Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) İBB Davası’nın 55’inci gününde savunma yapan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer, Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı vekili Erhan Karaal’ın kaçırılarak işkenceye uğramasına ilişkin konuştu. Karaal’ı yakından tanıdığını, ailesini de bildiğini belirten Doğruer, yaşananlardan büyük üzüntü duyduğunu söyledi. Doğruer, “Ona üzüldüğüm kadar, hatta daha fazla eşime ve çocuğuma üzülüyorum. Çünkü evde ikisi korku içinde yaşıyor. Eşiyle konuştuktan sonra heyecan yapmışlar, şu anda bir arkadaşlarının evinde kalıyorlar. Ben buradayım, eşim küçük çocuğumla birlikte ne yapacağını bilmez durumda” dedi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 55’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Bugün ilk olarak, dün savunmasına başlayan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer kürsüde yerini aldı.
“EŞİM VE ÇOCUĞUM KORKU İÇİNDE, BİR ARKADAŞLARININ EVİNDE KALIYOR”
Doğruer, duruşmanın başında Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın kaçırılarak işkenceye uğramasına ilişkin konuştu. Karaal’ı yakından tanıdığını, ailesini de bildiğini belirten Doğruer, yaşananlardan büyük üzüntü duyduğunu söyledi.
Doğruer, “Ona üzüldüğüm kadar, hatta daha fazla eşime ve çocuğuma üzülüyorum. Çünkü evde ikisi korku içinde yaşıyor. Eşiyle konuştuktan sonra heyecan yapmışlar, şu anda bir arkadaşlarının evinde kalıyorlar. Ben buradayım, eşim küçük çocuğumla birlikte ne yapacağını bilmez durumda” dedi.
“SAYIŞTAY RAPORLARINDA 3G İHALELERİNE İLİŞKİN TEK BİR ELEŞTİRİ YOK”
Savunmasına kaldığı yerden devam eden Doğruer, Kültür A.Ş.’nin 2019 yılından bu yana her yıl Sayıştay denetiminden geçtiğini belirterek, toplam yedi Sayıştay teftişinde 3G istisna ihalelerine ilişkin herhangi bir eleştiri yapılmadığını söyledi.
Doğruer, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3/G bendinin, kamuda faaliyet gösteren şirketlere daha hızlı hizmet üretme imkânı tanıyan yasal bir hak olduğunu belirterek, “Kanunun tanıdığı hakkı kullanan kişi ya da kuruluş için başkaca bir niyet aramak hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmaz” dedi.
“BU YÖNTEM SADECE BİZİM DÖNEMİMİZDE KULLANILMADI”
3G istisna yönteminin geçmiş dönemlerde de sıkça kullanıldığını belirten Doğruer, 2015 yılında 37, 2016’da 38, 2017’de 46, 2018’de 66, 2019 yılında ise 50 alt yüklenici ihalesinin önceki yönetim döneminde yapıldığını söyledi.
Kültür A.Ş.’nin Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş, özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket olduğunu vurgulayan Doğruer, çalışanlarının kamu görevlisi sayılmadığını, şirketin belediye iştiraki olmasının 2886 ve 4734 sayılı kanunlara doğrudan tabi olduğu anlamına gelmediğini ifade etti.
“KAMU ZARARI VARSAYIMSAL OLARAK ÜRETİLMİŞ”
Tevdi raporunda yer alan kamu zararı hesaplamalarını eleştiren Doğruer, rapordaki değerlendirmelerin “afaki” olduğunu savundu.
Doğruer, “İBB’nin açtığı ihalelere diğer şirketler gibi şartname satın alarak girdik. Maliyet hesabı yaptık, uygun teklif verdik. İhaleyi kazandıktan sonra da işi şirket menfaatleri doğrultusunda daha yüksek bedelle alt yükleniciye yaptırdık ve kâr ettik. Belediye iştiraki olduğumuz için belediye de dolaylı olarak gelir elde etti” dedi.
Kamu zararının yalnızca ciro üzerinden hesaplanamayacağını belirten Doğruer, pandemi koşullarının ve şirket kârlılığının dikkate alınmadığını söyledi.
“DANIŞTAY DAHA ÖNCE BU İDDİALARI DEĞERLENDİRDİ”
Doğruer, 16 Ağustos 2024 tarihli tevdi raporunun, 1 Şubat 2022 tarihli tevdi raporuyla yöntem ve veri bakımından aynı olduğunu savundu. 2022 tarihli rapor sonrasında verilen soruşturma izni kararının Danıştay 1. Dairesi tarafından iptal edildiğini belirten Doğruer, “Daha önce değerlendirilmiş ve Danıştay kararıyla usulsüzlük olmadığı ortaya konmuş işlemler nedeniyle bugün nasıl sorumlu tutulabiliyorum?” diye sordu.
“FİRMALARLA GÖRÜŞMEM İŞİN TAKİBİ İÇİNDİ”
Alt yüklenici firmalarla görüşmesinin suçlama konusu yapılmasına da yanıt veren Doğruer, bu görüşmelerin işin süresi ve ödeme takibiyle ilgili olduğunu söyledi.
Doğruer, “Evet, bazı firmalarla görüştüm. Çünkü sürecin yönetilmesi ve ödemelerin takip edilmesinden sorumluydum. ‘Ödemelerinizde gecikme var, süreç yavaş ilerliyor, zamanında bitirmeniz lazım’ gibi görüşmeler yaptım. Bunun dışında hiçbir firmayla iş dışı görüşmem olmadı” dedi.
“YAN TEKLİF NE DEMEK, 453 GÜNDÜR CEZAEVİNDE BUNU DÜŞÜNÜYORUM”
İddianamede yer alan “yan teklif” iddiasına da tepki gösteren Doğruer, Kültür A.Ş.’nin teknik anlamda kamu ihalesi yapmadığını, bu nedenle “yan teklif” kavramına ihtiyaç bulunmadığını söyledi.
Kültür A.Ş.’nin uzun yıllardır çalıştığı, işin niteliğine göre davet edilen firmalardan oluşan bir portföyü bulunduğunu belirten Doğruer, “Ben 453 gündür cezaevindeyim ve bunu düşünüyorum: Yan teklif ne demek? Eğer kastedilen ihaleye katılacak firmaların belirlenmesiyse, bu şirketin doğal işleyişidir. Eğer kastedilen işi alacak firmanın önceden belli olduğuysa, bu imkânsızdır” dedi.
“ŞEFFAFLIK SAĞLADIĞIMIZ İÇİN Mİ SUÇLANIYORUZ?”
Kültür A.Ş.’nin anonim şirket olarak hukuken doğrudan firma seçme hakkı bulunduğunu, buna rağmen rekabet ortamını korumak için kapalı zarf ve davet usulü yöntemler uyguladıklarını belirten Doğruer, “İstediğimiz firmayla doğrudan sözleşme yapabilirdik. Ancak geçmişten gelen uygulamayı sürdürdük ve rekabet ortamı oluşturduk. Şeffaflık sağladığımız için mi suçlanıyoruz?” ifadelerini kullandı.
“MURAT ABBAS’IN YAPTIĞI İTİRAF DEĞİL, İFTİRADIR”
Doğruer, etkin pişmanlıktan yararlanan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas’ın beyanlarına da sert tepki gösterdi. Abbas’ın, şirketin genel müdürü olmasına rağmen kendisini süreçlerden habersiz göstermeye çalıştığını savunan Doğruer, “Sanırsınız şirketin çaycısı; arada sırada geliyor, çayını içip gidiyor” dedi.
Doğruer, Murat Abbas’ın kendisiyle ilgili “ihaleleri Doğan düzenlerdi” şeklindeki beyanlarını reddederek, “Kültür A.Ş.’yi ihalelere sokan bizzat Genel Müdür Murat Abbas’tır. Şirketin içinde usulsüzlük varsa bunu genel müdür değil de genel müdür yardımcısı olan ben mi bileceğim?” diye konuştu.
“6 AŞAMANIN 5’İNDE GENEL MÜDÜR VAR, BEN SADECE BİR AŞAMADA VARIM”
Doğruer, Kültür A.Ş.’de gelir getirici işlerde altı aşamalı bir süreç yürütüldüğünü anlatarak, bu sürecin beş aşamasında genel müdürün yetkili olduğunu, kendisinin yalnızca ihale komisyonunda beş üyeden biri olarak yer aldığını söyledi.
“Benim görevim şirketleri belirlemek değil, süreçlerin şirket yönergelerine uygun yürütülüp yürütülmediğini kontrol etmektir” diyen Doğruer, ihale komisyonunda yer almasının tüm süreci kendisinin yönettiği anlamına gelmeyeceğini belirtti.
“KİMSE ‘DOĞAN BANA ŞU TEKLİFİ VER DEDİ’ DEMİYOR”
Doğruer, dosyada kendisi aleyhine somut bir beyan bulunmadığını savunarak, “Bir kişi çıkıp ‘Doğan beni arayıp şu kadar teklif vereceksin dedi’ diyor mu? Ya da işi alamayan firmalardan biri ‘Bana şu teklifi ver ama kazanamayacaksın dedi’ diyor mu? Böyle bir beyan yok” ifadelerini kullandı.
Mustafa Nihat Sütlaş ve Kahraman Yeşilyurt’un mahkemedeki beyanlarına işaret eden Doğruer, her iki ismin de kendisinden tekliflere ilişkin herhangi bir telkin almadıklarını söylediğini aktardı.
“MASAK RAPORUNDA ADIM BİLE GEÇMİYOR”
Rüşvet iddialarını da reddeden Doğruer, üzerine kayıtlı kayda değer bir mal varlığı bulunmadığını, ailesinin yalnızca bir ev ve bir arabaya sahip olduğunu belirtti.
Yaklaşık 35 yıllık çalışma hayatı boyunca maaşlı çalışan olduğunu söyleyen Doğruer, “Hesaplarıma haksız şekilde giren tek bir kuruş yoktur. MASAK raporlarında ismim dahi geçmemektedir. Bu da doğal, çünkü olağan dışı tek bir para hareketim yoktur” dedi.
“RÜŞVET SUÇLAMASININ DAYANAĞI OLAN EYLEMDE İMZAM YOK”
Rüşvet iddiasının yalnızca 110 numaralı eylem kapsamında yer aldığını belirten Doğruer, bu eylemdeki sözleşmelerin hiçbirinde imzasının bulunmadığını söyledi.
Vinil afiş ihale komisyonunda yer aldığını ancak işin yapılıp yapılmadığını denetlemenin kendi sorumluluğunda olmadığını belirten Doğruer, “Benim bağlı olduğum birimler arasında bu teklifleri hazırlayan müdürlük de yoktur. Komisyon üyeliği dışında bu süreçte herhangi bir dahlim bulunmamaktadır” dedi.
“MURAT ABBAS’IN İFADESİNE İNANMAK MÜMKÜN DEĞİL”
Doğruer, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen ilk isimlerden biri olan Murat Abbas’ın beyanlarının güvenilir olmadığını savundu.
Abbas’ın ifadelerinin cezadan kurtulmaya yönelik olduğunu öne süren Doğruer, “Bu ifadeler cezadan kurtulmaya yönelik iftiralardan ibaret. Kendisinin aynı kurumda yıllarca birlikte çalıştığı diğer genel müdür yardımcılarına yönelik suçlamalarını gördükten sonra benim hakkımdaki iddialarına da şaşırmıyorum” dedi.
“MAKAM ARACI RÜŞVET DEĞİL, ŞİRKET TAHSİSİ”
Selman Narman’ın, İlbak Holding ile yapılan projeler karşılığında kendisine Skoda Superb marka araç verildiği yönündeki iddiasını da reddeden Doğruer, söz konusu aracın Kültür A.Ş. tarafından makam aracı olarak tahsis edildiğini söyledi.
Doğruer, “Kültür A.Ş.’de genel müdür yardımcısı olduğum için diğer genel müdür yardımcıları gibi bana da araç tahsis edildi. Bu yalnızca bana özgü bir uygulama değil; belediye şirketlerinde üst düzey yöneticilere araç tahsisi olağan bir uygulamadır” diye konuştu.
Aracın herhangi bir menfaat ya da rüşvet unsuru taşımadığını vurgulayan Doğruer, “Bu araç nedeniyle uhdeme geçen herhangi bir maddi menfaat yok. Kimse lehine işlem yapmadım” ifadelerini kullandı.
“İLBAK HOLDİNG’E SUÇLAMA YOK AMA BANA SUÇLAMA VAR”
İlbak Holding’e yönelik iddiaların da dosyayla çeliştiğini savunan Doğruer, holding veya yöneticileri hakkında herhangi bir suç isnadı bulunmadığını söyledi.
Doğruer, “Selman Narman, İlbak Holding’e kıyak geçtiğimizi iddia ediyor. Peki bu iddianamede İlbak Holding’e ya da yetkililerine yöneltilmiş bir suçlama var mı? Yok” dedi.
“HİÇBİR FİRMAYA ‘ŞU FİYATI VER’ DEMEDİM”
Doğruer, firmalara teklif fiyatı belirlettiği ve ihaleleri yönlendirdiği iddialarını da reddetti.
Kültür A.Ş.’nin işi alt yüklenicilere vermesinden önce hiçbir firma yetkilisiyle iletişime geçmediğini belirten Doğruer, “Ben hiçbir şirket yetkilisine ‘şu fiyatla teklif ver’ demedim. Buna ilişkin tek bir delil yok” dedi.
Şirketlerle yalnızca ödeme takibi amacıyla iletişim kurduğunu söyleyen Doğruer, bu temasların şirket alacaklarının tahsiline yönelik olduğunu ifade etti.
“SELMAN NARMAN KENDİ İFADESİYLE ÇELİŞİYOR”
Selman Narman’ın ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğunu ileri süren Doğruer, aynı beyan içinde birbirini boşa düşüren iddialar yer aldığını söyledi.
Doğruer, “Bir yerde yan teklif bedellerini benim belirlediğimi söylüyor, başka bir yerde Serdar Taşkın’ın belirlediğini söylüyor. Hangisi doğru?” diye sordu.
“ŞİRKETE ŞANTAJ MAİLLERİ ATTI”
Doğruer, Selman Narman’ın şirket çalışanıyken yönetime tehdit içerikli mailler attığını da öne sürdü.
Terfi talebinin kabul edilmemesi halinde şirketi zarara uğratacağı yönünde açık tehditlerde bulunduğunu iddia eden Doğruer, Narman’ın bu nedenle tazminatsız şekilde işten çıkarıldığını söyledi.
İlk derece mahkemesinin de işçi-işveren arasındaki güven ilişkisinin tamamen bozulduğuna hükmettiğini aktaran Doğruer, “Mahkeme, ilişkinin sürdürülemez hale geldiğine karar vererek davayı reddetti” dedi.
“İŞTEN ÇIKARILDIKTAN SONRA DA HAKARET VE TEHDİTLER SÜRDÜ”
Doğruer, Narman’ın işten çıkarıldıktan sonra da sosyal medya üzerinden hakaret ve tehditlerini sürdürdüğünü ileri sürdü.
Bu durumun, dava kapsamında verdiği ifadelerin güvenilirliğini tamamen ortadan kaldırdığını savunan Doğruer, “Selman Narman’ın beyanlarının iftira niteliğinde olduğu açıkça ortadadır” dedi.
“İLBAK YETKİLİLERİYLE TEK BİR İLETİŞİM KAYDIM YOK”
Doğruer, Murat İlbak veya İlbak Holding bünyesindeki herhangi bir yetkiliyle iletişim kaydı bulunmadığını da vurguladı.
Doğruer, “İddianamede de açıkça görülüyor; İlbak Holding’den herhangi bir kişiyle iletişim kaydım bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
“ETKİN PİŞMANLIK BEYANLARI TAMAMEN ÇELİŞKİLİ VE GÜVENİLMEZ”
Savunmasında aleyhindeki tanık ve itirafçı beyanlarını değerlendiren Doğruer, başta Murat Abbas, Selman Narman ve Hakan Karaköse olmak üzere birçok ismin ifadelerinin hem kendi içinde hem de birbirleriyle açık çelişkiler taşıdığını söyledi.
Murat Abbas’ın etkin pişmanlık ifadesi vererek tahliye olduğunu hatırlatan Doğruer, bu beyanların cezadan kurtulma amacıyla verildiğini savundu. Hakkındaki suçlamaların somut delillere değil, yalnızca bu çelişkili ifadelere dayandırıldığını söyledi.
“YAN TEKLİF İDDİASI TAMAMEN ASILSIZ”
Kültür A.Ş. ihalelerinde firmalara teklif rakamı belirlediği ve yan teklif organizasyonu yaptığı iddialarını reddeden Doğruer, hiçbir firmaya “şu fiyattan teklif verin” demediğini söyledi.
İhaleler öncesinde firma temsilcileriyle görüşmediğini belirten Doğruer, şirketlerle iletişimin yalnızca ihale sonrasında iş takibi ve ödeme süreçleriyle sınırlı olduğunu anlattı.
“İhaleyi kaybeden firmalardan bir kişi çıkıp ‘Doğan bana şu rakamı teklif etmemi söyledi’ demiyor. Çünkü böyle bir şey hiç yaşanmadı” dedi.
“20 FİRMANIN DAVET EDİLDİĞİ YERDE REKABET NASIL YOK SAYILABİLİR?”
Rauf Cem Istranca’nın beyanlarına da değinen Doğruer, Kültür AŞ’nin bazı ihalelerde 20 firmadan teklif aldığını söyledi.
Bu firmaların şirket binasında toplandığını, kapalı zarfların herkesin önünde açıldığını belirten Doğruer, ihalelerin şeffaf şekilde yürütüldüğünü savundu.
“Bir iş için 20 firma davet edilmiş. Rekabet ortamı daha nasıl sağlanabilir?” diye sordu.
“DİJİTAL DENEYİM MÜZESİ PROJESİNDE HİÇ YER ALMADIM”
Hakkındaki suçlamalardan birinin Dijital Deneyim Müzesi projesiyle ilgili olduğunu belirten Doğruer, bu projede görev almadığını söyledi.
Murat Abbas’ın izinde olduğu dönemde yalnızca imza devri nedeniyle bir belgeye imza attığını anlatan Doğruer, proje kapsamında herhangi bir yetki veya sorumluluğu bulunmadığını vurguladı.
“Bu proje benim alanım değildi. Sürecin içinde hiçbir şekilde yer almadım” dedi.
“RÜŞVET ALDIYSAM PARA NEREDE?”
Savunmasının devamında hakkındaki suçlamaları yedi başlık altında özetleyen Doğruer, rüşvet suçlamasına ilişkin sert ifadeler kullandı.
Üzerine kayıtlı mal varlığı bulunmadığını söyleyen Doğruer, eşinin üzerine yalnızca bir ev ve bir araç olduğunu ifade etti.
MASAK raporlarında olağan dışı para hareketi bulunmadığını vurgulayan Doğruer, “Rüşvet aldıysam para nerede?” diye sordu.
“SUÇ ÖRGÜTÜ İDDİASININ TEK BİR DELİLİ YOK”
Örgüt üyeliği suçlamasını da reddeden Doğruer, 2019 yılına kadar Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun veya İBB yöneticileriyle herhangi bir tanışıklığı olmadığını söyledi.
İşe alım sürecinden mülakat yoluyla geçtiğini anlatan Doğruer, Murat Ongun ile altı yılda yalnızca iki telefon görüşmesi yaptığını belirtti.
“Benim örgüt üyesi olduğum iddia ediliyor. Bunun delili nerede?” dedi.
“KÜLTÜR A.Ş. KÂR ETTİ, KAMU NASIL ZARAR ETTİ?”
Kamu zararı iddialarını da reddeden Doğruer, suçlamaya konu işlerin büyük bölümünün gelir getirici faaliyetler olduğunu söyledi.
Kültür A.Ş.’nin bu süreçte kâr ettiğini, şirketin mali olarak büyüdüğünü anlatan Doğruer, “Biz kâra geçtiysek İBB de kâra geçti. Bu durumda kamu nasıl zarara uğradı denilebilir?” ifadelerini kullandı.
“15 AYDIR TUTUKLUYUM, AİLEM BENİMLE BİRLİKTE CEZA ÇEKİYOR”
Savunmasının son bölümünde ailesinin yaşadığı zorlukları anlatan Doğruer, ailesinin ekonomik ve psikolojik olarak ağır bir yük altında olduğunu söyledi.
Hasta annesi, hasta kayınvalidesi, eşi ve baldızının yaşadığı sorunları anlatan Doğruer, tutukluluğunun yalnızca kendisini değil dört kadını da cezalandırdığını ifade etti.
“Burada yalnızca bana ceza verilmiyor. Asıl cezayı ailem çekiyor” dedi.
“MALİGN MELANOM HASTASIYIM”
Ciddi sağlık sorunları bulunduğunu söyleyen Doğruer, malign melanom hastası olduğunu açıkladı.
Hipertansiyon, diyabet ve kalp damar tıkanıklığı sorunları da yaşadığını anlatan Doğruer, cezaevi koşullarının sağlık durumunu ağırlaştırdığını belirtti. Cezaevindeki revir ve hastane süreçlerini anlatırken yaşadığı koşulları da detaylı şekilde aktardı.
“453 GÜNDÜR TUTUKLUYUM”
Savunmasını tahliye talebiyle tamamlayan Doğruer, dosyada suç işlediğini gösteren tek bir somut delil bulunmadığını savundu.
Doğruer, “Bugün burada yalnızca özgürlüğümü değil, 35 yıllık emeğimi, itibarımı ve çocuklarıma bırakacağım ismimi savunuyorum. Buna rağmen 453 gündür tutukluyum. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.