Haber: ZUHAL ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - İBB Davası'nda konuşan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, üç gün önce hakkında açılan bir "hakaret" davası nedeniyle Silivri Cezaevi'nden yola çıkarılan ve aracın arızalandığı gerekçesiyle yarı yoldan cezaevine geri döndürülmesine tepki göstererek, "Benim Kartal Adliyesi’ne giderken arabam bozuk değildir ama Türk adaletini, Türk yargısını bindirdikleri arabayı süren bu ülkenin başındaki zihniyet, o arabayı hurdaya düşürmüştür, onu söyleyeyim. Yazıklar olsun" dedi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 46'ıncı gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda başladı.
Duruşmada tutuklu reklamcı Serkan Öztürk’ün savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Çapraz sorgusu sırasında, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Öztürk’e sorular yöneltti. Murat Kapki, sonradan geri çektiği etkin pişmanlık ifadesinde, Öztürk’ün, Güney’in kasası olduğunu iddia etmişti.
“3K ŞİRKETİNE İŞ SAĞLADIĞIM İDDİASI GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Güney, iddianamede Rauf Cem Istranca’nın sahibi olduğu ve Serkan Öztürk’ün çalıştığı 3K şirketine İBB ve Kültür AŞ’den usulsüz şekilde açık hava reklam işleri verildiğinin, kendisinin de Kaan Sürmegöz üzerinden sürece müdahil olup şirketin “fiili gizli ortağı” olduğunun öne sürüldüğünü söyledi. Bu nedenle 70, 72 ve 117 numaralı eylemler kapsamında yargılanmasının talep edildiğini belirten Güney, Serkan Öztürk’e, “Kaan Sürmegöz’ü tanıyor musunuz? Ondan randevu almak için benim desteğime ihtiyaç duydunuz mu?” diye sordu.
Öztürk ise Kaan Sürmegöz’ü yaklaşık 5-6 yıldır tanıdığını, şirket sahibi Rauf Cem Istranca’nın ise 12-15 yıllık tanışıklığı bulunduğunu belirterek, “Biz bir randevu almak için İnan Güney’e ihtiyaç duymadık. Kendimiz görüşebiliyorduk” dedi.
“İBB YETKİLİLERİYLE GÖRÜŞMEK İÇİN BENİM ARACILIĞIMA İHTİYAÇLARI YOKTU”
Güney, soruşturmanın ilk aşamalarında Serkan Öztürk’e hiçbir zaman “İnan Güney size yardımcı oldu mu?” ya da “İnan Güney ile ilişkiniz nedir?” şeklinde soru yöneltilmediğini belirtti.
Kasım ayında hazırlanan ilk İBB iddianamesinde de kendisiyle ilgili herhangi bir suçlama bulunmadığını ifade eden Güney, “Mart 2026’da ne olduğunu anlamadığımız şekilde dosyaya yeniden dahil edildim” dedi.
Öztürk’e, “3K şirketine ihale sağlamak ya da İBB yetkilileri nezdinde girişimde bulunduğuma hiç şahit oldunuz mu?” diye soran Güney’e Öztürk şu yanıtı verdi:
“Kesinlikle hayır. Buradaki belediye yöneticilerinin herhangi biri çıkıp söylesin. Böyle bir randevu talebi, böyle bir yönlendirme olmadı.”
“DOSTLUĞUMUZ ORTAKLIK OLARAK SUNULUYOR”
Güney, Serkan Öztürk ile üniversite yıllarından gelen dostluklarının bulunduğunu, aynı zamanda hemşehrilik ve siyasi yol arkadaşlığı yaptıklarını anlattı. Savcılığın bu ilişkiyi ticari ortaklık gibi göstermeye çalıştığını söyleyen Güney, “Benimle ya da çalıştığınız şirketle herhangi bir açık ya da gizli ortaklığınız oldu mu?” sorusunu yöneltti. Öztürk, “Hayır, kesinlikle böyle bir şey yok” yanıtını verdi.
“KASA OLDUNUZ MU?” SORUSU
Güney’in, Murat Kapki’nin daha sonra geri çektiği ifadelerde geçen “kasa” iddiasına ilişkin de Öztürk'e, "İnan Güney’in veya başka birinin kasası oldunuz mu?” diye sordu. Serkan Öztürk ise şu cevabı verdi:
"Hayatım boyunca kimsenin emanetçisi olmadım. Kimse bana böyle bir teklifte bulunamaz. İnan Güney’le de böyle bir durum söz konusu değildir."
“SAVCILIK BENİM AĞZIMDAN UYDURMA CÜMLE KURMUŞ”
Güney, iddianamenin 52’nci sayfasında Serkan Öztürk’e atfedilen, “İnan Güney bize iş bağlardı, iş paslardı” şeklindeki ifadeyi hatırlattı.
Bu sözleri hiçbir aşamada söylemediğini belirten Öztürk, “Defalarca söyledim. Böyle bir beyanım olmadı. Tek destek, firma havuzuna girebilmek için yapılan birkaç görüşmedir. Onu da birlikte yaptık. Bunun dışında hiçbir şekilde iş bağlama ya da iş paslama söz konusu değildir” dedi.
Öztürk ayrıca, iddiaların aksine şirketlerinin reklam işlerinden ayrıcalıklı biçimde yararlanmadığını savunarak, “İnan Güney’in verdiği reklam haklarının dağılımı incelensin. Eğer bir ayrıcalık varsa ezici çoğunluğunu bizim almamız gerekirdi. Böyle bir durum yok” ifadelerini kullandı.
“6 YILDA ŞİRKET SAHİBİYLE TEK BİR TELEFON GÖRÜŞMEM YOK”
Güney, savcılığın delil olarak gösterdiği HTS kayıtlarına da değinerek, iddianamede gizli ortağı olduğu öne sürülen şirketin sahibi Rauf Cem Istranca ile 6 yıl boyunca hiç telefon görüşmesi yapmadığını söyledi. “Savcılığa göre gizli ortağım ama altı yılda bir kez bile telefon görüşmem yok” diyen Güney, buna karşılık Serkan Öztürk ile yaklaşık 100 kez görüştüklerini belirtti. Bu görüşmelerin dostluk ilişkisi kapsamında gerçekleştiğini ifade eden Öztürk ise “Altı yılda yüz kez konuşmuşsak zaten az konuşmuşuz. Cenaze var, düğün var, bayram var, doğum günü var. Hayatın olağan akışındaki görüşmeler bunlar” dedi.
“ORTAK BAZ KAYDI SUÇ DELİLİ OLARAK GÖSTERİLİYOR”
Savcılığın ortak baz istasyonu kayıtlarını da suçlama konusu yaptığını belirten Güney, bunun hayatın olağan akışıyla açıklanabilecek bir durum olduğunu savundu. Görev yaptığı dönemde Beltaş Yönetim Kurulu Başkanlığı makam odasının Akatlar’daki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde bulunduğunu, 3K şirket merkezinin de aynı bölgede yer aldığını belirten Güney, iki adres arasındaki mesafenin yaklaşık 600 metre olduğunu söyledi.
Ayrıca Beşiktaş Belediyesi binası ile Rauf Cem Istranca’nın evi arasındaki mesafenin yaklaşık 200 metre olduğunu, Beltaş Genel Müdürlüğü’nün ise bu eve yalnızca 42 metre uzaklıkta bulunduğunu anlattı. “Ben işe giderken, onlar evdeyken aynı baz istasyonundan sinyal vermemiz son derece doğal” diyen Güney, şöyle konuştu:
“Bu baz kayıtları yan yana gelip suç işlediğimizi değil, aynı coğrafyayı kullandığımızı gösteriyor. Öğle yemeğine çıksak da baz veririz, işe giderken de baz veririz. Bundan suç üretilemez.”
Konuşmasının sonunda Serkan Öztürk’e “Allah kurtarsın” diyen Güney, kendisine yöneltilen suçlamaların dostluk ilişkileri ve teknik kayıtlar üzerinden oluşturulmaya çalışıldığını söyledi.
“MÜVEKKİLİM 16 AYDIR NEDEN TUTUKLU OLDUĞUNU ANLAMAYA ÇALIŞIYOR”
Ardından, Öztürk’ün avukatının savunmasına geçildi. Öztürk’ün avukatı Uğur Vançin, soruşturma sürecinin başından itibaren hukuka aykırı yürütüldüğünü ileri sürdü. Müvekkilinin 19 Mart operasyonundan sonra örgüt üyeliği ve rüşvet suçlamalarıyla tutuklandığını hatırlatan Vançin, iddianame hazırlandığında örgüt üyeliği suçlamasının ortadan kalktığını, rüşvet suçlamasının ise yalnızca bir eylemle sınırlandırıldığını söyledi.
Vançin, müvekkiline tutukluluk incelemelerinde defalarca “neden tutuklu olduğunu” sorduğunu ancak net bir yanıt alamadığını belirterek şunları söyledi:
“Serkan Bey sürekli ‘Ben neden tutukluyum?’ diye sordu. Önce örgüt üyeliği denildi. O da ‘Ben örgüt üyesi olduğum söylenen kişileri ilk kez Vatan Emniyet’te gördüm’ dedi. Sonra rüşvet denildi. Bu kez de ‘Ben kime rüşvet vermişim, ne kadar vermişim, hangi işimi çözmüşüm?’ diye sordu. Buna da cevap verilmedi.”
Avukat Vançin, müvekkilinin iddianamede yer alan 118’inci eylem kapsamında rüşvet suçlamasıyla yargılandığını ancak bu suçlamaya ilişkin kendisine tek bir soru dahi yöneltilmediğini savundu.
“ŞİRKETİN SAHİBİ BAŞKA BİRİ, MÜVEKKİLİM DEĞİL”
Savunmasının önemli bölümünü 2006 Reklam şirketiyle ilgili suçlamalara ayıran Vançin, Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarını mahkemeye göstererek şirketin kurucusunun Fatma Nermin Deralla, yetkilisinin ise Levent Deralla olduğunu söyledi. “Müvekkilimin bu şirketle ilgisini gösteren tek bir kayıt yok. Ticaret Sicil Gazetesi’ne ulaşmak iki dakikalık iş. Buna rağmen araştırılmadan şirket yetkilisi ilan edilmiş” diyen Vançin, soruşturma makamlarının temel şirket kayıtlarını dahi incelemediğini savundu.
“SERKAN ÖZTÜRK DİYE BAŞKA BİRİNİN FOTOĞRAFINI GÖSTERDİLER”
Vançin, soruşturma sırasında başka bir kişiye ait fotoğrafın Serkan Öztürk olarak gösterildiğini de ileri sürdü. Mahkeme salonunda gösterdiği görseller üzerinden konuşan Vançin, “Bu kişinin müvekkilimle hiçbir alakası yok. Buna rağmen diğer kişilere Serkan Öztürk diye gösterilmiş. Komik gibi görünüyor ama müvekkilim 16 aydır tutuklu olduğu için aslında trajik bir durum” dedi.
“İDDİANAME KOPYALA-YAPIŞTIR YÖNTEMİYLE HAZIRLANDI”
İddianamenin büyük bölümünün tekrar eden ifadelerden oluştuğunu savunan Vançin, yaklaşık 3 bin 700 sayfalık dosyanın önemli kısmının “kopyala-yapıştır beyanlardan” meydana geldiğini söyledi. Avukat Vançin, “İddianameye terfiname, iftiraname, hissiyatname diyenler oldu. Benim için bu dosya bir ‘beyanname’dir. Çünkü somut deliller yerine beyanlara dayanıyor” ifadelerini kullandı.
“YARGITAY’A GÖRE TEK BAŞINA BEYAN MAHKÛMİYET İÇİN YETERLİ DEĞİL”
Savunmasında Yargıtay kararlarına da yer veren Vançin, etkin pişmanlık veya tanık beyanlarının tek başına mahkûmiyet gerekçesi yapılamayacağını söyledi. Bir Yargıtay kararını örnek gösteren Vançin, “Bir sanığın diğer sanık hakkındaki beyanı, somut delille desteklenmiyorsa mahkûmiyet kararı verilemez. Dosyamızdaki beyanların tamamı bu niteliktedir” dedi.
“3K ŞİRKETİNİN YETKİLİSİ RAUF CEM ISTRANCA’DIR”
70 ve 72’nci eylemlere ilişkin suçlamalara da değinen Vançin, 3K şirketinin tek yetkilisinin Rauf Cem Istranca olduğunu belirtti. Mahkemeye sunduğu Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına işaret eden Vançin, müvekkilinin şirket ortağı olarak kısa süre görev yaptığını, ekonomik sorunlar nedeniyle hisselerini devredip çalışan olarak devam ettiğini anlatarak, “İddianame bir yerde onu şirket sahibi, başka yerde şirket çalışanı, başka yerde şirket yetkilisi olarak gösteriyor. Savcılık da karar verememiş” ifadelerini kullandı.
“İTİRAFÇI DEĞİL, 16 AYDIR TUTUKLU”
Avukat Vançin, basında çıkan haberlerde Serkan Öztürk’ün “itirafçı” olarak yer almasına da tepki göstererek, “Müvekkilimin itiraf niteliğinde tek bir beyanı yok. Eğer itirafçı olsaydı bugün burada olmazdı. Buna rağmen ısrarla ‘itirafçı Serkan Öztürk’ diye yazılıyor. Bu doğru değil” dedi.
“BABASI KANSER, ANNESİ KANSER HASTASI”
Vançin, Serkan Öztürk’ün tek kardeşinin akıl sağlığı sorunları bulunduğunu, babasının kanser ve kalp hastası olduğunu, son dönemde KOAH teşhisi de konulduğunu anlattı. Annesinin de kanser tedavisi gördüğünü belirten Vançin, “Bu insanları hastaneye komşuları götürüyor. İki küçük kız çocuğu var. Eşi hem anne hem baba olmaya çalışıyor” dedi. Vançin, müvekkilinin sağlık sorunlarının da dikkate alınmadığını da öne sürerek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
İMAMOĞLU KONUŞTU
Duruşmaya bir saat ara verildi. O sırada salondan çıkarılan İmamoğlu, üç gün önce hakkında açılan bir "hakaret" davası nedeniyle Silivri Cezaevi'nden yola çıkarılan ve aracın arızalandığı gerekçesiyle yarı yoldan cezaevine geri döndürülmesine de tepki göstererek, şunları söyledi: “Casusluk davası, diğer davalar gibi, bu adaletin çöp olduğu süreçte benim kardeşimin 7. yaşındaki yeğeninin oyun oynadığı iPad'ini alacak kadar, 14 yaşındaki kızının gidip 12 tane terörle mücadele polisiyle cep telefonunu alacak seviyeye kadar düşmüştür. Benim Kartal Adliyesi’ne giderken arabam bozuk değildir ama Türk adaletini, Türk yargısını bindirdikleri arabayı ve onu süren bu ülkenin başındaki zihniyet, o arabayı hurdaya düşürmüştür, onu söyleyeyim. Yazıklar olsun."




