönem tek kadın belediye başkanı varken sekiz kadın belediye başkanı seçtirmişiz. İki genç varken, 12 genç seçtirmişiz. Türkiye’de yüzde 65, ekonominin yüzde 85’ini kazanmışız. Bütün bu saldırılar da bu büyük başarıya karşı hazımsızlığın eseri. Bu hazımsız, saldırgan sırtlanların suçu yok da bu sırtlandan korkup kaçanların suçu yok da bu sırtlanın korkutup kaçırdığı adamı aday yaptık diye suç bizdeyse eyvallah. Başımız gözümüzle beraber. Ama zaten bilsek böyle bir haysiyetsizliği elimiz kırılsın, kafamız kırılsın, böyle bir şey yapmazdık.
“BUTLAN VE SIRTLAN İTTİFAKINA GEREKLİ CEVABI VERECEĞİZ”
Geçenlerde İzmir’e gittiğimde demiştim ki ‘Yetiştiğim, büyüdüğüm şehirdir. En az 25 belediye sözü veriyorum.’ ‘Uçuyor. İzmir karıştı’ dediler. 29 belediye kazandık. Buradan söylüyorum: İlk seçimlerde İzmir’de tarihin en büyük zaferlerinden birini kazanacağız. Devamındaki yerel seçimlerde 31’de 31 belediyeyi kazanarak İzmir ile birlikte helalleşip bu butlan ve sırtlan ittifakına da gerekli cevabı hep birlikte vereceğiz.
“BERNA LAÇİN’İN İFADESİNİ AYNEN TEKRAR EDİYORUM”
Berna Laçin’in pozisyonu için son derece üzgünüm. Bir irade var, o iradeye gelip zorla çökülüyor. Herkesin aklından geçmiyor mu? 15 Mayıs 1919 günü İzmir’de yaşanan duygu, yani İzmir’in başka bir iradesi varken işgal altında. Berna Laçin’in bir sanatçı olarak böyle bir şey hatırlaması ve söylemesi bir sanatçı sorumluluğunda, bir sanatçının söyleyebileceği, her siyasinin tahammül etmesi gereken bir şey. Kaldı ki dün akşam Akit TV’de aksine, AK Parti’nin İzmir’i almasını Yunan’ın İzmir’in işgaline benzeten AK Parti destekçileri konuşuyor. Ona kimse bir şey demiyor. ‘Keşke Yunan kazansaydı savaşı’ diyenin dirisine gitti Tayyip Erdoğan, başında Kur’an hediye etti, Kur’an okudu. Ölüsüne beş Bakan yolladı. Diğer tarafta öyle bir süreçle karşı karşıyayız ‘Atatürk’ün heykellerinin bir gün köpek leşi gibi sürüklendiğini göreceğiz’ diyen adama hiçbir şey yapmayanlar, onu ‘hocamız’ diye görenler, baş tacı edenler şimdi Berna Laçin’in, ‘İzmir ilk kez işgal edilmiyor, korkma’ demesinden medet umuyorlar, onun üzerinden korku yaymaya çalışıyorlar. İzmir dün siyaseten işgal edilmiştir arkadaşlar. Doğruya ‘doğru’ diyeceğiz. Dün İzmir’in iradesi gasp edildi, işgal edildi. Bu da İzmir’in yaşadığı ilk işgal değil. İzmir kendi iradesiyle her zaman işgalden kurtulmayı bilmiştir. İlk seçimlerde de siyasi iradesini işgal edenlere gerekli cevabı verecektir. Berna Laçin’in sonuna kadar arkasındayız, ifade özgürlüğünün arkasındayız. Berna Laçin’in dediği gibi korkma, Berna Hanım da korkmasın ki korkmuyor. Kimse korkmasın. Kimse bunlardan sinmesin. Kendileri Atatürk’e hakaret edecek, devrime hakaret edecek, ‘Keşke savaşı Yunan kazansaydı’ diyecek kadar İzmir’e düşman olacaklar. Sonra, ‘İzmir’i ilk kez işgal edilmiyor’dan soruşturma. Ben de aynı ifadeyi aynı şekilde tekrar ediyorum.”
“ARINÇ’IN AÇIKLAMALARI SON DERECE ÖNEMLİDİR”
Özel, AYM’nin Tayfun Kahraman kararı ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın “Gayretullaha dokunmasın” ifadelerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Sayın Arınç, iki arkadaşımız özelinde, kendisindeki bilgileri çok sade şekilde toparlamış ve bu iki özel vaka için ‘Gayretullah’a dokunur’ diyor, yani ‘Allah’ın ilahi adaletini zedeler bu’ diyor. ‘Başımıza büyük bela açarız. Bu kadar büyük bir rahatsızlık artık Allah’ın ilahi adaletini zedeler’ diye bir değerlendirme yapmış. Devamındaki değerlendirmesi de ‘Bu benim bildiklerim, bilmediklerim ama yaşanan nice mağduriyetler var’ diyor. Bu değerlendirme bu açıdan son derece önemli. Biz zaten aylardır, yıllardır bunları anlatıyoruz. İnsanların eşlerine, babalarına, çocuklarına yapılan zulümleri anlatıyoruz. Fatih Keleş’in oğlu kapalı yer korkusu olduğu bilinerek ‘Nasıl olacak şimdi Mustafa onu içeri koyarsak’ diye babası tehdit edilip, babası itirafçı olmaya zorlanıp kabul etmeyince 10 aydan uzun bir süre cezaevinde kaldı, zulmedildi kendisine. Pınar Türker’in eşinden boşanmış olduğu, çocuklara kimin bakacağı soruldu, Pınar Türker annesi ve babasının bakacağını söyleyince ‘Hadi itirafçı ol, çocuklarını al, eve git’ dediler. Olmayınca, ‘Pınar Hanım’ı 40 yataklı bir yerde 60’ncı kişi olarak Düzce’de bir cezaevine sürdüler. Kendisiyle birlikte itirafçı olmayan kadınları Türkiye’nin dört bir yanına yolladılar. Bugün Türkiye’de ailelere zulüm yaparak insanlara istemedikleri suçları kabul ettirmek ya da başkalarına iftira attırmaya çalışılıyor. Bu yaşananların tamamı AK Parti’yi yenecek cumhurbaşkanı adayından ve kendinden sonra onu yenebilecek siyasi partiden, partilerden kurtulmak için yapılıyor. Bu dokunmayacaksa gayretullaha, bu ilahi adaleti zedelemeyecekse neyi zedeleyecek? Bu açıdan Sayın Arınç’ın açıklamalarını önemli ve kıymetli buluyorum. Sayın Arınç’ın AK Parti’deki Kurucular Kurulu’ndaki öndeki üç kişiden birisi olduğunu, seçimi kazandıklarında toplantı yaparken masada sayın cumhurbaşkanı ve önceki cumhurbaşkanı ile birlikte onların arasında oturan üçüncü kişi olduğunu, başbakan yardımcılığı yaptığını, hükümet sözcülüğü yaptığını, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu görevini yaptığını hatırlatıyorum. Bülent Arınç, ‘Bu kadar zulüm olmaz’ diyor. Bunun görünür olması önemli.
“YA ANAYASA’YA UYACAKLAR YA DA KENDİ VARLIKLARINI TARTIŞMAYA AÇACAKLAR”
AYM’nin ilk kararı uygulanmalıydı. Uygulanmadı. İkinci karar haziranda çıktı, temmuzda yazıldı ve bugüne kadar yayınlanması beklendi. Ümit ediyorum, bugün hem Tayfun Kahraman’ın hem Sayın Kavala için AİHM’de alınan kararlardan sonra burada atılacak adımların, hem de gerekçe gösteriyor ki AYM kararlarına ne için uymak gerekir? Bu hakkında AYM kararı olan tüm tutuklular ve adil yargılanma hakkı benzer şekilde zedelenen tüm tutuklular ve hükümlüler açısından son derece kıymetlidir. Sayın Erdoğan şuna karar verecek: Onun yetkileri, sorumlulukları Anayasa’nın bir maddesi, iki maddesi olarak Anayasa’da yer aldı. Meclisinkiler var. AYM’ninkiler var. Erdoğan, ‘Benim sayfam geçerli, bütün yetkiler bende, devletin başındayım. Sizin sayfalar geçersiz. Meclis yok hükmündedir, Anayasa yok hükmündedir, kanunların bağlayıcılığı yok hükmündedir’ derse biri de döner, ‘Senin sayfan da yok hükmündedir’ der. Sayın Erdoğan’ın yönettiği ülkede, yönlendirdiği hakimler ve yönettiği partisi, Anayasa’da kapı gibi yazan bir sayfayı yok sayıyorsa kendi meşruiyetini tartışmaya açıyor demektir. O zaman ‘Bu ülkenin cumhurbaşkanı da yok hükmündedir’ denir. Buna karşı kimse bir savunu içine giremez. Anayasa bir bütündür. Herkes yetkisini Anayasa’dan alıyor. AYM’nin kararlarının bağlayıcılığı da Anayasa’nın açık ve amir bir hükmüdür. Ya o kurallara uyacaklar ya da kendi varlıklarını tartışmaya açacaklar.”
“ANAYASA’NIN ARKASINDAN DOLANANLAR BİZİM KAPIMIZI ÇALMASIN”
Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP, Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk asrı” açıklamalarının sorulması üzerine, seçimin 2028 yılının baharında yapılmasının bir Anayasa’nın arkasından dolaşmak olcağını belirterek şöyle konuştu:
“Sayın Bahçeli’nin Erdoğan ile ilgili, kendi partisiyle ilgili değerlendirmeleri olabilir. Ben yalnız sarayın odalarından türetilmiş, milletten gücünü almayan birtakım kişilerin dolaşıma soktuğu bir tartışmanın, ‘Bugünden karar alalım...’ Hatta öyle bir noktaya getiriyorlar ki işi, ‘Belli partilerin iradelerini bugünlerdeki siyasi konjonktürde buna zorlayalım. Günü gelince de Cumhurbaşkanımızı tekrar aday yapalım’ gibi ortaya atılan, saraydan atılan birtakım tekliflerin peşine takılmayı, bunları kıymetlendirmeyi, bunları değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Biz dediğimiz noktadayız. Bir erken seçim milletin umudu, beklentisidir. Beklentisiydi. Onları elinin tersiyle itip Anayasa’nın arkasından dolananlar bizim kapımızı çalmasınlar.”
“HER ANKETTE GERİYE DÜŞÜP YOK OLMAKTA OLUŞLARI BOŞUNA DEĞİL”
Özel, "CHP’de eşleri YENİ Parti’ye geçen üç kişinin işten çıkartıldığı belirtiliyor. Neler söylersiniz" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Butlan yönetimi geldi, 50’den fazla arkadaşımız işten attı. Sebebi ne? Bizimle yakın çalışıyorlarmış. Bir siyasi partinin personeli seçilmiş yönetimle yakın çalışmayacak da ne yapacak? Şimdi de bu kıyım ailelerinde YENİ Parti’ye kaydolan varsa, eşleri YENİ Partili varsa devam ediyor. Bu karşımızdakilerin vicdanını, ahlakını, meseleye bakışını, bizi nereye koyduğunu ve emeğe, alın terine, emekçiye nasıl baktıklarını gösteren bir mevzudur. Kimseye yapmadığımız bir kötülüğü, bizim yüzümüzden gören arkadaşlarımıza mümkün mertebe sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ama hakikaten asrın soygununu yapanlarla o asrın soygununun öncesinde partinizin iradesini soyanlar, kaçanlar ve seçilmedikleri yerlere pavyon fedaileriyle gelip kavga dövüş oturanların bu yaptıkları tarih önünde hepimizi üzen, kendilerini utandırmaz ama bir dönem o siyasi partide faaliyet yapan bizleri dahi utandıran bir boyuta gelmiştir. Diyecek söz bulamıyorum. Milletimiz görüyor. Zaten boşuna değil bütün anketlerde, her ankette bir öncekinden geriye düşüp yok olmakta oluşları, boşuna değildir.”
“ÜMİT EDİYORUZ HAYSİYETSİZLİĞİ TEKRAR EDEN OLMAZ”
Özel, AK Parti’ye muhalefetten yeni katılımların olacağı konusundaki tartışmaların hatırlatılması üzerine, “Öyle bir şey yok. Ümit ediyoruz ki dün yaşanan haysiyetsizliği tekrar eden bir başkası olmaz. İzmir’e böyle büyük bir haksızlığı kimse yapmaz” dedi.