Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - 18 Mart'ta üniversite diploması iptal edilen ve ertesi günü düzenlenen operasyonla gözaltına alınan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, diplomasıyla ilgili "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" iddiasıyla açılan ve 8 yıl 9 ay hapsi istenen davanın beşinci duruşması, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kampüsündeki 2 no’lu duruşma salonunda görüldü.
Silivri'de bugün aynı zamanda 1 no’lu salonda İBB, 4 no’lu salonda ise Casusluk davası görülüyor. İmamoğlu, bu davaların hepsinde sanık olarak yer alıyor. İmamoğlu bu sabah ilk olarak saat 10.30’da Casusluk davasının görüldüğü salonda yerini aldı. Bu davada, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün ile birlikte yargılanan İmamoğlu, diploma davasında beyanda bulunmak üzere yaklaşık 15 dakika sonra salondan ayrıldı.
İmamoğlu, saat 11.15’te duruşma diploma davasının görüldüğü duruşma salonuna giriş yaptı. Savunmasına devam eden İmamoğlu, İBB davasındaki son duruşmada yaşananlara değindi. Ekrem İmamoğlu, şunları söyledi:
"İlk ben konuşmak istiyorum dedim, kabul etmediler. O zaman dedim ki ‘Ben en son konuşmalıyım.’ Sayın yargıç bunu kabul etti. Daha sonra ara savunmada aynı talebimi yine ilettim, yine kabul etti. Sonra tekrar gündeme getirdim, yine kabul etti. Sayın yargıca dedim ki; ‘Sıra bana geliyor. Daha önce de ifade ettiğim gibi burada herkes savunmasını bitirdikten sonra benim konuşmam doğrudur. Çünkü ben bütün eylemlerden yargılanıyorum. Herkesi dinledikten sonra cevap vermem gerekir.’ Kendisi de ‘Doğru, sorun yok’ dedi. Bir anda perşembe sabahı, ‘9 Temmuz’da ilk celse bitecek. İlk planıma dönüyorum. Fatih Bey en son konuşacak, ondan önce Ekrem Bey’i dinleyeceğim. Zaman kalmazsa Fatih Bey ağustosa kalsın’ denildi. Allah Allah… 9 Temmuz milat. Nedir? Bilmiyoruz. Göreceğiz."
“9 TEMMUZ ACELESİNİN ANLAMI YOK”
Savunma sıralamasındaki değişikliğin diğer sanıkların savunma haklarını da etkilediğini belirten İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Bu hukuksuzluğu da yaşıyoruz. Kalan sanıkların zamanını kısıtladı. Hatta bir arkadaşımızın avukatı savunmasının dörtte birini bile tamamlayamadan sözünü kestiler. Umarım bugün bunu düzeltirler. Umarım o günü hiç yaşanmamış kabul eder ve bugüne kadar olduğu gibi sürecin suhulet içerisinde tamamlanmasına imkan verir. Temennim budur. Hem Türk yargısı adına hem şahsım adına hem de yüce milletimiz adına bunu diliyorum. İtiraz hakkımı kullandıktan sonra beni salondan çıkardı. Benim avukatım dahil diğer avukatları da salondan çıkardı. Hatta anladığım kadarıyla şu anda cezalı durumdayız. Çünkü bu sabah avukatımın salona alınmaması yönündeki karar da devam ediyordu. Şimdi geri mi aldılar? Tamam. Demek ki bazen dualarımız tutuyor. İnşallah diğer kararlarını da düzeltir. Temennim benim adıma değil. Vallahi benim adıma değil. Bu kutsal ülke adına, Türk yargısı adına atılan her doğru adım beni mutlu eder. Böyle durumlarda mahcubiyet duyarım ama iyiliğin altyapısı kurulduğu için memnun olurum. Umarım görevini yapar."
“ÜÇ AYRI MAHKEMEDE AYNI GÜN SAVUNMA YAPMAYA ZORLANIYORUM”
Aynı gün içinde üç ayrı davada savunma yapmak zorunda bırakıldığını belirten İmamoğlu, bunun hukukla bağdaşmadığını söyledi. İmamoğlu, "Bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlamanın hukukta da vicdanda da insanlıkta da açıklanacak bir tarafı yok. Yaklaşık dört aydır süren bir davanın sonuna gelinmişken bu aceleyi de bu ısrarı da anlamıyorum. ‘9 Temmuz’da bitireceğim’ demenin hiçbir anlamı yok" şeklinde konuştu.
İBB davasının yalnızca kendisini ilgilendirmediğini belirten İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Dört-beş gündür dinliyorum. Kendilerini de uyardım. Dedim ki; ‘Bakın, bu mahkeme Türkiye’yi ilgilendiriyor, dünyayı ilgilendiriyor, demokrasiyi ilgilendiriyor.’ Eğer ‘Bizi sadece bir kişi ilgilendiriyor’ diyorsanız yanılıyorsunuz. O bir kişi önemli değil. 86 milyon önemli. O bir kişi olan biteni keyifle izleyebilir ama 86 milyon keyifle izlemiyor. Ekonomi çöküyor. Bu ülkeye yatırım yapılmıyor. İnsanlar ülkeden kaçıyor. Türk şirketlerinin yurt dışındaki yatırımları 60 milyar doları geçti. 2000’li yılların başında bu ülkeye yılda 20-30 milyar dolar doğrudan yatırım geliyordu. Şimdi 100 milyon dolar bile gelmiyor. Bu utanç verici bir tablo. Bu mesele sadece beni ilgilendirmiyor. Türkiye’yi ilgilendiriyor, dünyayı ilgilendiriyor. Bu bir demokrasi meselesidir."
“SAVUNMAMI ARTIK MİLLETİME YAPIYORUM”
Bağımsız ve tarafsız bir yargı önünde savunma yaptığını hissetmediğini söyleyen İmamoğlu, "Bu telaşı, bu aceleyi kabul etmem mümkün değil. Bir sanığın kendisini ifade etme hakkı saatlere sıkıştırılamaz. Adalet mülkün temelidir, devletin temelidir. Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına bu kadar gölge düşmüş bir dönemde artık bu duvarlar arasında beni dinlemeye niyetli bağımsız ve tarafsız bir mahkeme göremediğim için üzgünüm. Bu saatten sonra ben bütün savunmamı aziz milletime yapıyorum. Yüzüm de ruhum da kalbim de dilim de milletime dönüktür. Beni 86 milyon insanın duyduğuna inanıyorum" diye konuştu.
"GERÇEK HÜKMÜ MİLLETİN VİCDANI VERECEK"
Yargılamayı yalnızca kendi davası olarak görmediğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, "Beni sadece 86 milyonun değil, dünyanın bütün demokratlarının duyduğuna inanıyorum. Bu mücadele, demokrasinin yok edilmesine karşı verilen bir insanlık mücadelesidir. Hakkımda verilecek gerçek hükmü kuracak tek vicdan milletimin vicdanıdır. Tek vicdan odur. Millet ne derse o olur. Kimse milleti sonsuza kadar aldatamaz. Tarih boyunca aldatamamıştır. Er ya da geç gerçek ortaya çıkar. Bu nedenle ben milletime konuşuyorum. Son sözü de zaten millet söyleyecek. Adalet sadece mahkeme salonlarında aranan bir hak değildir. Adalet; sabah dükkânını açan esnafın, çocuğunu okula gönderen annenin, ömrü boyunca çalışıp ancak geçinebilen emeklinin, alın teriyle sınav kazanıp diploma alan bir gencin her gün farkında olmadan yaslandığı görünmez temeldir. Adalet yaşamaktır. Nefes almaktır. Hayata tutunmaktır. Var olmaktır. Adalet sadece hakimin ağzından çıkacak bir hüküm değildir.
Hukuk devleti yalnızca siyasetçiyi korumaz. Gücü olmayanı korur. Devlet karşısında tek başına kalan vatandaşı korur. Eğer hukuk sadece güçlülerin işine yaradığında uygulanıyorsa artık orada hukuk değil, güç konuşuyor demektir. Biz güçlülerin hukukundan yana değiliz. Hukukun güçlü olduğu bir devlet düzeninden yanayız. Son nefesime kadar bunun mücadelesini vereceğim. Bugün burada yalnızca kendim için değil; bu ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bütün vatandaşlarımız adına konuşuyorum.
“NATO LİDERLERİ ANKARA’DAYKEN BEN YARGILANIYORUM”
Bu savunmayı ülkemiz açısından tarihi öneme sahip bir haftada yapıyorum. NATO toplanıyor. Devlet ve hükümet başkanları Avrupa’nın güvenliğini, Ukrayna’daki savaşı ve yeni güvenlik mimarisini konuşacak. Ben 15,5 milyon insanın ön seçimde oy verdiği cumhurbaşkanı adayıyım. Bunu herkes zihnine kazısın. 15,5 milyon insan. O 1150 odalı saraydaki kişi bunu rüyasında bile göremez. Ayrıca 25 milyonu aşkın insanın imzasıyla destek verdiği cumhurbaşkanı adayıyım. İstanbul’un tarihindeki en yüksek oyla seçilmiş belediye başkanı olarak NATO ülkelerinin Ankara’ya geldiği gün burada yargılanıyorum.
Bu ülkenin başındaki kişi NATO liderlerine ne anlatacak? ‘Çok güçlüyüm. Rakibimi hapse attım. Rakibime 20 dava açtım’ mı diyecek? Onlar da ‘Ne büyük lider’ mi diyecek? Bu ancak kendi kendini aldatmaktır. Demokrasiye inanan, güvenilir ve öngörülebilir bütün ülkeler bunu kabul etmez. Çünkü kendi ülkelerinde bunu vatandaşlarına anlatamazlar. Bu utanç verici bir durumdur. 'Rakibin varsa hapse at. Yetmezse diplomasını iptal et. Yetmezse diploma hakkında ceza davası aç. 17 yaşında Trabzon’dan çıkıp Kıbrıs’a gitmiş, iki yıl okumuş, bütün derslerini vermiş Ekrem’in sınavlarını da yok say’ diyecek herhalde. 'Rektöre talimat verdim, diplomayı iptal ettirdim diye mi anlatacak? İstanbul Üniversitesi’nin başındaki zavallıyı mı anlatacak?"
"YAZIKLAR OLSUN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜNE"
İstanbul Üniversitesi Rektörü ile yaptığı telefon görüşmesini de anlatan İmamoğlu, şunları anlattı:
"Kendisini aradım. ‘Bu bir namus meselesidir. Bu devletin namusudur’ dedim. Savcının size ‘ivedilikle iptal edin’ diye yazı gönderdiğini gördüm dedim. Bana, ‘Çok zor durumdayım başkanım, bakıyorum’ dedi. Ses tonu hala kulağımda. Yazıklar olsun İstanbul Üniversitesi Rektörü’ne. Bir yandan gençlere aile kurmalarını öğütlüyor, diğer yandan 550 yıllık üniversitenin tarihine yakışmayacak bir karara imza atıyor. Bugün burada, daha önce hukuka aykırı şekilde iptal edilen diplomam nedeniyle açılan ceza davasını görüyoruz. Ben açık söyleyeyim; burada bulunan yargı mensuplarının, Sayın Hakim’in yerinde olmak istemezdim.
Evet, bu çarpıcı tablo… NATO günlerinde ben buradayım. Umarım söylediklerim, ‘NATO mermer, NATO kafa’ pozisyonunda birilerine çarpıp geri dönmüyordur. Bu millet, hukuk devletini de milli iradeyi de kolay kazanmadı. Milli Mücadele’den Cumhuriyet’e kolay ulaşmadı. Darbelerden sonra yaralarını bir günde sarmadı. Bugünlere gelene kadar çok acı çekti. Her nesil bu ülkeye biraz daha fazla hukuk, biraz daha fazla özgürlük bırakmak için bedel ödedi. Ama geldiğimiz noktada ne yazık ki elimizde sıfır var. Avrupa’da itibarımızın dip yaptığı bir dönemi yaşıyoruz. Oysa biz Avrupa’nın önemli bir parçasıyız. Avrupa’da lider ülke olmak zorundayız. Aynı şekilde Orta Doğu’da da dünyanın başka bölgelerinde de öncü olmalıyız. Liderlik demokrasiyle olur, adaletle olur, yaratıcılıkla olur, üretimle olur, kapasite artırmakla olur, gençlere ilham olmakla olur. O zaman Orta Doğu’da kutup yıldızı olursunuz. O zaman Avrupa sizinle omuz omuza yürür. Bu ülkede un var, şeker var, yağ var; her şey var. Kurban olurum bu ülkenin insanına; Türk’üne, Kürt’üne, Laz’ına, Çerkes’ine…
"HUKUK TARİHİNDE ÖRNEĞİ VAR MI?"
Çocukluğumdan beri biliyorum, bu ülkenin güzel insanları beni hiç yanıltmadı. Bizi sıfır noktasına getiren bir kişinin inadı oldu. Bir kişinin koltuğunu bırakmama ısrarı oldu. ‘Bu koltuk bana ait, kimseye vermiyorum’ anlayışı Türkiye’yi buraya getirdi. Biz yalnızca kendi kuşağımızın değil, 150 yılı aşan anayasal ve demokratik mücadelenin emanetçileriyiz. Avrupa’da bugün demokrasiyle övünen birçok ülke bunu 30-40 yıldır konuşurken, biz 150 yıldır sandık mücadelesi veren bir toplumuz. Benimle birlikte 28 arkadaşımın diploması iptal edildi. Ama ceza davası sadece bana açıldı. Diğer 28 kişiye açılmadı. Hukuk tarihinde bunun örneği var mı? Aynı işlem yapılıyor ama soruşturma sadece Ekrem İmamoğlu’na yürütülüyor. Operasyon sadece bana yapılıyor. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar. Yıllar sonra insanlar dönüp bakacak ve ‘31 yıl sonra geçişi iptal ettiler, 36 yıl sonra diplomayı iptal ettiler, evrakta sahtecilik iddiaları uydurdular’ diyecek. Bunu nasıl anlatacaklar? Gelecekte çocuklarına bunu nasıl izah edecekler?"
“KAYINBİRADERİMİ HAPİSTE UNUTTULAR”
Ekrem İmamoğlu, ailesinin de soruşturmalarla hedef alındığını, kayınbiraderi hakkında yürütülen sürece ilişkin şu açıklamayı yaptı:
"Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim. Yargılamasını bile yapamıyorlar. Bir beyanla hapse attılar. Önce ‘uyuşturucu kullanmış’ dediler. Testleri negatif çıkınca bu kez ‘uyuşturucu ticareti yapmış’ dediler. Sonra dosyayı Bodrum’a gönderdiler. Bodrum ‘Ben bakamam’ dedi. Bakırköy’e gönderdiler. O da ‘Ben bakamam’ dedi. Şimdi dosya Yargıtay’da, kendisi hala cezaevinde yatıyor. Aileye saldırıyorlar. Utanç verici bunlar."
"DENİZ GÖKTAŞ’I TERS KELEPÇEYLE KAMERALARIN ÖNÜNDE DOLAŞTIRDILAR"
Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına da değinerek süreci eleştiren Ekrem İmamoğlu, "Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz… Ben de açıkçası haberlere çıkınca tanıdım. Notlarını gönderdiler, beni de hicvetmiş, okurken güldüm. Kendisi ‘Yanıma sadece bir fanila aldım. Fazla kalamam, ülkeme geri dönerim’ dedi. Genç adam döndü, tutukladılar. Ters kelepçe yaptılar. Kameraların önünde dört beş defa dolaştırdılar. Niye? ‘İyi çekim yapalım’ diye. Bu ülkenin kolluk gücü bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum. Son bir buçuk yıldır yapıyorlar. Genç adamı tutukladılar. Çorlu’da kuyu tipi hücreye koydular. Milletin iradesini çalanlar şimdi kahkahadan korkuyor, insanların neşesini çalmaya çalışıyor. Böyle bir hırsızlık olur mu? Ama neşemizi çalamayacaklar" şeklinde konuştu.
"HEDEF SANDIĞIN HÜKMÜNÜ GEÇERSİZ KILMAK"
Yargının siyasi amaçlarla kullanıldığını savunan İmamoğlu, belediyelerin ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nin de hedef alındığını belirterek, şöyle konuştu:
"Tehditle, baskıyla, etkin pişmanlık adı altında kurulan senaryolarla sonuç alamayınca başka yöntemleri devreye sokuyorlar. Sandıkta alamadıkları belediyeleri mahkeme koridorlarında almaya çalışıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik mutlak butlan kararı girişimi de bu demokrasi darbesi anlayışının ürünüdür. Çünkü hedef, yalnızca belediyeler ya da bir siyasi parti değildir. Hedef sandığın hükmünü geçersiz kılmak, milletin kararını kendi kararlarıyla değiştirmektir. 'Sandık yok' diyor. ‘Korkuturum, tehdit ederim, o makamı alırım’ diyor. ‘Olmazsa hapse atarım, kayyum atarım’ diyor. Hukuku siyasetin sopasına çevirmeye çalışıyorlar ama asla teslim olmayacağız. İnsanların birbirinden nefret etmesini istiyorlar. Mahallelerin bölünmesini istiyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan ediyorlar. Ülke korkuyla yönetilsin istiyorlar.
Devleti milletin emaneti değil, kendi mülkleri gibi gördüler. Demokrasiye saygıları olmadı. Alın terinin ne olduğunu bilmezler, esnafın derdini anlamazlar. Hak onların anlayışına göre hukuktan değil, iki dudaklarının arasından çıkar. Yüz binlerce doları birkaç kişiye kariyer basamaklarını hızla çıksınlar diye harcarlarken biz yaklaşık 500 bin gencimize 10 milyar liraya yakın burs dağıttık. Çalışırsan başarırsın diyen milyonların umudunu tüketmeye çalıştılar. Bir ülkeye verilebilecek en büyük zarar, adalet duygusunu yok etmektir. Eğitimde sorun yaşayabilirsiniz, ekonomide sıkıntı yaşayabilirsiniz ama adalet çökerse devletin temeli çöker. Bugün Türkiye’de en ağır saldırı adalet düzenine yapılmaktadır. Tarihte Türk yargısı böyle bir saldırı görmemiştir. Yargı millet adına karar veren bağımsız güç olmaktan çıkarılmak, siyasi hesapların aracı haline getirilmek istenmektedir."
“BU YÜRÜYÜŞ SADECE BİR PARTİNİN DEĞİL”
Ekrem İmamoğlu, kimsenin umutsuzluğa kapılmamasını istedi, Türkiye’nin krizlerden çıkabilecek güce sahip olduğunu söyledi. İmamoğlu, "Hiçbir adaletsizlik sonsuza kadar sürmedi. Hiçbir vesayet millet iradesinden büyük olmadı. Hiçbir korku düzeni milletin cesaretini yenemedi. Ben bu ülkenin gençlerine, çiftçisine, işçisine, emeklisine, girişimcisine güveniyorum. Hakimlerine ve savcılarına da güveniyorum. Çünkü bu ülkenin onurlu, namuslu, şerefli binlerce hakimi ve savcısı var. Türkiye krizlerden çıkmayı bilen büyük bir ülkedir. Korkuyu değil güveni, keyfiliği değil hukuku, kutuplaşmayı değil, kardeşliği büyüteceğiz. Şimdi büyük demokrasi, adalet ve Cumhuriyet yürüyüşünde Genel Başkanımız Özgür Özel ile birlikte yürümenin zamanıdır. Bu çağrı yalnızca bir siyasi partinin değil, bütün muhalefetin, bütün milletindir. Kimse merak etmesin, bu millet kazanacak. Kendimi ve bu milletin en büyük güvencesi olan adaleti milletime emanet ediyorum" ifadelerini kullandı.
DAVA ERTELENDİ, İMAMOĞLU CASUSLUK DAVASINA GEÇTİ
Duruşmada daha sonra Savcı, İdare mahkemesindeki diploma davasının sonucunun kesinleşip kesinleşmediğinin sorulmasını istedi. Hakim, İstanbul 5. İdare mahkemesindeki diploma davasının sonucunun mahkemeye iletilmesini istedi. İdare mahkemesindeki dosyanın Danıştay’a taşınması nedeniyle sürecin uzun süreceğini belirten hakim, bir sonraki celsenin 25 Aralık’ta görülmesine karar verdi.
İmamoğlu salondan ayrılırken “Özgür Özel Genel Başkanımın yolunda yürümekten onur duyuyorum” dedi. İmamoğlu, casusluk davasının görüldüğü salona geçti.



