HABER/ANALİZ: YUSUF KANLI
(LEFKOŞA) - Kıbrıs sorunu yıllar sonra yeniden ciddi bir diplomatik hareketliliğin merkezine yerleşiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın, Lefkoşa’da Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ile bugün ayrı ayrı gerçekleştireceği görüşmeler, diplomatik kaynaklara göre yalnızca bir nabız yoklaması değil, yeni bir müzakere döneminin fiilen başlangıcı niteliği taşıyor.
Sürece yakın kaynaklar, Birleşmiş Milletler’in artık geçiş kapıları ve güven artırıcı önlemler eksenindeki sınırlı yaklaşımı geride bırakarak, Avrupa Birliği, Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık, enerji güvenliği, ticaret yolları ve Doğu Akdeniz’in değişen jeopolitiğini kapsayan çok daha geniş bir siyasi çerçeve üzerinde çalıştığını belirtiyor.
Kaynaklara göre, Antonio Guterres, görev süresi sona ermeden önce Kıbrıs konusunda son ve ciddi bir diplomatik girişimde bulunmak istiyor. Hedefin yıl sonuna kadar kapsamlı bir çözüm ya da en azından tarafları geri dönülmesi zor bir siyasi sürece sokabilecek stratejik bir çerçeve anlaşması oluşturmak olduğu ifade ediliyor.
Diplomatik çevrelerde giderek daha fazla dile getirilen değerlendirme, bu girişimin yalnızca Kıbrıs sorununu çözmeye yönelik bir çaba olmadığı yönünde. Buna göre şekillenmekte olan süreç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geleceği, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın Ankara ile geliştirmeye çalıştığı yeni diyalog, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in bölgesel hesapları, Doğu Akdeniz enerji denklemi ve hatta ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin bölgeye yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir diplomatik girişim niteliği taşıyor. Bu yaklaşım, son yıllardaki diplomatik çabalardan belirgin şekilde farklılık gösteriyor.
GÜVEN ARTIRICI ÖNLEMLERDEN STRATEJİK ÇERÇEVEYE
Birleşmiş Milletler çevrelerinde giderek güçlenen değerlendirme, güven artırıcı önlemlerin artık müzakere sürecini ileri taşımakta yetersiz kaldığı yönünde. Yıllardır yeni geçiş kapıları, güneş enerjisi projeleri, mezarlıkların restorasyonu ve benzeri başlıklar etrafında şekillenen görüşmelerin önemli bir siyasi momentum yaratamadığı görülüyor.
Diplomatik kaynaklara göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Kıbrıs özel temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın yaklaşımı, "taraflar bir geçiş kapısında dahi anlaşamıyorsa, yalnızca bu tür teknik başlıklarla kapsamlı bir çözüme ulaşmanın mümkün olmadığı" yönünde.
Bu nedenle yaklaşan yeni süreçte geçiş kapıları ve diğer güven artırıcı önlemler, gündemin merkezinde olmayacak. Bunlar önemini koruyacak ancak asıl odak, Kıbrıs’ın gelecekte nasıl yönetileceği ve bölgesel denkleme nasıl entegre olacağı sorularına kayacak.
Temmuz ayının son haftasında veya Ağustos ayının ilk günlerinde yapılması öngörülen yeni gayriresmi 5 artı 1 toplantısının bu nedenle geçiş kapıları, mezarlık restorasyon projeleri ya da diğer geleneksel güven artırıcı önlemler etrafında şekillenmesi beklenmiyor. Bunun yerine toplantının, tarafların resmi müzakerelerin yeniden başlamasına zemin oluşturabilecek ortak bir siyasi ufuk üzerinde buluşup buluşamayacaklarını test etmeye odaklanacağı değerlendiriliyor.
AVRUPA NEDEN YENİDEN MASADA?
Yeni dönemin belki de en dikkat çekici özelliği Avrupa Birliği’nin giderek daha görünür hale gelmesi. Diplomatik kaynaklara göre, bunun yalnızca Kıbrıs ile ilgisi yok. Ukrayna savaşı, İsrail-İran çatışması, enerji güvenliği, göç baskısı ve Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı, Brüksel’i Doğu Akdeniz’e yeniden yöneltti. Kaynaklar, Portekizli olan BM Genel Sekreteri Guterres ile yine Portekizli olan Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa arasında son aylarda Kıbrıs konusunda tarihte görülmedik yoğunlukta istişareler yürütüldüğünü aktarıyor. Birleşmiş Milletler’in geçmiş dönemlerde Avrupa Birliği’ni Kıbrıs dosyasında bu ölçüde sürecin parçası yapmaya çalışmadığına dikkati çeken diplomatik çevreler, bugün ortaya çıkan tablonun farklı olduğunu vurguluyor.
Aynı kaynaklara göre, Kıbrıs artık yalnızca Birleşmiş Milletler’in çözmeye çalıştığı bir ihtilaf olarak görülmüyor. Avrupa güvenliği, enerji arzı, Doğu Akdeniz istikrarı ve Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğiyle doğrudan bağlantılı bir dosya olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin yeni bir Kıbrıs temsilcisi atama hazırlıkları da dikkatle izleniyor.
ANKARA-BRÜKSEL-WASHINGTON HATTI YENİDEN HAREKETLENİYOR
Diplomatik kaynakların dikkati çektiği bir diğer gelişme ise Türkiye, Avrupa Birliği ve ABD arasındaki temasların son dönemde yeniden yoğunlaşması. Temmuz ayında yapılacak NATO Zirvesi çerçevesinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek istedikleri ve bu amaçla Ankara nezdinde girişimlerde bulundukları belirtiliyor. Kaynaklara göre, zirveye ABD Başkanı Donald Trump’ın da katılması bekleniyor.
Resmi gündemin, Türkiye-AB ilişkileri, güvenlik, göç, savunma ve ekonomik ilişkiler olması öngörülse de diplomatik çevreler, Kıbrıs dosyasının da bu temasların arka planında önemli yer tutacağını değerlendiriyor.
Aynı kaynaklar, Ankara ile Washington arasında da bir süredir liderler düzeyinde kapsamlı bir görüşme için hazırlık yapıldığını belirtiyor. Bu görüşmenin NATO Zirvesi marjında gerçekleşebileceği gibi iki liderin katılacağı başka bir uluslararası etkinlikte veya kamuoyuna yansıyan bazı temaslarda dile getirildiği üzere bir futbol karşılaşması gibi sembolik bir fırsat etrafında da düzenlenebileceği ifade ediliyor.
Diplomatik kaynaklara göre, görüşmenin gündeminde yalnızca ikili ilişkiler değil, NATO’nun geleceği, Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki gelişmeler, Türkiye-Avrupa ilişkileri ve Doğu Akdeniz başlıklarının da yer alması bekleniyor.
Bir diplomatik kaynak, “Bugün Kıbrıs’ı, Türkiye-AB ilişkilerinden ayrı düşünmek mümkün değil. Aynı şekilde enerji güvenliğini Kıbrıs’tan, Doğu Akdeniz’i de Türkiye’den bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Buna artık ABD boyutu da ekleniyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaynaklara göre, Washington’ın son dönemde Kıbrıs konusunda daha temkinli bir profil izlemesine rağmen, ABD’nin yeni bir çözüm sürecine siyasi destek vermesi halinde bunun yalnızca müzakerelere değil, aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlandırılmasına da katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle bazı diplomatik çevrelerde şekillenmeye başlayan yeni çerçevenin yalnızca bir Kıbrıs anlaşması değil, Türkiye, Avrupa Birliği, ABD, Yunanistan ve Doğu Akdeniz’in enerji ve güvenlik mimarisini de etkileyebilecek daha geniş bir uzlaşma sürecinin parçası olabileceği konuşuluyor.
YENİ MODEL: FEDERASYON MU KONFEDERASYON MU?
Yeni sürecin en dikkat çekici boyutu ise olası çözüm modeline ilişkin tartışmalar. Resmi pozisyonlarda herhangi bir değişiklik bulunmamakla birlikte, diplomatik çevrelerde son dönemde giderek daha sık dile getirilen görüş, geçmişte tartışılan güçlü merkezi federasyon modellerinin artık gerçekçi görülmediği yönünde. Bunun yerine son derece sınırlı ortak yetkilere sahip, geniş özerklik temelinde çalışan ve tarafların kendi yönetim alanlarını büyük ölçüde koruduğu modeller üzerinde duruluyor.
Bazı kaynaklar bunu “çok gevşek federasyon” olarak tanımlıyor. Bazıları ise özel görüşmelerde bunun fiilen iki devletin belirli alanlarda işbirliği yaptığı bir konfederatif yapıya benzeyebileceğini ifade ediyor. Bu modelde dış temsil, Avrupa Birliği ilişkileri, bazı ekonomik alanlar ve sınırlı sayıda ortak konu merkezi yapıya bırakılırken, günlük yönetim yetkilerinin büyük bölümü kurucu devletlerde kalacak.
Bir diplomatik kaynak, “Tartışılan konu artık federasyon mu konfederasyon mu sorusu değil. Tartışılan konu işleyen ve sürdürülebilir bir ortaklık modeli bulunup bulunamayacağıdır” değerlendirmesini yaptı.
ENERJİ VE TİCARET ÇÖZÜMÜN SİGORTASI OLABİLİR
Yeni yaklaşımın merkezinde yalnızca anayasal düzenlemeler bulunmuyor. Enerji bağlantıları, doğal gaz projeleri, elektrik enterkonneksiyonu, ticaret koridorları ve bölgesel altyapı projeleri de çözümün ayrılmaz parçası olarak görülüyor.
Kaynaklara göre, son dönemde özellikle IMEC koridoru, doğal gaz projeleri, Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşabilecek enerji hatları ve Doğu Akdeniz’deki yeni ekonomik fırsatlar diplomatik hesaplamaların önemli unsurları haline gelmiş durumda. Bu yaklaşımın temel mantığı, birbirine enerji, ticaret ve ekonomik çıkarlarla bağlı toplumların yeniden çatışmaya yönelmesinin çok daha zor olması. Dolayısıyla çözüm yalnızca anayasal bir metin değil, aynı zamanda karşılıklı bağımlılıklar üzerine kurulu bir ekonomik ve stratejik mimari olarak tasarlanıyor.
KIBRIS İÇİN BİR “ABRAHAM ANLAŞMASI” MI?
Diplomatik çevrelerde giderek daha fazla dile getirilen bir başka değerlendirme ise ortaya çıkabilecek çerçevenin yalnızca bir Kıbrıs anlaşması olmayabileceği yönünde. Bazı kaynaklar, üzerinde çalışılan yapının Türkiye, Avrupa Birliği, Yunanistan, Kıbrıs, enerji güvenliği, Doğu Akdeniz işbirliği, ticaret koridorları ve bölgesel istikrar başlıklarını aynı paketin içine yerleştirebilecek kadar geniş bir perspektife sahip olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle bazı diplomatlar, özel sohbetlerde süreci, Ortadoğu’daki Abraham Anlaşmaları’na benzer şekilde, yalnızca siyasi bir uzlaşma değil, bölgesel işbirliğini teşvik edecek daha kapsamlı bir mimari olarak tanımlamaya başladı. Elbette bu değerlendirme bugün için spekülatif olmaktan öteye geçmiş değil. Ancak dikkat çekici olan, ilk kez Kıbrıs sorununun yalnızca iki toplum arasındaki bir anlaşmazlık olarak değil, Avrupa’nın güvenliği, Türkiye’nin Batı ile ilişkileri, Doğu Akdeniz enerji denklemi ve bölgesel ekonomik entegrasyonun parçası olarak ele alınmaya başlanması.
DARALAN ZAMAN PENCERESİ
Henüz üzerinde anlaşılmış bir çerçeve bulunmuyor. Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları da ortadan kalkmış değil. Bununla birlikte diplomatik çevrelerde hakim olan görüş, önümüzdeki 18 ayın alışılmışın dışında bir fırsat penceresi sunduğu yönünde. 2027 yılında Türkiye ve Yunanistan’da seçim hesaplarının öne çıkmaya başlaması, uluslararası gündemin başka krizlere kayması ve mevcut siyasi momentumu oluşturan koşulların değişmesi halinde bugünkü fırsatın kaybolabileceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo kesin başarı vadeden tarihi bir fırsattan çok, uzun yıllardır görülmeyen ölçüde ciddi bir diplomatik hareketlilik olarak tanımlanıyor.
Ancak dikkat çekici olan, 63 yılı aşkın süredir çözülemeyen Kıbrıs sorununun ilk kez yalnızca Kıbrıs bağlamında değil, Türkiye-AB ilişkileri, Avrupa güvenliği, enerji arzı ve Doğu Akdeniz’in geleceğiyle birlikte ele alınması. Bu nedenle önümüzdeki aylarda şekillenebilecek herhangi bir anlaşma, yalnızca Kıbrıs’ın geleceğini değil, daha geniş bir bölgesel düzenin de temel taşlarından biri haline gelebilir.

