(İSTANBUL) - İBB Davası’nda izleyicilere seslenen Ekrem İmamoğlu, "Hepinizi çok öpüyorum. İyi ki varsınız… Vallahi onur duyuyorum, gurur duyuyorum. Mücadelemiz büyük. Bu iş çöktü. Önümüze bakalım, önümüze" dedi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 50'inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda yapıldı.
İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Taner Çetin'in savunmasının ardından avukatlarının savunması alındı.
Avukat Pınar Çengel, Çetin'in yaptığı ihaleler nedeniyle suçlandığını, kullanılan ihale modelinin yasalar uygun daha önce de kullanılan yöntem olduğunu belirterek, "Bu yöntem Taner Çetin göreve geldikten sonra ortaya çıkmadı. 2014 yılında ne yapılıyorsa, 2015 yılında ne yapılıyorsa müvekkil döneminde de esas itibarıyla aynı yöntem uygulanmıştır. 2012 yılından beri aynı ihaleler var. İhale yöntemi aynı. Mal ve hizmet birlikte. Kısmi teklife kapalı. Yani bugün fesat denilen şey müvekkilin göreve gelmesiyle ortaya çıkmış yeni bir sistem değildir" dedi.
Müvekkilinin aleyhinde ne bir para hareketi ne bir iletişim kaydı ne bir talimat ne de bu yönde bir tespit bulunduğunu söyleyen Çengel, "Hiçbir menfaatin, hiçbir bağlantının, hiçbir somut fiilin ortaya konulamadığı bir yerde müvekkilin bu suçla ilişkilendirilmesi hukuken mümkün değildir. Sayın Başkan, somut olayda yalnızca mutat bir ihale uygulamasından, uygulamasının devam ettirildiğini görmekteyiz. Müvekkilden önceki dönemlerde de aynı yöntemle yapılan ihalelerin mevcut olduğu sabit" diye konuştu.
"14 MİLYONLUK VİLLADAN BAHSEDİLDİ, KİRACI 90 YAŞINDAKİ ANNESİ OTURUYOR"
Çetin'in diğen avukatı Turgut Hökenek de "Savcılık makamı delil bulamadığı yerde yorum üretmiş, yorumun yetersiz kaldığı yerde ise örgüt, sistem, yapı gibi hukuki içeriği boşaltılmış soyut kavramların arkasına sığınmıştır. Müvekkilim hangi ihaleyi, hangi baskıyla manipüle ettiği belirsizdir, çünkü böyle bir fiil yoktur" dedi.
Hangi firmaya ne şekilde hukuka aykırı menfaat sağlandığının belirsiz olduğunu, müvekkilin mal varlığında tek bir kuruşluk gayrimeşru zenginleşme, tek bir rüşvet veya komisyon bulgusu olmadığını söyleyen Hökenek, müvekkili Taner Çetin'in 14 milyonluk villanın sahibi olduğu yönündeki iddiaya da şöyle yanıt verdi:
"Burada 14 milyonluk villadan bahsedildi, 14 milyona villa var mı İstanbul'da bilmiyorum ama, biz kiracı olduğunu ve kiracı olduğuna ilişkin, geçmişten de ödeme yapıldığına, kira ödemelerinin yapıldığına dair dekontları da sunacağız, kira kontratını da sunacağız. Kaldı ki müvekkilim hakkında yakın zamanda, oturduğu yerden, 90 yaşındaki annesi oturuyor şu an orada, çıkartılması yönünde bir ihtar da var. Bunların hepsini mahkemeye sunacağız."
Avukat Turgut Hökenek, müvekkilinin, 2019 öncesinde de tıpatıp aynı usullerle yaptığı bürokratik rutinlerin, o gün suç değilken bugün neden suç sayıldığını da sordu. Hökenek, "Hukukta döneme, kişiye veya koltuğa göre suç icat edilemez. Eğer bugün burada bir bürokratın yasal mevzuat sınırları içinde attığı maktu onay imzalarıyla ihaleye fesat ve örgüt üyeliği sayılacaksa, yarın bu ülkede sorumluluk üstlenecek, imza atacak tek bir liyakatli bürokrat bulamazsınız" dedi.
Çetin'in, kamu görevini ifa ederken yürürlükteki mevzuata uygun olan ihale kararlarına imza attığını, tüm imzaların hukuka uygun olduğunu söyleyen Hökenek, "Bu gerçek, geçmiş yıllara ait Sayıştay ve müfettiş denetim raporlarında açıkça ortaya konmuştur. müvekkilimizden önceki daire başkanları aynı yöntemlerle çalışmıştır. Yani burada bir çelişki var. Bu uygulamaların bugün suç gibi gösterilmesi, ihaleye fesat karıştırma veya kamu zararı olarak nitelendirilmesi, idare ve hukuki gerçeklerle bağdaşmamaktadır" savunmasını yaptı.
Avukatlar, Çetin'in tahliyesine ve yargılama sonunda beraatına karar verilmesini istedi.
"TUTUKLULUK İNCELEMESİNDE AYIK İLE TÜRKER'İN BEYANLARI KARIŞTIRILMIŞ, İKİSİNE DE TUTUKLULUK DEVAM"
Sanıklardan Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın avukatları da savunma yaptı. Ayık'ın avukatı Uğur Güner, müvekkili hakkındaki iddiaların somut gerçeklerle çeliştiğini söyledi.
Tutukluluk incelemesi yapılırken müvekkili ve Fatoş Pınar Türker'in beyanlarının karıştırıldığını söyleyen Güner, Sulh Ceza Hakimliği'nde kendisine, Ayık’ın SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile bağlandığını ve beyanda bulunduğunun söylediğini belirtti. Güner, "Zaptı elime alınca gördüm ki Ayık'ın çocuklarından ve uluslararası kariyerinden bahsediyor. Oysa ben Fatoş Ayık’ın çocuğunun olmadığını ve 15 yıldır Medya A.Ş.’de çalıştığını çok iyi biliyorum. Sonradan anladık ki mahkeme, Fatoş Pınar Türker isimli diğer sanığın beyanlarını, benim müvekkilimin beyanlarıymış gibi kayda geçirmiş. Aslında Fatoş Pınar Türker'in beyanları, Fatoş Ayık'ın beyanları olarak yazılmış, Fatoş Ayık hiç SEGBİS'e çıkmamış. İkisinin de tutukluluğunun devamına karar verilmiş. Yani kişiye özgü bir değerlendirme yapılmıyor diyoruz ya Başkanım, hani burada tutuklulardan birini hiç dinlememişler, öbürünü de dinlemediği kişi zannetmişler ama ikisinin de tutukluluğunun devamına karar vermişler. Bu da malumun ilamı oldu bizim için" şeklinde konuştu.
"MURAT ONGUN ÖZEL YERLEŞTİRDİ DEDİLER, 15 YIL ÖNCE TOPBAŞ DÖNEMİNDE GİRDİ"
İddianamede müvekkilinin, İBB iştiraki Medya A.Ş'ye Murat Ongun tarafından "özel' bir görevlendirmeyle yerleştirilmekle" suçlandığını da belirten avukat Güner, Ayık'ın Murat Ongun ile tek bir irtibatının bulunmadığını söyledi. Avukat Güner, "2010 yılında, Kadir Topbaş döneminde giriyor. Medya A.Ş.'nin kurulduğu ilk günden itibaren 15 yıldır orada çalışıyor. İddianamede örgüt tariflenirken ya Murat Ongun'un şirketlerin kritik noktalarına insanları yerleştirdiği ya da Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü döneminden insanları getirdiği ifade ediliyor" dedi.
Mahkeme Başkanı, avukatların savunmasını tamamlamasının ardından duruşmayı bitirdi. Duruşmaya yarın devam edilecek.
EKREM İMAMOĞLU, DESTEĞE GELEN KOMŞULARINA SESLENDİ: ÖNÜMÜZE BAKALIM
Duruşma sonrası Ekrem İmamoğlu, kendisini desteğe gelen komşularına, "Hoş geldiniz, komşular. Hepinizi çok öpüyorum. İyi ki varsınız… Hanımefendiler, vallahi onur duyuyorum, gurur duyuyorum. Mücadelemiz büyük. Bu iş çöktü. Önümüze bakalım, önümüze… Öpüyorum hepinizi" şeklinde seslendi.