Lösemi ve diğer kanser hastalarının yakınlarının kurduğu ‘1000 Gönüllüden Biri De Sen Olur Musun?’ grubu, kan ve kök hücre bağışçıları oluşturmak, yetişkin lösemi ve kanser hastalarına dikkat çekmek ve bağışçı sayısını çoğaltmak için faaliyet yürütüyor.
Çocukları tedavi gören ve ya kaybetmiş annelerinin mücadelesini görünür kılmayı hedefleyen grup, 12 Mayıs Anneler Günü için bir anneye ödül vermeyi hedefliyor. Bunun için Facebook adresinden anket çalışması yürütülüyor.
GEÇEN YIL ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN ANNE FİLİZ’İN HİKAYESİ
Anneler kansere karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Geçen yıl ödüle layık görülen Adıyamanlı Filiz Yaşar, hayat hikayesinin 7 yaşındayken başladığını söylüyor. Babası onu okutmamış, “Kız kısmı okuyup da ne olacakmış” demişler. “Bir tane defterim vardı, yazı yazmıştım bitti. Babam yeni defter almadı” diyen Yaşar, defteri silerek yeniden kullanmış, serum şişelerinin kapaklarını silgi yapmış.
Defteri yırtılan Yaşar, yorgan iğnesiyle defterini dikmek istedi, o sırada iğne sağ gözüne saplandı. Babası ilgilenmedi, “Gebersin, umurumda değil” dedi. 1 hafta geçmişti, doktora gittiler. Gözü enfeksiyon kaptığı için gözü artık görmüyordu.
16 yaşında kendisinden 18 yaş büyük adama verdiler, babası yaşındaydı. “Sen körsün, seni ancak evli adamlar alır” dediler. Ailesi sürekli, “Sen körsün, seni kimse alamaz” diye hakaret ediyordu. Evlendiği adam Yaşar’a “Ben seni satın aldım, baban seni bana sattı” diyordu. Yaşar yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştu.
Her gün dayak yiyordu, eşi ve çocukları dövüyordu. Üvey kızı ile arasında 5 yaş vardı. Bu evliliği 7 yıl sürdü ve bir çocuğu oldu. Yaşar ayrılmak istedi, babasından “Sen bu evden kefeninle çıktın, asla giremezsin” dedi. Annesi ise “Adamın çocuğunu bırak gel” yanıtını verdi. Yaşar çocuğunu bırakmak istemiyordu ve oğlu ile başka bir şehre yerleşti.
1 HAFTA KARTON ÜSTÜNDE YATTILAR
Bodrum katında ev tutan Yaşar, 1 hafta oğlu ile karton üzerinde yattı. Sonra iş buldu. Otelde kat görevlisiydi. Oğlu okula başlamıştı ancak sürekli hasta oluyordu. Hastaneye götürdüğünde oğluna kanser teşhisi konulduğunu söylediler. “Zorlu sürecim o sırada başladı” diyor Yaşar, patronu sık sık izin aldığı için acımadan işten atmış.
Parası yoktu, işsizdi, sigortası yoktu ve kanserin tedavisi çok pahalıydı. Yaşar, “Devlet sadece kemoterapi parası almıyor, geriye kalan her şeşi sen karşılıyorsun” diye durumu özetliyor.
Yaşar çocuğunun tedavisi için sosyal medyadan böbreğini satılığa çıkardı. Bir iki kişi kendisine destek oldu, oğlunun tedavisi devam etti. Böbreği satılmadı. Çocuğu sonunda kanseri yendi. Ancak stresten kaybettiği gözünde rahatsızlık oluştu. Göz tansiyonu çok yüksekti. Hayır sever bir doktor kendilerine yardım etti. Anne ve oğlu sağlığına kavuşmuş oldu.
Bu süreçte Yaşar, açık öğretimi bitirdi. Şimdi liseyi okuyor ve şunları söylüyor: “Okumanın yaşı yoktur.” Yaşar kadınların güçlü olduğunu ve hayatta her şeyi başara bileceğini söylüyor…
‘ÇOCUĞUNU ÖPEMEYEN VEREN ANNELER VAR’
Grubun kurucusu Çiğdem Kuzucu, hastaların kan ve trombosit ihtiyacını karşılamak için bir araya geldiklerini ancak zamanla büyüdüklerini söyledi. Kuzucu, yılın annesini ilk defa geçen yıl seçtiklerini belirterek, “Bu annelerin hepsi mücadeleci. Benim gibi evladını toprağa veren anneler var, çocuğu enfeksiyon kapmasın diye öpemeyenler var” dedi.
Kuzucu da oğlu Erdi’yi lise çağlarında kanser nedeniyle kaybetti ve o günleri şöyle anlatıyor: “Kanser hastalarını dinlediğinizde çoğunun hikâyesinin aynı olduğunu fark edersiniz. Derler ki; ‘Hastalık zamansız yakaladı’. Oğlum için de öyle oldu. Kan sonuçlarını alıp eve gideceğiz derken bir günde kendimizi hematoloji bölümünde yatar bulduk. Erdi ölümü kendine hiç yakıştıramıyordu. Tedaviye başlanmış olmasına rağmen hasta olduğuna inanası gelmiyordu. ‘Ne yani, ben ölecek miyim?’ der, şakalar yapar, gülerdi. Kanserle dans eden bir lösemi hastasıydı.”
‘ASKERLİĞİNİ BİRLİKTE BİR YIL TECİL ETTİRDİK’
“Birlikte okuyacağız diye plânlar yapardık. Hastalıkla birlikte cahilliğiyle de savaşıyorduk. Tedavi sonrası yarım kalan eğitimini tamamlayacak, hatta üniversiteye gidecekti. Onun okuyamadığı üniversiteyi şimdi annesi okuyor… Köpeğimiz ve bahçeli bir evimiz olacaktı. Karavan alıp ülkeler dolaşacaktık. Tabi bir de askere gidecekti. Ülkesini büyük bir aşkla seven her genç gibi askere gitmek en büyük arzusuydu. Hastanede yatarken yoklama kâğıdımız gelmişti. İzin alıp bir yıl tecil ettirmiştik.”
‘HAYALLERİ İÇİN UĞRAŞIYORUM’
“Oğlumun hayalleri arasında belki de en önemsediği iyileşip hastalara yardım etme düşüncesi idi. Boş vakitlerimizde hastaları birlikte ziyaret edecek, onlara hediyeler alacak, dertlerini paylaşıp yüzlerini güldürecektik. Tüm bunları gerçekleşti, ne var ki; oğlum yanımda değil kalbimdeydi. Onun ölümünden sonra hayallerini gerçekleştirmek için uğraşır oldum. “
