(TBMM) - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, fon krizine ilişkin, "Vurguncuları bilmiyoruz, kazananları bilmiyoruz, köşeyi dönenleri bilmiyoruz. Vurguncular ne ölçüde, kim ne kadar vurgun yaptı, bilmiyoruz. Özellikle siyasiler, siyasilere destek verenler gizleniyor. Bir isim çıktı siyasilerden, adı meşhur olan Fatma Betül Sayan Kaya. Dört ismi var, dört dörtlük bir soygun yapmış gerçekten" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'yi yeniden, ahlaki temellerde inşa edeceklerini söyledi. Kişinin inancını, yaşam tarzını, kimliğini asla ve asla siyasete malzeme etmeyeceklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Bizim için insan en değerli varlıktır ve her insanın başımızın üstünde yeri vardır. Televizyonların başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarıma, sizlere, bu ülkenin kalkınması ve büyümesi için alın teri döken yurttaşlarıma, hepinize selamlarımı, saygılarımı sunuyorum" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, milletvekilleriyle, Türkiye'ye hitap edeceklerini, Türkiye'nin geleceğini konuşacaklarını, var olan sorunların nasıl aşılması gerektiğini ele alacaklarını söyledi. Grup toplantısı salonunda madencilerin de bulunduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, Soma'daki maden kazasında hayatını kaybeden 5 madenciyi anarak, "13 yaşında babasını kaybeden ve tabutunun başında bekleyen sevgili Yaşar'ın gözlerinden öpüyorum. Allah rahmet eylesin" ifadelerini kullandı.
"HUKUKTA ÇİFTE STANDAR OLMAZ"
Kemal Kılıçdaroğlu, son dönemlerde yaşanan gözaltı ve tutuklamalara da değindi. Hiç kimsenin yargılanmaz olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Demokratik bir ülkede birisi şikayet eder ve siz gidersiniz savcıya ifade verebilirsiniz veya savcı dava açabilir. Şu anda benim dokunulmazlığım yok. Ama zamanı geldiğinde, daha doğrusu dosyalar oluştuğunda, şikayet olduğunda ben de giderim hakimin huzurunda kendimi savunurum. Dolayısıyla kimse 'Beni niye yargılıyorlar?' diyemez. Ama yargılamanın da kendine göre kurallarının olması lazım, ilkelerinin olması lazım. Sabahın beşinde bir belediye başkanının kapısı çalınmaz, kırılmaz ve içeri girilmez. Sabahın beşinde kapıyı açan bir kadının gece kıyafeti medyaya servis edilmez. Bunlar insanlıkla bağdaşmaz. Bunları kabul etmiyorum. Bir belediye başkanının yargılanması elbette olabilir. 'Niçin belediye başkanı yargılanıyor?' diye özel bir tavrımız da yok. Ama belediye başkanının tutuklanmasını doğru bulmayız. Bunu şimdi söylemiyorum; ilk belediye başkanımız gözaltına alındığında da söyledim, ifade ettim. Belediye başkanları elbette varsa haklarında bir şikâyet, gider savunmalarını yaparlar, 349 yıl ile yargılanan belediye başkanlarımız oldu ama kimse hemen sabahın köründe evini basayım, koluna kelepçeyi vurayım, götüreyim, yargılayayım demedi."
"AĞZINDA SAKIZIYLA GELDİ, ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA ÇIKTI"
Bir belediye başkanını tutuklamanın, beldeye hizmet etmiş kişilerin hizmet almasını engellemek anlamına geleceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Yargılarsınız, hiç itirazımız yok, kendisini savunur, itirazımız yok. Eğer hakkaniyetle, gerçekten delillere ulaşarak bir şeyler yapıyorsanız, tutuklama yapıyorsanız, gözaltına alıyorsanız ona da bir şey yok. Ama dediğim gibi, yargılamada, hukukta çift standart olamaz. Tipik bir örnek vereyim size. Hani vardı ya birisi, Sayın Bülent Arınç'ın deyimiyle Ankara'yı parsel parsel satan kişi. Ne yapıldı bu kişi? Bu da belediye başkanıydı. Davet edildi. Ağzında sakızıyla geldi. Çıkışta elini kolunu sallayarak çıktı. Adeta 'Beni kimse yargılayamaz' atmosferi içinde adliyeden ayrıldı. 'Parsel parsel satıyor' deniyor" diye konuştu.
Hukukta böyle bir çifte standart uygulamasının her şeyden önce adliyeye, yargıya gölge düşürdüğünü söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, "Eğer siz gerçekten yargılama yapacaksanız kimse itiraz etmez. İfade alacaksanız kimse itiraz etmez. Ama çifte standarta itiraz ediyoruz" ifadelerini kullandı.
"KİME DOKUNSANIZ DERT YANIYOR"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, her davanın takipçisi olduklarını, Genel Merkez'deki hukuk komisyonunun, bütün davalara inceden inceye baktığını, dosyalar üzerinde çalıştığını anlattı. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ülkenin dört bir yanı yangın yerine dönmüş vaziyette. Kime dokunsanız dert yanıyor, kiminle konuşsanız dertli ve ortada şu soru dolaşıyor, 'Memleket nereye gidiyor?' Her türlü yasa dışı işlemleri yapanların at koşturduğu bir memlekete döndük. Uyuşturucu baronlarından tutun, borsa çetelerine kadar herkes ya devleti soyuyor ya yasa dışı işler yapıyor. Ve bu, 25 yıllık bir iktidarın bize bıraktığı bir miras gibi duruyor; 25 yıllık bir iktidarın.
Dolayısıyla bakıldığı zaman vatandaşın gerçek dertleriyle ilgilenmeyen bir iktidar görüyoruz. Vatandaşa soruyoruz, önce fiyatlara bakıyor. Esnafa soruyoruz, faturasını, elektrik faturasını gösteriyor, 'Bu kadar elektrik faturasıyla ne yapacağım?' Çiftçiye bakıyoruz; mazota, gübreye bakıyoruz, 'Ne olacak mazot ve gübre?' Mazota zam yapıldı diye sanıyorlar ki sadece otomobil kullananlar bundan zarar görecek. Mazota zam yaptığınız zaman çiftçinin traktörü, ürünü taşıyan kamyon, balıkçının teknesi, bütün alan iğneden ipliğe zam görüyor. Bunu da iktidar sahipleri fark ediyor mu? Emin olun hiç fark etmiyorlar. Onların dertleri başka."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mutfaktaki yangının söndürülmesi için iktidar değişikliği gerektiğini, bunun için Türkiye'nin yeni bir iktidara, halkı düşünen iktidara ihtiyacının bulunduğunu söyledi. CHP'nin, toplumda kendisini sahipsiz hisseden bütün kesimlerle sağlıklı ve sıcak bir diyalog kurmaya her zaman hazır olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Evlere, iş yerlerine temizliğe giden kadınları dinledim. Onların dertlerini dinledim, yaşadıkları sorunları dinledim. Yine aynı şekilde staj mağdurları var, çıraklık mağdurları var. Onları da dinledim, onlarla da beraber oldum. Ben onlara söz verdim; sayın grup başkanım, arkadaşlarımızın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bütün çıplaklığıyla getireceğiz. Ona söz verdim. Bu çıraklık mağdurları nerede olursa olsun başımızın üstünde yeri var ve mağduriyetlerini gidermenin görevi de Cumhuriyet Halk Partisi'ndedir, bunu yapmak zorundayız. Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde çalışan işçiler var. Bu işçiler sendikalaşmak istiyorlar. Sırf anayasal ve yasal haklarını kullandıkları için kapının önüne kondular. Buradan Diyarbakır işçilerine de sesleniyorum, işlerine son veren işverene sesleniyorum: Yasal hakkı kullanan bir kişinin alın terine son veremezsiniz, işine son veremezsiniz. Diyarbakır il örgütümüz onların yanında. Şuna inansın bu salonda bulunan herkes: Diyarbakır işçilerinin yanında."
"DEVLET SOYULUYOR"
"Neden memleket bu halde? Neden yoksulluk var? Neden emekli perişan? Neden asgari ücret çok düşük? Çünkü devlet soyuluyor" diyen Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin aslında zengin bir devlet olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, "Varlıkları var, imkanları var, çalışan insanları var. Ama gelir dağılımı bozuldu. Bir üsttekiler var, bir de en alttakiler var; ortada orta sınıf kalmadı. Böyle garip bir tabloyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla 'Devlet neden bu halde?' diye, 'Bu devlet neden ilerlemiyor ve bu devlet neden hukukun dışına çıktı?' diye hepimiz birbirimize sormak zorundayız. Hukuku, adaleti eğer sağlayamazsak devletin vatandaşa hizmet etme şansı olmaz" şeklinde konuştu.
Devletin, adalet dağıtan bir kurum olmak zorunluluğu bulunduğuna işaret eden Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Üreten toplumun alın terini teslim etmek zorundadır. Ve devleti yönetenler de halka hesap vermek zorundadır. Hiç kimse hesap vermenin dışında değildir. Ancak son 25 yılda, bir daha altını çizdim, son 25 yılda devleti soyanlar, halkı soyanlar rahatlıkla at koşturdular. Bakın bir dönem insanların inançlarıyla uğraştılar ve onu istismar ettiler. Ne yaptılar? 'İslami holdingler kuruyoruz' dediler. Almanya'dan, Fransa'dan, Avusturya'dan, İngiltere'den pek çok vatandaşımız alın terini getirdi, bunlara teslim etti. Ne oldu İslami holdingler? Paralar gitti, soygun düzeni oldu. Bir dönem Jet Fadıllar çıktı, bir dönem çiftlik banklar çıktı, bir dönem Titan saadet zincirleri çıktı, bir dönem Deniz Fenerleri çıktı. Yani nereye baksanız soygun düzeni var. Kimin döneminde oluyor? Son 25 yılda oluyor. Bunlardan doğru dürüst hesabını veren oldu mu? Hayır, doğru dürüst hesabını veren olmadı. Hepsi rahat bir şekilde ellerini kollarını sallayarak gezdiler ve çoğunun yanına kar kaldı.
"BU BİR DEVLET KRİZİ"
Şimdi soygunda yeni bir aşamaya gelindi. Az önce saydığım ve sayacağımız pek çok soygun, bir kişinin veya bir grubun halkı soymasıydı. Ama ilk kez başka bir şey oldu, devleti yöneten bürokratlarla bazı siyasiler el ele verip halkı soydu. Bir daha ifade edeyim, bazı siyasilerle devleti yöneten bürokratlar el ele verip halkı soydu. Yani soygunda yeni bir aşamaya geldik. Şimdi çirkin ve çıkarcı bürokratla çirkin ve çıkarcı siyasetçi iş birliği yapıp devleti soyarsa burada çok büyük bir sorun var demektir. Ve toplumu bu soruna dikkat çekmek lazım; toplumun bu sorunu öğrenmesi ve bilmesi lazım. Bu bir Jet Fadıl olayı değil, bu bir İslami holding olayı değil. Bu bir devlet krizi. Çünkü siyasi ile diğeri, yani bürokrat iş birliği yapıyorlar. Ne yapmak için? Vatandaşı soymak için. Bir devlet vatandaşını soymaz. Bürokrat ve siyasi iş birliği yapıp vatandaşını soyuyorsa burada başka bir şey vardır. Bakınız, son fon skandalı bunun en tipik örneğidir. Bir tarafında bürokratlar var, bir tarafında siyasiler var. İki taraf kazanıyor, vatandaş kaybediyor. Bunun faturası diğerlerine göre çok ağır. 28 Ağustos'la 22 Eylül arasında fonlardan çıkan paranın tutarı 538 milyar lira. Bu büyüklüğü kimse fark etmez. 538 milyar lirayı siz hortumluyorsunuz. Kimler yapıyor bunu? Devlette görev alan bürokratlarla siyasiler iş birliği içinde yapıyorlar. Soyulan vatandaşımızın sayısı ne kadar? 455 bin 748 kişi. Vatandaşımız açıkça soyulmuş. Bir soygun düzeninin aracı hâline gelmiş. Siyasilerle bürokratlar el ele verip vatandaşı soyuyorlarsa ciddi bir sorunumuz var ve bu sorunun üzerinde durmak gerekiyor. Şimdi herkesin huzurunda üç soru soruyorum, borsa vurgununda kimler kazandı? Bunu bilmeye hakkımız var. Eğer 538 milyar liralık bir rakamdan söz ediyorsak bu vurgundan kimler kazandı? Bunu bilmemiz lazım. Borsayı kimler denetlemekle görevliydi? Onları da bilmemiz lazım. Bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi? Üç temel soru. Kimler kazandı? Birinci sorumuz oydu: Borsa vurgununda kimler kazandı? Adı çok açık, kaybedenler belli; onu az önce söyledim, 455.748 kişi kaybetti.
"VURGUNCULARI BİLMİYORUZ"
Ama vurguncuları bilmiyoruz, kazananları bilmiyoruz, köşeyi dönenleri bilmiyoruz. Vurguncuların ne ölçüde, kim ne kadar vurgun yaptı, onu bilmiyoruz. Özellikle siyasiler, siyasilere destek verenler gizleniyor. Bir isim çıktı siyasilerden, adı meşhur olan Fatma Betül Sayan Kaya. Dört ismi var, dört dörtlük bir soygun yapmış gerçekten. Kimler denetlemekle görevliydi? Öyle bir soygun var. Kimler denetlemekle görevli? Başta Sermaye Piyasası Kurulu olmak üzere çok sayıda kamu kurumu ve o kurumda çalışan denetçiler. Ama bunlar görevlerini yapmadılar veya görev yapmalarına engel olundu. Bu kadar soygunun görülmemesi mümkün değildir. Bu soygunu bildikleri hâlde kimler zamanında müdahale etmedi? Kimler zamanında müdahale etmedi diye... Bunun yanıtı çok açık: Siyasiler."
(SÜRECEK)

