Haber: Beril KALELİ
(İSTANBUL) İstanbul'un temiz hava kaynaklarından Şile'de ormanlık alanda yapılması planlanan taş ocağına karşı itirazlar devam ediyor.
Şile’de Karabeyli Mahallesi’nde yapılması planlanan taş ocağı projesi için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) muafiyet kararı verilmesine ilişkin, köy sakinlerinin de üyesi olduğu çok sayıda dernek tarafından iptali istemiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na karşı açılan dava kapsamında proje sahasının keşif ve bilirkişi incelemesi dün gerçekleştirildi. Şile Dernekler Federasyonu davacı dernekleri temsilen keşfe ilişkin açıklama yayımladı.
"TAŞ OCAĞI BÖLGEYE BÜYÜK ZARARLAR VERECEK"
Keşfin, İstanbul 4. İdare Mahkemesi tarafından görevlendirilen jeoloji, çevre, orman, harita ve inşaat yüksek mühendisleri ile biyologdan oluşan bilirkişi heyetinin yanı sıra davacı derneklerin avukatları ve yöneticileri, davalı idare temsilcileri, köy halkı ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla gerçekleştirildiğinin aktarıldığı açıklama, keşif sırasında dernek avukat ve temcilerinin yapılmak istenen taş ocağının bölgede vereceği zararlara ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulunduğu belirtildi.
Ayrıca Şile-Ağva yolu projesi için ihtiyaç duyulan hammaddenin karşılanması için bölgede hihazırda faaliyet gösteren taş ocaklarının yeterli olmasına rağmen proje gerekçe gösterilerek bölgede yeni bir taş ocağı açılmasına yönelik itirazların yanı sıra, verilen ÇED muafiyeti kararının hukuka aykırılık yönünden değerlendirilmesinin de bilirkişi heyetine aktarıldığı belirtildi.
Bilirkişi heyetinin mahkeme tarafından; dava konusu projenin gerçekten eski İstanbul–Şile–Ağva Devlet Yolu projesinin devamı niteliğinde olup olmadığını, ÇED muafiyeti verilmesine hukuki dayanak bulunup bulunmadığını, ihtiyaç duyulan hammaddenin mevcut taş ocaklarından karşılanmasının mümkün olup olmadığını, proje alanının orman niteliğini ve Orman Kanunu bakımından hukuki durumunu, dava konusu alan ile daha önce iptal edilen taş ocağı sahasının aynı veya farklı alanlar olup olmadığını, Osmangazi İsaköy ve Kabakoz Baraj Havzaları ile su koruma kuşaklarına olası etkilerini ve projenin çevreye, ekolojik dengeye, flora ve faunaya etkilerinin bilimsel ve teknik değerlendirmelerinin yer aldığı denetime elverişli ayrıntılı bir bilirkişi raporu hazırlamakla görevlendirildiği belirtilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"BİLİRKİŞİ RAPORU SADECE ŞİLE İÇİN DEĞİL TÜM KUZEY ORMANLARI İÇİN ÖNEMLİ"
“Mahkeme, keşif ve bilirkişi incelemesine ilişkin ara kararında bilirkişilere son derece kapsamlı bir inceleme görevi yüklemiştir. Davacı dernekler olarak, bugün gerçekleştirilen keşifte tüm hukuki ve bilimsel itirazlarımızı mahkeme huzurunda ayrıntılı biçimde dile getirdik. Bilirkişi heyetinin sahada yaptığı incelemeler sonucunda hazırlayacağı raporun; yalnızca bu davanın değil, Şile’nin Kuzey Ormanlarının, su havzalarının, doğal yaşamının ve gelecek kuşakların ortak yaşam hakkının korunması açısından da büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Karabeyli, Göksu ve çevre köyler yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de ortak yaşam alanlarıdır. Hiçbir kamu yatırımı, Anayasa’nın 56. maddesi ile güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının önüne geçirilemez“
Açıklamanın tamamı şöyle:
"Bugün, İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 2026/715 Esas sayılı dosyası kapsamında, Karabeyli Mahallesi sınırları içerisinde Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü adına planlanan 34/2025-08 Hammadde Üretim İzin Belgeli II-A Grubu (Kireçtaşı) Projesi hakkında verilen ÇED Muafiyeti kararının iptali istemiyle açılan davada mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. Dava; Şile Göksu Köyü Yaşatma Yardımlaşma ve Kalkındırma Derneği, Şile Denizli Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği, Karabeyli Köyü Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği, Şile Dernekler Federasyonu ile Şile ve Ağva Civar Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı aleyhine açılmış olup; uyuşmazlığın konusunu, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü adına yapılması planlanan taş ocağı projesine ilişkin verilen ÇED Muafiyeti işleminin iptali istemi oluşturmaktadır.
"KEŞFE KENDİ ALANLARINDA AKADEMİK YETERLİLİĞE SAHİP KİŞİLER KATILMIŞTIR"
Bugün gerçekleştirilen keşif; İstanbul 4. İdare Mahkemesi görevlendirilen hâkimi huzurunda, davacı vekilleri Av. Kadir Can Karataş, Av. Göksenin İnan, davalı idare temsilcileri, davacı dernek yöneticileri, köy halkı ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla son derece düzenli, kapsamlı ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Mahkemece oluşturulan bilirkişi heyeti; Jeoloji Yüksek Mühendisi, Çevre Yüksek Mühendisi, Orman Yüksek Mühendisi, Harita Yüksek Mühendisi, iki İnşaat Yüksek Mühendisi ve bir Biyologdan oluşan, kendi alanlarında akademik yeterliliğe ve bilimsel uzmanlığa sahip kişilerden teşkil edilmiştir. Farklı disiplinlerden oluşturulan bu heyet sayesinde uyuşmazlığın yalnızca hukuki yönüyle değil; jeolojik, çevresel, ormancılık, biyolojik, mühendislik ve haritacılık boyutlarıyla da bilimsel olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Keşif sırasında davacı vekilleri, davalı idare temsilcisi ve davacı dernek temsilcileri söz alarak ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş; yapılması planlanan taş ocağının Kuzey Ormanları üzerinde yaratacağı tahribatı, su kaynaklarına ve baraj havzalarına vereceği olası zararları, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerini, tarım alanlarını, köy yaşamını, bölgenin ekolojik dengesini ve Anayasa ile güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkını tehdit ettiğini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur.
Davacı vekillerince ayrıca; dava konusu taş ocağı için verilen ÇED Muafiyeti kararının hukuka aykırı olduğu, söz konusu faaliyetin ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, projenin dayandırıldığı eski kamu yatırımı ile hukuki ve fiili bütünlük taşımadığı, ihtiyaç duyulan hammaddenin bölgede hâlihazırda faaliyet gösteren taş ocaklarından rahatlıkla karşılanabileceği ve bu nedenle yeni bir taş ocağı açılmasının zorunlu olmadığı ayrıntılı biçimde izah edilmiştir.
"GERİ DÖNÜŞÜ MÜMKÜN OLMAYAN ZARARLAR VERECEK"
Bunun yanında yapılması planlanan maden faaliyetinin yalnızca Karabeyli’yi değil; Göksu başta olmak üzere çevredeki yerleşimleri de etkileyeceği, ağır tonajlı araç trafiği, toz, gürültü, titreşim ve doğal yaşam üzerindeki baskının köylülerin yaşam kalitesini ciddi biçimde düşüreceği ifade edilmiş; bölgenin yıllardır korunan doğal dokusunun ve kültürel mirasının geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde zarar göreceği vurgulanmıştır.
Mahkeme, keşif ve bilirkişi incelemesine ilişkin ara kararında bilirkişilere son derece kapsamlı bir inceleme görevi yüklemiştir. Bu kapsamda bilirkişilerden; dava konusu projenin gerçekten eski İstanbul–Şile–Ağva Devlet Yolu projesinin devamı niteliğinde olup olmadığını, ÇED Muafiyeti verilmesine hukuki dayanak bulunup bulunmadığını, ihtiyaç duyulan hammaddenin mevcut taş ocaklarından karşılanmasının mümkün olup olmadığını, proje alanının orman niteliğini ve Orman Kanunu bakımından hukuki durumunu, dava konusu alan ile daha önce iptal edilen taş ocağı sahasının aynı veya farklı alanlar olup olmadığını, Osmangazi İsaköy ve Kabakoz Baraj Havzaları ile su koruma kuşaklarına olası etkileri, projenin çevreye, ekolojik dengeye, flora ve faunaya etkilerini, dava dilekçesinde ileri sürülen tüm iddiaları bilimsel ve teknik gerekçelerle değerlendiren, denetime elverişli ayrıntılı bir bilirkişi raporu hazırlamaları istenmiştir.
Davacı dernekler olarak, bugün gerçekleştirilen keşifte tüm hukuki ve bilimsel itirazlarımızı mahkeme huzurunda ayrıntılı biçimde dile getirdik. Bilirkişi heyetinin sahada yaptığı incelemeler sonucunda hazırlayacağı raporun; yalnızca bu davanın değil, Şile’nin Kuzey Ormanlarının, su havzalarının, doğal yaşamının ve gelecek kuşakların ortak yaşam hakkının korunması açısından da büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Karabeyli, Göksu ve çevre köyler yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de ortak yaşam alanlarıdır. Hiçbir kamu yatırımı, Anayasa’nın 56. maddesi ile güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının önüne geçirilemez.Bizler, hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi; doğamızı, ormanlarımızı, suyumuzu, köylerimizi ve yaşam hakkımızı kararlılıkla savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."
