(ANKARA) - EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “103 yıl önce şehirde, köyde ve cephede bir araya gelerek işgalcileri püskürten topraksız köylüler, yoksul işçiler, kadınlar, genç emekçi çocukları bugün işçi ve emekçilerin demokratik, laik cumhuriyetini kuracak toplumsal güçlerdir. Emperyalizme, faşizme, sömürüye karşı ekmek, barış, özgürlük için birleşik mücadeleden başka alternatif bir yol bulunmamaktadır” dedi.
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Aslan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:
“Topraksız köylüsü, yoksul işçisi ve emekçisiyle her bölgesi işgale uğramış bir ülkenin emperyalizme karşı kurtuluş; emperyalizmle işbirliği yapan saltanata karşı yeni bir kuruluş mücadelesinin ifadesi olan cumhuriyetin bugün 103. yılı. Ancak ‘imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle’ iddiasıyla kurulan Cumhuriyet, 103 yıllık tarihinin hiçbir döneminde bu iddiasını gerçekleştirememiş; böylesi bir ufku da olmamıştır. Kurtuluş mücadelesinin parçası olan yoksul köylüler, baldırı çıplak işçiler ve Kürt halkı başta olmak üzere daha kuruluşun ilk günlerinden itibaren toplumun büyük bölümü, siyasal alanın ya çeperine itilmiş ya da tamamen yok sayılmıştır.
Kuruluş günlerindeki cılız antiemperyalist tutum zamanla emperyalizme yedeklenmeye ve daha da ileri giderek emperyalizm işbirlikçiliğine varmıştır. Kısıtlı demokratik haklar ise zamanla törpülenmiş; kazanılanlar ve korunabilenler ise ancak emekçilerin verdiği mücadelelerinin bir sonucu olabilmiştir.
103 yıllık bu uzun tarihsel süreçte, rejim bugün olduğu gibi; demokratik hak mücadelelerini ezme, bastırma amacı güttüğü oligarşik bir yapı niteliği de taşımıştır. Geldiğimiz nokta ve 103 yıllık rejim pratiğinin özeti ‘imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle’ ve ‘kimsesizlerin kimsesi’ olacağı iddiaları milli duyguları harekete geçiren bir romantizmle sınırlı kalmış; buna karşın Saray oligarşisi eliyle faşizmin inşasına doğru atılan adımlar hızlanmıştır.
103. yılında cumhuriyet açlık sınırının altında bir ücretle yaşamaya mahkum edilen milyonlarca işçi, emekçiye karşı kamu kaynaklarıyla semirtilen patronların; geçinemediği için intihara sürüklenen emeklilere karşı emeklilerin üç kuruşluk birikimlerini çalan fon vurguncularının; emeğini toprağına bağlayan üretici köylülere karşı ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri emrine sunulan emperyalist tekellerin ve yerli işbirlikçilerinin cumhuriyetine dönüşmüştür.
24 yıllık iktidarı boyunca emperyalist tekeller ve yerli işbirlikçilerinin çıkarları doğrultusunda siyaset üreten Saray oligarşisi bugün toplumun çeşitli katmanlarındaki huzursuzluklar karşısında iktidarını baskı ve zor araçlarına başvurarak tahkim etmek istemektedir. Belediyelere yapılan operasyonlar ve atanan kayyımlar, gazetecilerin, sendikacıların, aydınların tutuklanması, sendikal mücadelelerin önüne dikilen polis barikatları inşa edilmekte olan yeni rejimin ayak sesleridir. Kuruluşundan bu yana en demokratik talepleri yok sayılan ve inkar edilen Kürt yoksulları karşısında bugün ‘Terörsüz Türkiye’ söylemi üzerinden yürütülen ‘iç cephe’ siyaseti ise inşa edilmek istenen yeni rejimin sınırları ve karakterine dair dair önemli veriler içermektedir.
Bugün, Saray oligarşisinin hedeflediği faşist rejimi durduracak güç ile dün, emperyalist işgale karşı kurtuluş mücadelesi verenler aynı emekçi halk güçleridir. 103 yıl önce şehirde, köyde ve cephede bir araya gelerek işgalcileri püskürten topraksız köylüler, yoksul işçiler, kadınlar, genç emekçi çocukları bugün işçi ve emekçilerin demokratik, laik cumhuriyetini kuracak toplumsal güçlerdir. Emperyalizme, faşizme, sömürüye karşı ekmek, barış, özgürlük için birleşik mücadeleden başka alternatif bir yol bulunmamaktadır.”
