(İSTANBUL) - Melis Eryiğit Samir’in küratörlüğünde gerçekleşen Technoference S01 – Dijital Filtre, Türkiye’de yapay zekâ çağının insani tarafını disiplinlerarası bir küratörlükle ele alan ilk teknososyal fayda buluşması oldu. İki panel ve tamamlayıcı bir atölye boyunca; algoritmaların gerçeklik, dikkat, karar alma ve çocukların dünyası üzerindeki etkisi sorgulandı. Veri egemenliği, yapay zekâ, eğitim, aile ve üretici toplum olma başlıkları öne çıktı.
Lâl Project Kurucusu Melis Eryiğit Samir’in küratörü olduğu Technoference, “Dijital Filtre” temalı ilk buluşmasını 15 Haziran 2026 Pazartesi günü Komünite Terminal Kadıköy ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Teknoloji, insan davranışı, eğitim ve toplumsal farkındalık ekseninde kurgulanan Technoference S01 – Dijital Filtre; bulut altyapısından veri egemenliğine, yapay zekada üretici toplum olma ihtimalinden çocukların ekranla kurduğu ilişkiye uzanan geniş bir tartışma alanı açtı. Program, iki panel ve ardından gerçekleştirilen uygulama atölyesinden oluştu.
ÇOCUKLUKTAN YAŞLILIĞA UZANAN BİR TEKNOLOJİ VE DÜŞÜNCE PLATFORMU
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Melis Eryiğit Samir, Technoference’ın çıkış noktasını teknolojinin insanla kurduğu görünmez temas üzerinden anlattı. Technoference kavramıyla ilk karşılaştığında, teknolojinin dikkat, refleks ve ilişki biçimleri üzerinde oluşturduğu engelleri düşünmeye başladığını belirterek, etkinliğin yalnızca teknolojiye değil insanın bütününe baktığını vurguladı.
Melis Eryiğit Samir, Technoference’ın temel yaklaşımını şu sözlerle aktardı: "Biz bir özüz. Günün sonunda eve gittiğimizde, çocuğumuzla, eşimizle, aile şapkamızı taktığımız an yine biziz. Bu bütünü çocukluktan başlayıp yaşlılığa kadar varan altı seviyelik bir teknoloji, düşünce ve networking platformu olarak kurmaya karar verdim."
İlk panel, “Dönüşüm — Bulut, Veri & Üretim Denklemi” başlığıyla Türkiye’nin yapay zeka çağında üretici mi yoksa tüketici mi olacağı sorusuna odaklandı. Panelde DT Cloud Genel Müdürü Serdar Yokuş, TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak ve Soft Commitment Kurucusu ve Yazar Erman Taylan yer aldı.
Serdar Yokuş konuşmasına, yıllar önce Çin’de Baidu yöneticisiyle yaşadığı bir anekdotla başladı. “Bir insanı nasıl tanırsın?” sorusuna verilen yanıtın “sorduğu sorularla” olduğunu aktaran Yokuş, bugün insanların en mahrem sorularını eşlerine, arkadaşlarına değil; arama motorlarına ve yapay zekâ araçlarına yönelttiğini vurguladı. Konuşmasında “dijital sis” metaforunu kullanan Yokuş, algoritmaların görünmez bir filtre gibi insanların neyi görüp neyi görmeyeceğini belirlediğini söyledi. Profilenmenin artık sadece reklamcılık değil, toplumsal yönlendirme, güvenlik ve egemenlik meselesi olduğunu belirterek, "Bu sadece veri değil; insanın dijital psikolojisinin haritası" dedi.
Türkiye’nin sosyal platformlarda güçlü bir kullanıcı ülkesi olmasının, üretici konum anlamına gelmediğine işaret eden Yokuş, "Tüketici verisini verir; verisini veren egemenliğini verir" diye konuştu. Türkiye’nin enerji bağımlılığının yüzde 67,8 seviyesinde olduğunu hatırlatan Yokuş, enerji bağımlılığı ile veri egemenliği arasındaki bağı şöyle açıkladı: “İşlem gücü dışa bağımlıysa, enerji dışa bağımlıysa, model dışa bağımlıysa, veri dışa bağımlıysa; ülke dijital zincirin hiçbir halkasını kontrol edemez.”
Yokuş, dönüşümün en kritik alanının eğitim olduğunu, mevcut sistemin hâlâ sanayi devriminin iş gücünü yetiştiren bir model üzerine kurulu bulunduğunu belirterek, "Bilginin önemi kalmadı. Yeteneğin, liderliğin ve yaratıcılığın önemi arttı. Biz ise çocuklarımıza 1800’lü yılların sanayi devriminin iş gücü sağlayan okul sistemini sunuyoruz. Bir şeyleri değiştireceksek buradan başlamamız gerekiyor" dedi. Konuşmasını dijital farkındalık çağrısıyla bitiren Yokuş, "Günde 10 dakika dijital farkındalık molası verin ve kendinize sorun: ‘Bu düşünce bana mı ait, yoksa bana gösterilene mi?’ Bu çağda zihnini koruyabilen, geleceğini korur" tavsiyesini verdi.
"PRATİK ZEKÂMIZ, ÇÖZÜM ÜRETME BECERİMİZ VE MÜHENDİSLİK GÜCÜMÜZ VAR"
Melek Pulatkonak, Türkiye’nin üretici toplum olma potansiyelini değerlendirirken ülkenin güçlü mühendislik kapasitesine dikkati çekti. Yapay zeka çağında bilgiyi saklamanın değil paylaşmanın değer ürettiğini vurgulayan Melek Pulatkonak, güvenin düşük, işbirliğinin zayıf olduğu yapılarda inovasyonun sınırlı kalacağını belirterek, toplulukların öğrenme gücüne işaret etti. Pulatkonak, önümüzdeki dönemde bireyler, kurumlar ve topluluklar birlikte öğrenmeyi başarırsa teknolojinin daha demokratik bir gelişim alanı açabileceğine dikkati çekti.
Erman Taylan ise Türkiye’nin yapay zekada üretici konuma geçmesi için temel model üretme yarışına odaklanmak zorunda olmadığını kaydetti. Taylan Türkiye’nin, yapay zekanın güçlü kullanıcısı olarak dikey alanlarda, uygulamalarda ve şirket dönüşümünde anlamlı bir fark yaratabileceğini vurguladı. Taylan, "Büyük yapay zeka model şirketlerinin yaptığını burada kurmak mümkün değil. Türkiye, yapay zekanın iyi bir kullanıcısı olarak ekosistemde çok ciddi fark yaratabilir" dedi. Taylan, Türkiye’nin üretici olma iddiasının çip ya da temel model rekabetine sıkışmaması gerektiğini vurgulayarak, "Türkiye’nin avantajlarıyla birlikte baktığımızda çok güçlü dikeyler var. Şirketlerin dönüşümünün önünü açacak yapılar kurulmalı ve gerekli teşvikler çıkmalı" değerlendirmesini yaptı.
"AYNI VERİYE BAKIP FARKLI DÜNYALAR GÖRÜYORSAK KARARI KİM VERİYOR?"
İkinci panelde Melis Eryiğit Samir, "Aynı veriye bakıp farklı dünyalar görüyorsak gerçekten kararı kim veriyor?" sorusuyla paneli açarak, algoritmaların yalnızca sistemleri değil aileyi, eğitimi, çocukların gerçeklik algısını ve bireyin kendi filtresini nasıl etkilediğini tartışmaya sundu. "Filtre — Öz Göz, Doğru Soru & Gerçeklik" başlıklı panelde Psikolog Cihan Çelik, eğitimci-yazar ve yaratıcı drama lideri Müjdat Ataman ile Gamester Kids ve Tiny Minies Kurucu Ortağı Onur Karcı konuşmacı olarak yer aldı.
Cihan Çelik, konuşmasında çocukların farklı düşünmesine alan açmanın önemine değinerek, "Çocuklarımızı yetiştirirken farklılıklara korkuyla yaklaşmayalım. Çocuğumuz bize farklı bir şey söylediğinde, bir şeye bakıp farklı analizlerde bulunduğunda, sürekli itaat etmesini istediğimiz ve bizden farklı düşünmesini istemediğimiz bir düzen kuruyoruz. Sonra üniversiteyi bitirdiğinde ondan kendini savunmasını, fikirlerini ortaya koymasını bekliyoruz. Ama 25 yıl boyunca o çocuğa bu mesajı vermiyoruz" dedi.
Türkiye’nin en kritik meselesinin, çocukları kendi kabuğunda kalan bireyler olarak değil dünya vatandaşı olarak yetiştirebilmek olduğunun altını çizen Cihan Çelik, “Bakış açımızla mücadelemiz de insanlarla mücadelemiz de çok yerel kalıyor. Çocuklarımıza bu imkanı korkmadan vermeye çalışalım. Bu korku çocukları büyütmüyor” diyerek, teknoloji kullanımında da ebeveyn kontrolünün önemini vurguladı.
"VERİYE NEREDEN BAKTIĞIMIZI DEĞİŞTİRMEDEN İLERLEYEMEYİZ"
Müjdat Ataman, eğitim alanında verinin çoğu zaman pazarlama diliyle kullanıldığını belirterek, eğitimde özden çok paketleme biçimine odaklanıldığını söyledi. STEM, kodlama, çoklu zeka gibi kavramların dönem dönem birer vitrin unsuruna dönüştüğünü belirten Müjdat Ataman, “Biz her şeyi bir reklam ve satış-pazarlama ürünü olarak görüyoruz. Hiçbir şeyin özünde değiliz. Her şeyi nasıl paketleriz ve nasıl sunarız diye kafa yoruyoruz. Öğretmen ödevi yapay zeka ile hazırlıyor, çocukların ödevi yapay zekaya yaptıracağını biliyor ve çocuk da yapay zekaya yaptırıyor. Alan mutlu, satan mutlu; temiz bir veri var ama verinin bize kazandırdığı bir şey yok” açıklamasını yaptı.
Veriye değil, veriye nereden bakıldığına odaklanmak gerektiğini söyleyen Müjdat Ataman, "Kendi mahallemizden bakarak öz eleştiri yapabilmeliyiz. Çünkü öz eleştiri yapamayan, eleştiren ama hiç öz eleştiri yapmayan bir topluluğa dönüşmeye başladık" dedi.
"DÜNYA AYNI, KARŞIMIZA ÇIKAN VERİLER FARKLI"
Onur Karcı, dijital platformların aynı dünyayı farklı veri akışlarıyla kişiselleştirdiğini belirterek, filtre balonlarının bireylerin gerçeklik algısını dönüştürdüğünü söyledi. Karcı’ya göre sosyal platformlar, kullanıcıların hoşuna gidecek içerikleri öne çıkararak daha fazla vakit geçirmelerini sağlıyor. Bu durum zamanla toplumun genelini yansıtmayan içeriklerin gerçeklik gibi algılanmasına yol açıyor.
Onur Karcı, "Ben dünyanın aynı olduğunu, karşımıza çıkan verilerin farklılaştığını düşünüyorum. Sosyal platformların temel amacı, sizin hoşunuza gidecek ve orada daha fazla vakit geçirmenizi sağlayacak içerikleri karşınıza çıkarmak. Bir süre sonra bu, illüzyonlara ve manipülasyonlara sebep olabiliyor" değerlendirmesini yaptı.
Bu mekanizmanın yalnızca dijital dünyada değil, gerçek hayatta da tekrarlandığını belirten Onur Karcı, ailelerin çocuklarını çoğu zaman kendileri gibi düşünen çevrelerde büyütmeyi tercih ettiğini söyledi.
Okul öncesi yaş grubundaki çocukların sosyal medyadan uzak tutulması gerektiğini vurgulayan Onur Karcı, ekranın bütünüyle reddedilemeyeceğini, doğru tasarlandığında pasif bir oyalama aracı olmaktan çıkıp aktif öğrenmeyi destekleyebileceğini ifade etti. Bu nedenle teknolojiyle kurulan ilişkinin çocuğun keşfetmesine, öğrenmesine ve gelişmesine hizmet edecek biçimde tasarlanması gerektiğini söyledi.
PANEL ÇIKTILARI ATÖLYEDE PRATİĞE TAŞINDI
Panellerin ardından Claude İstanbul topluluğu adına Said Sürücü ve Onat Vural, Beta Space Studio atölye ortaklığında katılımcılarla yapay zeka araçlarıyla üretim odağında bir çalışma yürüttü. Bölümde kişisel agent mantığı, “skills” ve “connectors” gibi özellikler, ürün geliştirme süreçleri ve hukuk alanındaki uygulama örnekleri ele alındı.
Atölye, gün boyunca tartışılan doğru soru sorma, filtreleri fark etme ve veriye farklı açılardan bakma başlıklarını uygulama zeminine taşıdı. Katılımcılar, yapay zekanın yalnızca bir sohbet aracı değil; doğru kurgulandığında üretim, analiz, ürün geliştirme ve profesyonel iş akışlarını dönüştürebilecek bir sistem olarak ele alınabileceğini deneyimledi.
DİJİTAL FİLTREYİ GÖRMEK, ORTAK GELECEĞİ KURMANIN İLK ADIMI
Technoference S01 – Dijital Filtre, yapay zeka ve algoritmalar çağında teknolojiyi yalnızca teknik bir mesele olarak değil; insan, çocuk, aile, kurum, ülke ve gelecek meselesi olarak ele aldı. Etkinlik boyunca öne çıkan ortak vurgu, üretici toplum olmanın yalnızca altyapı yatırımıyla değil; doğru soru sorabilen, iş birliği kurabilen, öz eleştiri yapabilen ve çocuklara farklı düşünme alanı açan bir kültürle mümkün olabileceğiydi.
Komünite @ Terminal Kadıköy, Inc. Türkiye, The Kitap Yayınevi, Bilge Karga, Mahizer Atelier, Dr. Ayşegül Girgin, Claude İstanbul, Beta Space Studio, Utilify, Aposto, TriO Blockchain Labs, Creasoup, Tiny Minies, Piartem, Etix, Duhan Ofset, Gamzeli Bebekler, Mothers Life Magazine ve B2Press etkinliğin hayata geçirilmesine katkıda bulundu.
Technoference’ın uçtan uca deneyim anlayışı, gecenin sonunda her katılımcıya hediye edilen kutuda somutlaştı. Bir etkinlik hatırası değil, birlikte sorulmaya başlanan sorunun devamı olarak tasarlanan kutuyu, her biri kendi emeğini ve hikâyesini katan ortaklarla var ettiğini söyleyen Melis Eryiğit Samir, "Kişisel bir mektupla tasarladığım kutunun kendisi, geceyi tamamlayan ve biri güç yapılarını diğeri duygusal dengeyi ele alan iki kitap (The Kitap), uykuya hazırlayan ve ekrandan koruyan gözlükler (Bilge Karga), “hepsi bir bütün” diyen bir öz bakım kart (Dr. Ayşegül Girgin), çocuklar için hazırlanan güvenli - eğitici oyun erişimi (Tiny Minies) ve katılımcıya özel tasarımlar. Gece boyunca Utilify ve Trio Blockchain Labs üzerinden toplanan rozetler ise dijital bir alanda yaşamaya devam edecek; seri büyüdükçe katılımcılarla birlikte büyüyen bir değere dönüşecek. Böylece Technoference’a destek verenler de katılanlar da artık birer izleyici değil, sürdürülebilir bir ekosistemin parçası olacak” dedi.
ADVERTORIAL YAYIN

