(ANKARA) - İYİ Parti Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na yönelik Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin "mutlak butlan" kararını hukuki açından ANKA Haber Ajansı'na değerlendirdi. İYİ Partili Olgun,şunları kaydetti:
"Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'nin 21 Mayıs 2026'da verdiği 'mutlak butlan' kararı; Türkiye'nin çok partili hayatında bir siyasi partinin yönetimini doğrudan değiştiren, bu niteliğiyle eşi benzeri görülmemiş bir yargısal müdahale olarak tarihe geçti. Kararın hukuki gerekçesinin ötesinde, usul ve yetki boyutlarındaki ağır sorunlar demokratik hukuk devleti ilkesi açısından derin kaygılara yol açmakta. BAM 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayı'nın delegelere para, çeşitli maddi menfaatler ve siyasi görev vaadi yoluyla delege iradesinin fesada uğratıldığı gerekçesiyle 'mutlak butlan' nedeniyle iptaline hükmetti. Daire bu kararla yetinmeyerek söz konusu Kurultay'dan sonra gerçekleştirilen tüm olağan ve olağanüstü kurultayları ile bu kurultaylarda alınan kararları da hükümsüz sayarak; Kurultay öncesi genel başkanı göreve iade etti. Bankacılık işlemleri, vekil tayini, mahkemelerdeki temsil ve tüm parti faaliyetlerinde imza yetkisi el değiştirdi.
"YANLIŞ HUKUKİ DAYANAK SİYASİ PARTİLERE UYGULANAMAZ"
Mahkeme, delege iradesinin fesada uğratıldığı iddiasını Anayasa madde 69, Siyasi Partiler Kanunu madde 4 ve madde 93'teki emredici hükümlere aykırılık olarak nitelendirerek; ardından Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde 27/1 üzerinden kurultayı doğduğu andan itibaren geçersiz saydı. Oysa TBK madde 27, genel hükümler çerçevesinde sözleşme hukukuna ilişkin bir butlan düzenlemesidir. Siyasi partilerin iç işleyişi, bu genel hükmün değil özel kanun niteliğindeki Siyasi Partiler Kanunu'nun kapsamında. Hukukun temel ilkelerinden biri olan 'lex specialis derogat legi generali' gereği, özel kanun hükümleri genel kanun hükümlerini dışlar. Mahkeme, özel düzenleme varken genel hükme başvurarak kendi yarattığı yetki zemininde karar vermiştir.
"BAM YORUMU HATALI"
BAM, kararında Siyasi Partiler Kanunu (SPK) madde 29 ve madde 121 yoluyla Medeni Kanun (MK) madde 83'e gönderme yaparak genel yetkili mahkeme olarak asliye hukuk mahkemelerinin bu davaya bakabileceği sonucuna varmış. Ancak bu yorum hatalı. MK madde 83, derneklere ilişkin genel bir düzenlemedir ve SPK'nın açık hükümleri karşısında ikincil konumda. SPK'daki MK m. 83 atfının uygulama alanı, YSK nezdinde yolsuzluk iddiasıyla kimlerin şikâyette ya da itirazda bulunabileceği ve bunun süresiyle sınırlı. Yani bu madde, genel yetkili bir asliye hukuk mahkemesine parti kurultayını iptal ettirme kapısını açmaz; açtığı düşünülse bile bu yorum SPK'nın ilgili hükümlerinin lafzı ve ruhuyla bağdaşmaz.
"ÖZEL YETKİLİ YARGI YERİ VARKEN GENEL MAHKEME KARAR VEREMEZ"
Yargılama hukukunun temel ilkesi, özel yetkili yargı yeri varsa genel yetkili yargı yerinin davaya bakamayacağıdır. BAM, kararında SPK madde 29 ve madde 121 yoluyla MK madde 83'e gönderme yaptıktan sonra genel yetkili mahkeme konumuna soyunmaktadır; bu ise kendi kurduğu hukuki zincirin içinde bile tutarsızdır. Bu hukuki değerlendirmeye göre yapılan kurultayların YSK nezdinde geçerli olduğu ve seçilmiş genel başkanın hukuken görevde bulunduğu sonucu çıkmaktadır.
"MAHKEME SORUŞTURMA DOSYASINDAKİ İDDİALARA DAYANDIRMIŞTIR"
Türkiye'nin ana muhalefet partisinin yönetimini doğrudan değiştirecek ağırlıkta bir hüküm, kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetine değil; devam eden soruşturmalar, ceza dosyaları ve tartışmalı beyanlara dayandırılıyor. Masumiyet karinesi, yalnızca bireyler için değil demokratik süreçlerin güvenilirliği için de varoluşsal bir güvencedir. Mahkeme delege iradesinin sakatlandığını tespit etmiş; ancak bu tespiti kesinleşmiş herhangi bir mahkûmiyet kararına değil, soruşturma dosyasındaki iddialara dayandırmakta.
"SEÇİM SÜREÇLERİNİN ANAYASAL GÜVENCESİ YSK'DIR"
Anayasa madde 79 ve Siyasi Partiler Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde, siyasi partilerin iç seçimlerine ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili ve görevli merci YSK'dır. Parti kurultaylarının usul ve esasına ilişkin denetim, demokratik seçim süreçlerinin anayasal güvencesi olarak YSK'ya aittir. Bu çerçevede bakıldığında, adli yargının kesinleşmemiş iddialara dayanarak bir parti kurultayını iptal etmesi başlı başına yetki gasbıdır. YSK'nın 'Adli yargının kararını denetleyemem' gerekçesiyle itirazı reddetmesi ise bu yetki gasbını fiilen onaylamak anlamına gelmekte. Kendi anayasal görev alanına giren bir uyuşmazlıkta YSK'nın pasif kalması, demokratik denetim mekanizmasını işlevsiz bırakmış; binlerce delegenin iradesiyle oluşmuş bir kurultay kararını hiçbir anayasal güvencenin korumasında bırakmamıştır. Hukuk çevrelerinde, BAM'ın SPK ve MK atıflarını yetki zemini olarak kullanmasının yargılama hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığı değerlendirmesi öne çıkmakta. Bu dava; Anayasa Mahkemesi ve YSK'nın yetkileri ile diğer mahkemelerin siyasi partilerin eylemleri üzerinde ne kadar söz sahibi olacağını belirleyecek bir turnusol niteliği taşımakta.
"BUGÜN BİR PARTİYE YAPILAN HERKESE YAPILABİLİR"
İstinaf, hukuki denetim sınırını aşarak parti içi siyasal iradenin yerine yargısal iradeyi koymuştur. İYİ Parti olarak şunu açıkça ifade ediyoruz: Siyasi partilerin iç iradesine yargı eliyle müdahale edilmesi, bugün bir partiye yapılanın yarın herkese yapılabileceğinin habercisidir. Hangi partiye yönelik olursa olsun, TBK'nın genel hükümleri üzerinden parti kurultaylarını iptal etmek; Medeni Kanun'u görev ve yetki kurallarını aşmak için araçsallaştırmak; kesinleşmemiş iddiaları binlerce delegenin iradesini sıfırlamaya yetecek delil düzeyinde görmek, bunların hiçbiri hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz. Karar Yargıtay tarafından en kısa sürede, usul ve esas yönünden eksiksiz bir denetimden geçirilmelidir."
