Haber: Mehmet OFLAZ
(ANKARA) - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Osmaniye'de 6 Şubat depremlerinde 105 kişinin yaşamını yitirdiği Bilge Sitesi davasında, MHP'li eski Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara ile bir belediye çalışanı hakkında verilen 21'er yıl hapis cezasının bozulmasını istedi. Depremde yakınlarını kaybedenler, tebliğnameye itiraz etti, dosyaya ilişkin son kararı Yargıtay 12. Ceza Dairesi verecek.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinde, Osmaniye'de bulunan Bilge Sitesi A Blok'un yıkılması sonucunda 27'si bebek ve çocuk olmak üzere 105 kişi yaşamını yitirdi, 6 kişi yaralandı. Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ocak 2025'teki karar duruşmasında, müteahhitler Mustafa İpek ve Faruk Pilge'ye "basit taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan 8'er yıl hapis cezası verildi.
Yerel Mahkeme, fenni mesuller Ayhan Gedik ve Haluk Koç ile dönemin Osmaniye Belediyesi imar müdürü ve ardından Osmaniye Belediye Başkanı olan Kadir Kara ve kontrolör Sevinç Ayşe Argun hakkında, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan 21'er yıl hapis cezasına hükmetti. Eski belediye çalışanları Hülya İnan ve Mustafa Nalbant ise beraat etti.
İSTİNAF CEZALARI HUKUKA UYGUN BULMUŞTU
Yerel Mahkeme kararının istinafa taşınması ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi'nin, sanıklar MHP'li eski Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara, Sevinç Ayşe Argun, Ayhan Gedik ve Haluk Koç'a verilen 21'er yıl hapis cezasını hukuka uygun bulmasının ardından dosya temyiz edilerek, bu sanıklar yönünden Yargıtay'a geldi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 4 sanık hakkındaki tebliğnamesini hazırlayarak, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'ne gönderdi. ANKA Haber Ajansı muhabirinin ulaştığı 92 sayfalık tebliğnamede, sanıklar hakkındaki hükümlerin bozulması istendi.
Tebliğnamede, MHP'li eski Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara ile kontrolör Sevinç Ayşe Argun hakkında, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan verilen 21'er yıl hapis cezasının bozulması ve bu sanıkların beraatine karar verilmesi istendi. Diğer iki sanık hakkındaki hükümlerin de bozulması talep edildi. Başsavcılığın tebliğnamesinin bağlayıcı niteliği bulunmuyor, dosyayla ilgili son kararı Yargıtay 12. Ceza Dairesi verecek.
22 YILDIR RUHSATI VE İSKANI YOKMUŞ
Tebliğnamede, yapının ruhsatının 3194 sayılı Kanun'un 29. maddesi uyarınca 2001 yılında ipso iure (kendiliğinden) hükümsüz kaldığı ve 6 Şubat 2023'teki yıkım anında geçerli bir ruhsatı ile yapı kullanma izin belgesinin (iskan) bulunmadığı belirtildi.
Tebliğnamede, gerekçeli kararda sanık avukatlarının sunduğu teknik mütalaalar ve bilimsel görüşlerin hangi gerekçeyle reddedildiği açıklanmadan "itibar edilmemiştir" denilmesinin, Anayasa'nın 141. maddesi ile CMK'nın 34. maddesinde düzenlenen gerekçeli karar ilkesine aykırı olduğu ve kararın denetlenebilirliğini ortadan kaldıran bir gerekçesizlik oluşturduğu belirtildi.
İMAR AFLARI ELEŞTİRİSİ
Depremlerde yaşanan kitlesel yıkımın, "modern ceza hukuku dogmatiği ve forensik mühendislik perspektifinden, tekil bir hatadan ziyade planlamadan uygulamaya kadar tüm savunma bariyerlerinin iflas ettiği bütünsel bir 'sistem arızası' olarak tanımlandığı" belirtilen tebliğnamede, yapıların yıkılmasına neden olan 30 faktör sıralandı.
Tebliğnamede ayrıca, yerel yönetimlerin ruhsatlandırma süreçlerini yalnızca "evrak tamlığı" üzerinden yürütmesi ve derin mühendislik kontrollerini (yazılım/uzman eksikliği nedeniyle) yapamaması, "kurumsal körlük" olarak tanımlandı. "İmar afları ve riskin yasallaştırılması" faktöründe ise "Kaçak ve denetimsiz yapı stokunun can güvenliği araştırması yapılmadan yasallaştırılması, sistemsel riskin kurumsallaşmasına ve yıkımın 'legalleşmesine' yol açmıştır" ifadesine yer verildi. "Güvenlik yerine haksız çıkarı ve ekonomik karı merkeze alan egemen yapı kültürünün, maliyet düşürmek adına teknik standartlardan taviz verilmesini normalleştirdiği" vurgulandı.
"YIKIM ASLİ NEDENİ 2003'TE GÜÇLENDİRME YAPMAYAN MALİKLER"
Tebliğnamede, binanın ilk ruhsata göre 8 katlı projelendirildiği, sonradan eklenen 2 katın yapıya yaklaşık yüzde 25 ek yük bindirerek deprem davranışını olumsuz etkilediği ifade edildi. Ayrıca, Kadir Kara ile Sevinç Ayşe Argun'un projedeki fazla katları daha önce çarpı işaretiyle iptal ettiği, kat artışının ise belediye meclisi kararıyla gerçekleştiği belirtildi.
Tebliğnamede, binanın güçlendirilmesi halinde yıkılmayacağı ve can kaybının önlenebileceği belirtilerek; 2003'teki güçlendirme imkanının kullanılmamasının "bilinçli pasiflik" oluşturduğu ve bu nedenle 1996'daki idari onayın tek başına belirleyici neden sayılamayarak nedensellik bağının zayıfladığı, sorumluluğun ise maliklerde olduğu görüşü dile getirildi.
Olayın nedensel sürecinde yasa ve ilgili mevzuattan kaynaklanan dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketleri bulunmayan sanıklar Kadir Kara ve Sevinç Ayşe Argun'un süreçte toplanmış yazılı ve sözlü kanıtlar çerçevesinde yüklenen suçtan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraetlerine karar verilmesi gerekirken, süreçte toplanmış kanıt durumuna aykırı düşen bilirkişi raporuna itibar edilerek cezalandırılmalarına karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği görüşüne yer verildi.
"DURUŞMA AÇILMADAN İSTİNAF İNCELEMESİ SAVUNMA HAKKININ İHLALİ"
Ayrıca, sanıklar Kadir Kara, Sevinç Ayşe Argun, Ayhan Gedik ve Haluk Koç müdafilerinin duruşma açılması yönündeki sarih taleplerinin, dosya kapsamıyla örtüşen, hukuken denetlenebilir ve makul bir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiği belirtilen tebliğnamede, "Duruşma açılmasını engelleyen haklı bir nedenin varlığı somutlaştırılmadan, salt dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde 'istinaf başvurusunun esastan reddine' karar verilmesinin, Anayasa’nın 36. maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma hakkını ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan savunma hakkını açıkça ihlal edilmesi anlamına geleceği savunuldu.
Tebliğnamede, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 7 Nisan 2026 tarihli "Güneşli Kocabaş Sitesi" emsal kararına atıfla, maddi vakıa denetimi yetkisini haiz Bölge Adliye Mahkemesi'nin, hapis cezasıyla sonuçlanabilecek deprem dosyalarında, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulabilmesi için duruşma açmasının zorunlu olduğu ifade edildi.
"MULTİDİSİPLİNER HEYET OLUŞTURULSUN"
4 sanık hakkında kurulan mahkumiyetlere esas alınan bilirkişi raporunun evrensel kabul gören standartlara, yazılımlara ve simülasyon tekniklerine aykırı olduğu, raporda "asli–tali kusur" gibi hukuki nitelemelere yer verildiği, FEM (Sonlu Elemanlar Yöntemi) ve NLTHA (Doğrusal Olmayan Zaman Tanım Alanında Analiz) gibi ileri simülasyonların yapılmadığına dikkat çekilen tebliğnamede, multidisipliner bir heyet oluşturulmadan, eksik kovuşturma ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulmasının maddi gerçeğin araştırılması ilkesine aykırı olduğu aktarıldı.
Tebliğnamede, "yapısal mühendislik ve dijital rekonstrüksiyon grubu", "yer bilimleri, sismoloji ve geoteknik grubu", "malzeme, metalurji ve sistemik hasar analizi grubu", "mimarlık, kent planlama ve mekanik tesisat grubu" ile "hukukçu ve adli mantık uzmanı"ndan oluşan multidisipliner bir heyetin oluşturulması gerektiği, ayrıca Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) veya İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinden seçilecek bir bilirkişi heyetince rapor hazırlanmasının uygun olacağı kaydedildi.
AİLELER İTİRAZ ETTİ
Depremde yakınlarını kaybedenler, Başsavcılığın Tebliğnamesi'ne, "Sanıkların dayanaksız iddialarını maddi gerçek olarak ileri sürüp sanıkları aklayan bu mütalaayı kabul etmiyoruz" diyerek itiraz etti.
