(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk ve Seçim İşlerinin düzenlediği "İyilik için Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı"na katıldı.
Türkiye'nin hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde olduğunu dile getiren Dervişoğlu, şöyle konuştu:
"Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. Bir yanda, 'Bir devletin derini olmaz, hukuku olur' diyen anlayışın haklı özlemi öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme, kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik.
"BİR KİŞİYİ YERİNDE TUTMAK AMACIYLA"
Büyük Alman filozofu Immanuel Kant, hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez. Kant’a göre hukuk, özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan, evrensel ilkelerin tüm toplamıdır. Kant, 'Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol' derken, hukuk devletinin bir tercih değil, aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir. Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir.
"HUKUK GÖRÜNÜMLÜ KEYFİYET REJİMİ"
Hans Kelsen, hukuku kendi içinde tutarlı, hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı. En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz. Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz? Normlar hiyerarşisinin bozulduğu, Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda, hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti, gerçekte hukuk devleti değildir o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir. Montesquieu, 'Her insan iktidara sahip olduğunda onu kötüye kullanma eğilimindedir' der. Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihi, kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde adaletin nasıl zedelendiğini, basının nasıl susturulduğunu acı tecrübelerle göstermiştir.
"TÜRKİYE'Yİ İKİLİ DEVLET İLLETİNDEN KURTARACAĞIZ"
İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmaları şarttır. Türkiye’ye dayatılan ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi, yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.
Alman hukukçu Ernst Fraenkel Nazi dönemi Almanyasını anlatırken, 'İkili Devlet' teorisini ortaya atar. Fraenkel’e göre, sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir 'Norm Devleti' vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir 'Tedbir Devleti' baş gösterir. Eğer bugün Türkiye’de, 'Bir yargı kararıdır' denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada 'Tedbir Devleti' işlemekte demektir. Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz.
"DENGE DENETİMİ KURMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCUDUR"
Roma Cumhuriyeti, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü. Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı. Weimar Cumhuriyeti, bir anayasaya sahip olmasına rağmen yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden demokrasiden otokrasiye sürüklendi. Carl Schmitt 'Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir' diyordu. Biz ise hayır diyoruz! Egemen, hukuki normlardır ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır! Türkiye’nin kendi tarihinde de askeri darbeler ve vesayet dönemleri hep 'hukuku kurtarmak' kılıfıyla hukuku katletmiştir. İşte bu nedenlerle bugün kuvvetler ayrılığını ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynununborcudur.
"FEDERALİZM YA DA ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÜLKEMİZ AÇISINDAN TEHDİTTİR"
İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda, çalıştayımızın on temel başlığında Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız: Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız. Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır: Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis'in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa, belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur.
"DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR"
Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran 'derin devlet' safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur: Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bilge Kağan’ın 'il ve töre' uyarısında, Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesinde yatan öz tam da budur! Bu öz, kişilerin değil,
kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür. "
