(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "CHP’ye cebren, kapılar kırılarak girilmesine de, başına kayyım atanmasına da, bir yargı kararıdır deyip geçmiyoruz. Çünkü biliyoruz, hatırlıyoruz. Yargının siyasete yol açması, ona ram olması, her zaman lanetle hatırlanan dönemlerin ürünüdür. Unutmayalım, 1960’daki Yassıada’da verilenler de yargı kararıdır. Yaraları halen kapanmamıştır. 1971 muhtırasının kırdığı kalemler de yargı kararıdır. 1980 sonrası yapılanlar, kapatılan partiler, hapisler, davalar, yasaklar, zindanlar, hepsi birer yargı kararıdır. Ve hepsinin açtığı yaraların izleri, bedenlerimizde, ruhlarımızda durmaktadır. Biz bir kayyım cumhuriyeti istemiyoruz" dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, geçmiş Kurban bayramını kutlayarak, "Yaşadığımız son 10 yılı, adeta çarşambalardan ve perşembelerden ibaret yaşadık. Her olay birbirinin devamı; her hadise bir diğer felaketi, kepazeliği, skandalı getiren bir zincirin halkaları gibi cereyan etti. Bunca olup bitene bakarak, hiç birimizin şaşırma hakkı, birkaç kelam edip kenara çekilme lüksü yoktur. Kim ne derse desin, ne umarsa umsun, her daim millet ve devlet umurunu taşımak bizim boynumuzun borcudur" diyerek sözlerine başladı.
"BİZ DÜŞKÜNLERDEN OLMADIK OLAMAYIZ"
İYİ Parti'nin kuruluş sürecini hatırlatan Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Bugün bize düşen de, yakışan da değişmemiştir. Biz hakikatin yolundan ayrılmadık, ayrılmayız. Biz düşkünlerden olmadık, olamayız. Türk milleti, sözde cemaat, özde bir terör ve casusluk şebekesini def ederken, iktidar partisi, eski ortağından kurtulmakla, kimini paylaştığı, kimini ise onun sayesinde nüfuz ettiği kurumları, üzerine geçirme planları yapmaktaydı. Ve biz, böyle bir zamanda, itirazımızdan vazgeçemezdik. 60 yıllık bir davayı, bir kişinin tahtına revan edenlere karşı sessiz kalıp, talimatla yazdırılan kararları kabul ederek, dayatmalarına boyun bükemezdik. Türk milletinin, tekçi, tek adamcı bir sistemle boğulmasına razı olamazdık. Türkiye’nin, partizan bir bürokrasiyle, güdülenmiş yargı odaklarıyla, şahsileşmiş bir devlet düzeniyle yönetilmesini destekleyemezdik, sindiremezdik, benimseyemezdik. Biz milletin oyunu, 3 günlük dünya hayatına, 3 kuruşluk makamlara ciro edemezdik. İşte bu yüzden bir araya geldik, çoğaldık, kök saldık, meyve verdik, taşlandık. Yılmadık, usanmadık, rotamızdan hiç şaşmadık. Bu yüzden milletimizin karşısında alnımız aktır, başımız da diktir.
"CHP'YE KAPILAR KIRILARAK GİRİLMESİNE YARGI KARARI DEYİP GEÇMİYORUZ"
Yaşananları ilk günden itibaren dikkatle takip ediyoruz. Gelinen noktanın, CHP’nin iç meselesi olmadığını, başından beri Türkiye’de siyasetin nasıl şekilleneceğine ilişkin daha büyük bir arayışın adımı olarak kurgulandığını görüyoruz. İmralı ile yapılan ihanet pazarlığına, nasıl ki gafiller ve ahmaklar gibi 'barış' deyip geçmiyorsak, CHP’ye cebren, kapılar kırılarak girilmesine de, başına kayyım atanmasına da, bir yargı kararıdır deyip geçmiyoruz. Çünkü biliyoruz, hatırlıyoruz. Yargının siyasete yol açması, ona ram olması, her zaman lanetle hatırlanan dönemlerin ürünüdür. Ve bu kararlar, vicdanlarda yaralar açmış, milletimiz arasına her zaman nifak tohumları saçmıştır.
"BİZ SALTANAT DEĞİL, CUMHURİYET İSTİYORUZ"
Unutmayalım, 1960’daki Yassıada’da verilenler de yargı kararıdır. Yaraları halen kapanmamıştır. 1971 muhtırasının kırdığı kalemler de yargı kararıdır. 1980 sonrası yapılanlar, kapatılan partiler, hapisler, davalar, yasaklar, zindanlar, hepsi birer yargı kararıdır. Ve hepsinin açtığı yaraların izleri, bedenlerimizde, ruhlarımızda durmaktadır. Bu sebeple İYİ Parti olarak, tarafımız da duruşumuz da nettir, bellidir… Biz bir kayyım cumhuriyeti istemiyoruz! Biz bir vesayet demokrasisi istemiyoruz. Biz, bir kişiye biat etmişlerin; birkaç hâkimin, bürokratın, danışmanın değil, milletin sözü üstün olsun istiyoruz. Siyaseti mahkemelerin değil, sandığın belirlediği bir Türkiye istiyoruz. Biz ezcümle saltanat değil, cumhuriyet istiyoruz. Cumhuriyet istiyoruz. Cumhuriyet istiyoruz.
"VATANDAŞIN DERTLERİ SİYASETİN UMURUNDA DEĞİL"
Bugün ihtiyacımız olan şey yeni tartışmalar, yeni sorun alanları değil, milletin ferasetine duyacağımız güvendir. Dahası, milletin siyasete duyacağı güvendir. Bugün siyasetin geldiği halden, hangi seçmen memnundur? Hangi siyasetçi huzurludur? Vatandaşın dertleri siyasetin umurunda değil, fakat siyasetin sorunları vatandaşın sırtındadır. Soruyorum: AK Partilisi, MHP’lisi, milletvekili, il-ilçe başkanı, delegesi, bu yaşananlar ve yaşatılanlar, hiç mi sizleri yaralamıyor, hiç mi içinizi sızlatmıyor? Çarşıda, pazarda, sokakta yürürken, baktığınız yüzlerde, size bakan gözlerde milletin öfkesini hiç mi görmüyorsunuz? Tabutlukları, 12 Eylülleri, zindanları, 28 Şubatları, kapatma davalarını ne çabuk unuttunuz? Sizleri, Türk milletinin temsilcisi, avukatı, serdengeçtisi olmaktan alıp da, el atıyla, kardeşinin üzerine sürdüren bu düzenden nasıl razı olursunuz? Siz, 1 kişiye 10 kişi çullanırken, 'durun' diye koşan adamlardan bu hale nasıl geldiniz? Mevzuyu bilmeden, haklıyı haksızı tartmadan, karakterinizi unutup, taraf olup, zulme sessiz kalacak bir hale ne zaman büründünüz?
"BAŞKASINI İTHAMLA KENDİMİ SAVUNMAM"
Unutmayın, ardına düşüp, yanlışını doğrusundan, günahını sevabından daha çok alkışladığınız, yukarıdaki o bir avuç, bu yaptıkları ile en çok sizi yok ediyor. İtibarınızı tüketiyor. Kimse kusura bakmasın ve herkes bilsin ki, ben zulme sessiz kalmam. Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmam. Kötü emsali örnek almam. Başkasını ithamla kendimi savunmam. Demokrasiye de darbe yaptırmam. Kadrolarımızla sonuna kadar mücadele ederim.
"SANDIĞIN ÇÖZECEĞİ SORUNLARI BAŞKA ŞEKİLDE ÇÖZMEYE ÇALIŞMAK KRİZLER ÜRETİR"
Siyaseti mahkeme kararlarıyla, yasaklarla, birtakım demokrasi dışı müdahaleler ile dizayn etmeye çalışanlar, geçici başarılar elde edebilir. Ama milletin iradesine rağmen kalıcı sonuçlar alamazlar. Sandığın çözeceği meseleleri, başka yollarla çözmeye çalışmak, Türkiye’ye sadece yeni krizler üretir. Bir kez daha tekrar ediyorum ki; bizim durduğumuz yerde 'Meşruiyetin tek kaynağı milletin hür iradesidir'. Ben gücünü milletten almayan hiç kimseyi, siyasi muhatap kabul etmem, atanmışlarla da uğraşmam. Hukuk devleti demokrasinin rakibi değil, teminatıdır. Hukukun görevi, siyasi hayatı şekillendirmek değil; siyasi hayatın adil, şeffaf ve kurallar içinde işlemesini sağlamaktır. Bizler bu iktidarın, eski ve yeni ortaklarıyla, Cumhuriyeti, memleketi, milleti ve siyaseti 'Böl – parçala – yok et' stratejisinin en başından itibaren farkındayız. İktidar, milletin verdiği yetkiyi, kamu kurum ve kuruluşlarından yargı makamlarına kadar, müdahale edebildiği her organı, bölüp, parçalayıp yok etmek için kullanıyor. Ondan geriye kalanı da yutuyor, iç ediyor. Toplumu önce ikiye bölüyor, daha sonra tüm kesimleri de kendi içinde ayrıştırıyor. Böylece oraya buraya kayyım atamaya cüret ediyor.
"ATAYAN DA ATANAN DA YOK HÜKMÜNDEDİR"
Hepimiz biliyoruz ki, bize devlet projesi diye yutturulmaya çalışılan çözüm süreci de, şu anda yürütülen seçim stratejisi de, iktidar hesabının bir parçasıdır. Milletin yüzde 90’ı terör hükümlüsü Öcalan’ı muhatap kabul eden bu sürece karşıyken, devlet aklı masalı gündeme gelmiş ve halka rağmen bu söylemler devam ettirilmiştir. İlk kayyım bundan 10 sene önce atanacağı yere atanmıştır. O kayyım da, terör hükümlüsü Öcalan’ı Kürtlere kayyım atamaya kalkmıştır. Şimdi de sıra Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelmiştir. Devleti, milleti, egemenliği yok sayan kayyımlığa karşı duruşumuz tavizsiz ve nettir. Atayan da atanan da bizim nazarımızda mutlak butlandır, sakattır, yok hükmündedir."
(SÜRECEK)

