(TBMM) - YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek “Senin siyasetin yıllardır asla kazanamadığın, sana güvenmeyen İzmir’in güvenip de oy verdiği kişiyi tehditle, şantajla, cezaevinin ucunu göstererek, partine devşirmeye çalışan eski siyasetin daniskasıdır. Bu baskılara boyun eğmeyip de içeride aslanlar gibi yatıp arkadaşlarını ve partisini satmayanlar ölene kadar kardeşimizdir. Satıp gidenler haindir, hain oğlu haindir. Onu satın alanlar da milli irade hırsızıdır” dedi.
YENİ Parti’nin 28’inci Dönem Beşinci Yasama Yılı’nın ilk grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:
“Erdoğan ailenin güvende tutulmasından bahsediyor. Ailem Güvende operasyonları yapıyorlar. En son Mersin’e siyasi operasyon yaptılar. Sabahın köründe polis, belediye başkanlarımızın, meclis üyelerimizin, bürokratların evlerine şafak baskınları yaptı. Sabahın beşinde bir kapıyı çaldılar. Bir hanımefendi ev kıyafetiyle, geceliğiyle kapıyı açtı. Karşısında kameraları ve polisleri görünce ‘Ne oluyor’ dedi. Polis dedi ki ‘Şu sebeple geldik.’ ‘Lütfen çekmeyin bu kıyafetle’ deyince, ‘Korkmayın, polis kamerası.’ Ve biz o polis kamerasının kaydını, iki saat sonra bütün sosyal medya hesaplarında ve yandaş kanallarda gördük. Hanımefendinin yüzüyle ve üzerindeki o ev hali kıyafetiyle birlikte. Buna tepki gösterdik. İçişleri Bakanı açıklama yaptı. Ülkenin bakanı böyle diyorsa itimat etmemiz lazım. ‘Bu bizden sızmadı, polis kamerasını servis etmedi. Bu konuda İçişleri Bakanlığı’nın ve polisin bir sorumluluğu yok’ dedi. Ben bu açıklamaya itibar ediyorum. Polis o kamera görüntülerini savcılığa veriyor. Buradan Erdoğan’a söylüyorum: Adalet Bakanlığı’nda bir yapı var. Bu görüntülerin tamamı Adalet Bakanlığındaki bir yapı tarafından hızla elde ediliyor. Kimi o günkü operasyonda algı yaratmak için, kimi yarın konuşan biri olursa diye arşivlenerek bir yere konuyor. Ve haysiyet cellatlığı, haysiyet suikasti için yapılıyor. Sayın Erdoğan ya Adalet Bakanlığı’ndaki bu haysiyet celladı, insanların özel hayatlarına el uzatan, insanların mahremini millete teşhir eden ve bundan utanmayan bu çeteyi dağıtırsın ya da Allah ailemizi senden de korusun.
“ÜÇÜNCÜ KEZ TBB BAŞKANI TUTUKLANDI”
Şimdi o kirli operasyonda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı ki Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı’dır. İlk başkan Ekrem İmamoğlu, hiç hazmedemediler. TBB yıllardır AK Parti’de; sadece AK Partili belediyelere yardım eder, sadece ondan oluşur yönetim kurulu, yüzde 1’i gerisine, yüzde 99 kendisine sistemiyle yönettiler yıllarca. Millet 411 belediye bize verince 100 binden fazla nüfuslu doğal belediye başkanlarını delege yapan sisteme göre bütün çoğunluğu bize verince, hiç hazmedemediler. İnanın öyle insanlarız ki TBB yönetiminde ilk günden beri, Yeniden Refah var, Büyük Birlik’e teklif ettik son gün vazgeçti, İYİ Parti’nin bir belediyesi iki delegesi var, Meclis’te temsilcisi var, DEM Parti’nin belediye sayısı oranında temsilcisi var, bizim de aldığımız belediye oranında temsilcimiz var. AK Parti yüzde 51’i alınca hepsini alıyor ya. Biz bölüştük. Hatta biz AK Parti’ye ve MHP’ye de ‘Gücünüz nispetinde temsilci verin’ dedik. Onlar vermedi. Biz milletin verdiği belediye oranında paylaştık. Bunlar sindiremediler. Önce Ekrem İmamoğlu’nu gözaltına aldılar, tutukladılar. Yerine Zeydan Karalar seçildi. Zeydan Karalar’ı gözaltına aldılar, tutukladılar. Yerine Vahap Seçer seçildi. Şimdi üçüncü kez TBB Başkanı’nı gözaltına aldılar. Haksız hukuksuz bir şekilde gizli tanıkifadeleriyle ve somut bir kanıt olmadan tutukladılar. Şimdi TBB seçimi yine olacak. Bakalım orada tekrar ne dümenler dönecek.
“500’DEN FAZLA AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANINDN BİR TANESİNE TUTUKLAMA YOK”
Yenişehir, Mezitli ve Mersin Büyükşehir belediyelerinde yapılan operasyonda, sorgu sırasında birisine ‘İtiraf et seni salayım. Şu kapıdan çıkarın, görsünler. İftira atanı salalım, başkanları içeri atalım’ prosedürüyle bir büyük kötülük daha yapılmıştır. Hepsini birden takip ediyoruz. Hem Mersin’de hem İstanbul’da hem Türkiye’nin dört bir yanında yapılan bu operasyonların siyasi operasyonlar olduğuna milletimiz yüzde 60 oranında inanıyor. Bunların gerçek operasyonlar olduğuna inananlar yüzde 25 oranında kalıyor. Ama şunu hatırlatmam lazım: 500’den fazla AK Partili belediyeye soruşturma izni var, bir gözaltı yok, aktif belediye başkanına bir tane tutuklama yok. Ama çok daha az CHP’li belediye başkanı olduğu halde işte gördüğünüz gibi rakamlar ortada.
“DELİLDEN SUÇLUYA DEĞİL, SUÇLUDAN DELİLE GİDİLİYOR”
Bir belediye başkanı güvence altındadır. Eğer yaptığı işte şüphe varsa gider, müfettiş araştırır. Belgelere bakar, eksik görürse sorar, tatmin olmazsa yazı yazar, soruşturma izni ister. AK Partili bakan izin verirse soruşturma açılır, soruşturma sürer, deliller toplanır. Suç varsa mahkeme açılır. Peki bu usul terk edilirse ne olur? Bu usul terk edilirse delilden suçluya değil; çünkü o delil belki belediyede yolsuzluğu yapan başkana varana kadar arada birisi, başkanın bir altında birisi. Eğer varsa başkanla ilgili şüphesi onu da ispatlar. Yoksa kimse belediye başkanlığı yapamaz. Ama şimdi delilden suçluya gitmek yerine ki öyle gidilip de suçu ispatlanan bir başkanımız olursa cezasını çekmesine ilk biz razıyız. Bizim itirazımız suçludan delile gidilmesi. Kafada suçluyu belirliyor. ‘Gaziosmanpaşa’da çoğunluk bende, suçlu GOP Başkanı. Bursa’da çoğunluk bende, suçlu Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı. Ya da Ataşehir’de çoğunluk onda. Aradaki fark kadar operasyona adam yolla. Ataşehir hedefteki belediye başkanı.’ Böyle böyle, önce başkanı alıp, dosyaları alıp, bütün müteahhitlerin malına el koyup, sonra ‘İhaleyi almamı şu söyledi.’ Bakın ne para, ne para teslimi, kör kuruş kanıt yok. Sadece ihaleye girmeyeni bulup getiriyorlar. ‘Niye girmedin?’ Girmemiş adam ya, niye girmedin var mı? Mecbur mu? ‘Belediye başkanı beni istemiyormuş diye girmedim. At imzayı çık dışarı.’ Buradan ihaleye fesat çıkarıyorlar.
“BİR TEK FERDİ ZEYREK İÇİN SÖYLEDİM”
Tamamen düzmece oyunlarla belediye başkanlarımıza siyaseten hedef oldukları için önce hedeften suçluya, sonra suçludan delile gidiyorlar. Delilden öbür tarafa giden yok. Bir de bir önemli gazetede her gün yazan, yalan yanlış yazan, kendini bile tekzip eden birisi dönüyor dolaşıyor, ‘Özgür Özel dedi ki ‘Sütte leke var bizim belediye başkanlarında yok.' Ben dediğimi dedim derim, demediğimi demedim derim. Manavgat’ta bir günde ihraç yapmışız. Bodrum’da bir günde ihraç yapmışız. Uşak’ta bir günde ihraç yapmışız. İhraç edilene kadar geçen sürede bile ilk gün tedbirle disipline yollamışız. Benzer vakaların hepsinde yapmışız. Ben o lafı bir tek Ferdi Zeyrek için söyledim. Buradan bir kez daha söylüyorum: Allah rahmet eylesin. Sütte leke vardı, Ferdi’de yoktu. Ölmüş insanın arkasından öyle sözler söylemek, o lafı çarpıtmak, o lafı bir yere çekmek neyine yarıyorsa öyle söylüyor. Bizim içimizde suç işleyen varsa, adil bir yargıyla gerçek kanıtlarla ortaya çıkarsa kimse savunmaz. Şimdi önümüzdeki hafta, daha sonraki hafta, hem etik yasa teklifimizi, Siyasi Ahlak Yasası’nı hem de YENİ Parti’nin yeni etik kurallarını ortaya koyacağız. Göreceğiz bakalım, el mi yaman bey mi yaman?
MEKKE ANLAŞMASI
AK Parti dış politikamızı milli çıkarlarla belirlemeyi bırakmıştır. Meclis’in açılış günü, fiilen ilk kez çalışacağı gün olduğu için konu çok önemli. Dış politikadaki keyfilikler milletimize pahalıya mal oluyor. Erdoğan 2019’da, Suudi Arabistan’ı Yemen konusunda eleştiriyordu. ‘Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hale kim getirdi’ diyordu. Arabistan Yemen’e harekat planlarken şimdi onunla birlikte oldu. 7 Ağustos’ta Mekke’de; Suudi Arabistan, Pakistan ile ittifak anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre üç ülkeden birine yapılan silahlı saldırı hepsine yapılmış sayılacak. Yani artık Suudilerin meselesi bizim meselemiz olacak. Trump’ın Orta Doğu’daki yeni düzeni: ‘Örgütler yok devletler var.’ O yüzden Suriye’deki bütün örgütler merkezi yönetime dahil edildi. Suriye yönetimini muhatap kabul ediyor. Trump’ın kurduğu düzene göre bölge ülkelerini, Orta Doğu’daki ülkeleri, biz aslında Orta Doğu’ya değil Avrupa’ya tabiyiz. Onların kategorisindeyiz ama bizi Orta Doğu’ya sayıyorlar. Maalesef bunlar da susuyorlar. Orta Doğu’da ‘Hizaya geç’ dedi Trump. ‘Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, Türkiye siz dördünüz birsiniz. Birlikte hareket edeceksiniz.’ Mısır baktı pabuç pahalı, ‘Ben bu işte yokum’ dedi. Bu ittifaktan ayrıldı. Bizimkiler bayram değil, seyran değil Suudi Arabistan ve Pakistan ile ittifak kurdular. ‘Ona saldıran bana saldırmıştır diye kabul ediyorum’ dediler.
“ORTAK SAVUNMA PAKTLARI BARIŞ DÖNEMİNDE KURULUR”
Türkiye’nin deneyimli dış politikacıları şunu hatırlatıyor: ‘Saldırmazlık paktı, ortak savunma paktları barış döneminde kurulur. Caydırmak için kurulur. ‘Saldırırsan, biz biriz’ denir caydırıcı güç oluşturulur. Savaştaki bir ülkeyle bu anlaşmayı imzalamak doğrudan savaşa taraf olmaktır.’ Bugün bu anlaşmayı imzalamak suretiyle Türkiye’yi sıcak bir savaşa doğru sürüklüyorlar. Diyorlar ki ‘Acaba Mekke’yi savunmak bize mi nasip olacak?’ Suudi Arabistan’ın dünya kadar parası, imkanı, silahı, başına kendi açtığı dertler ortada. Bu Suudi Arabistan Prensi, Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’da öldürttü, cayır cayır eritti, kemiklerini çantalarda taşıttı. Erdoğan ‘Katil, İki elim yakanda’ dedi. Amerika ‘Barış’ deyince barıştı. ‘Yolla’ deyince katilleri yolladı. Şimdi birlikte Suudi Arabistan’ın Yemen ile olan savaşına taraf olacaklar. Dün akşam gitmişler, Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri ve Savunma Bakanları fiili durum yaratarak asker konuşlandırmasına orada karar vermişler.
“MEHMETÇİK’İ 100 YıL SONRA YEMEN ÇÖLLERİNE SÜRECEK MACERACILIĞI, TRUMP’IN EMİR ASKERLİĞİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Herkes şunu bilsin: Anayasa 90 var, kapı gibi ortada. Uluslararası anlaşmalar öyle işin içinde asker varsa, silah varsa gelecek, bu Meclis’te onaylanacak. Uluslararası anlaşma öyle bir yaprak olmaz. Basın bildirisi gibi olmaz. Peçeteye imzalanmış temenni metni gibi olmaz. Her yönüyle belli olur. Kağıda dökülür, Dışişleri Komisyonu’nda görüşülür, Meclis’e gelir ve kimin ne oy verdiği kayda geçecek şekilde açık oylamayla tarih önünde karara bağlanır. Sen anlaşmayı getirmeden doğru formatta bir anlaşma daha ortada yokken, Cumhurbaşkanınca Meclis’e yollanmamışken, Meclis Başkanınca kanun teklifine dönüştürülmemişken, Dışişleri Komisyonunda görüşülmemişken dün karar vermişler: Asker gelecek, -bir de rahatlatmak için güya, lafa bak- ülkeler mevzuatlarına göre bu kararı alacak. Bizim mevzuatımız ne? Kararı Meclis alır. Orada bizim bakan, Meclis’in alacağı kararı taahhüt eden imzayı atıyor. Riyad’a gitmiş, Trump’ın talimatıyla Suudi Arabistan ile, Pakistan ile birleşmiş. Mehmetçiği ölüme gönderebilecek anlaşmaya, Meclis’e anlaşma gelmeden... Gelse ne yazar. Anayasa’nın bu sefer de 92’si var. ‘Asker gidecekse karar tekrar Meclis’ten geçecek.’ Bu yapılmadan gidip de anlaşmalar imzalayıp Mehmetçiğin oraya konuşlandırılmasıyla ilgili taahhütte bulunuyorlar. Trump’ın Orta Doğu düzeninin bir parçası olmayı kabul etmiyoruz. Anayasa’nın amir hükümlerine göre usulüne uygun görüşüp kabul edilmemiş uluslararası anlaşmayı kabul etmiyoruz. Mehmetçik’i 100 yıl sonra Yemen çöllerine sürecek maceracılığı, Trump’ın emir askerliğini kabul etmiyoruz.
“BİZİ TANIMAYANI BİZ DE TANIMIYORUZ”
Erdoğan’a sesleniyorum: Yeni dönemde Meclis’i Anayasa’daki yetkileriyle tanıyıp, Meclis’e saygılı bir tutumda olacaksan, AYM’nin yetkilerini tanıyacaksan, yargı bağımsızlığına, Anayasa’nın vurgularına uyacaksan ancak o gün çıkar ‘Cumhurbaşkanıyım’ dersin. Yoksa Meclis’in yetkilerini tanıyan sayfayı yırt at, AYM’ninkini yırt at, yargı bağımsızlığını yırt at; sonra çık ‘Ben Cumhurbaşkanıyım, devleti temsil ediyorum’ diye kasım kasım yetki kullan. Bizi tanımayanı bundan sonra biz de tanımıyoruz.
“ERDOĞAN SEN ESKİNİN DANİSKASISIN”
Biz bize bu kadar zulmü, kötülüğü yapanı tanımayıp da sırtımızı dönüp gidince önce biraz arkamızdan bakakaldı. Sonra promptera daldı, konuştu da konuştu. Eski siyaseti kötülüyor. Yeni bir siyasetten bahsediyor. Bu niye biliyor musunuz? Sosyal medyada son üç ayın en çok konuşulan konusu; yeni siyaset, YENİ Parti, YENİ Parti’nin yeni yöntemleri, bu hafta sonu yaşadığımız demokrasi şöleni, üyeye, millete önem vermek, yeni bir siyasete, iktidara yürümek olunca… Kelime bulutundan yakalıyorlar sosyal medyadan, koyuyorlar promptera, okuyor beyefendi. Eski siyaset kötüymüş, yeni bir siyaset kurmak lazımmış. Sayın Erdoğan; sen yeni değilsin, sen eskisin, sen eskinin daniskasısın, sen eski siyasetin temsilcisisin.
“SATIP GİDENLER HAİNDİR”
Senin siyasetin milletin seçtiği belediye başkanının evine şafak baskını yaptırmaktır. Senin siyasetin kapıyı açan, üstünde gecelik olan kadınların görüntülerini basına servis ettirmektir. Senin siyasetin ana muhalefet partisine darbe yapıp başına kayyum atamaktır. Senin siyasetin milletin bankadaki, fondaki parasını yandaşa yedirmektir. Senin siyasetin İzmir’de, Foça’da aday çıkaramamışken, Foça‘yı MHP’ye bırakmış, AK Parti-MHP yüzde 15 oy almışken, Foça’nın seçtiği kadın başkana tehdit, şantaj, baskı, korkuyla gidip yüzde 15 aldığınız ilçenin belediyesine çökmektir. Yıllardır asla kazanmadığın, kazanamadığın, sana güvenmeyen İzmir’in; güvenip de oy verdiği kişiyi tehditle, şantajla, baskıyla, cezaevinin ucunu göstererek, içeride yatan birinin dosyasında adını göstererek partine devşirmeye çalışan eski siyasetin daniskasıdır. Bu baskılara boyun eğmeyip de içeride aslanlar gibi yatıp arkadaşlarını ve partisini satmayanlar ölene kadar kardeşimizdir. Satıp gidenler haindir, hain oğlu haindir. Onu satın alanlar milli irade hırsızıdır. Teyzem dedi bana: ‘Bırak giden gitsin, satan satsın, topuklayan topuklasın.’ YENİ Parti var. İktidara yürüyüşte. Esas onlardan arınalım, önümüze bakalım. Yürüyelim arkadaşlar.”
Özel grup toplantısının ardından, toplantıya katılan Ankara il örgüt üyeleriyle Şeref Merdivenleri'nde fotoğraf çektirdi.
(SON)