(TBMM) - CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuştu. Özel, grup toplantısı salonuna milletvekillerinin alkışları ve ıslıkları eşliğinde girdi. Özel, kürsüye çıkmadan önce sağında geçtiğimiz sene yaşamını yitiren Manisa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ferdi Zeyrek'in fotoğrafının yer aldığı sıraya oturdu.
BAŞARIR: "ÖZGÜR ÖZEL'İN SONUNA KADAR ARKASINDAYIZ"
Özel, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır'ın anonsuyla kürsüye çıktı. Başarır, Özel'i kürsüye davet ederken yaptığı konuşmada, şu ifadeleri kullandı:
"Geçmiş dönem görev yapan grup başkanvekillerimiz, genel sekreterimiz, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, parti yöneticilerimiz; aramıza hepiniz hoş geldiniz. Bugün tarihi bir toplantı yapacaktık. Maalesef ki Meclis Başkanlığı; Türkiye'nin dört bir yanından gelen il, ilçe başkanlarımızı, örgütümüzü, yurttaşlarımızı buraya almadı, alamadı. Ben grubumuz adına hepsini yürekten selamlıyorum. Bugün sevgili yol arkadaşımız, kardeşimiz, il başkanımız, belediye başkanımız Ferdi Zeyrek'in ölüm yıl dönümü. Onu rahmetle, özlemle anıyorum. Onu kaybetmenin acısı hala ilk günkü gibi yüreğimizde. Yüz yıllık koca çınarımız CHP bugün tarihi bir toplantıda bir araya geliyor. Biz devleti kuran, Cumhuriyeti kuran, devrimleri yapan, bu güzel ülkeye demokrasiyi getiren, çok partili hayatı armağan eden bir partiyiz. Her koşulda, her şartta demokrasinin tüm kural ve kurullarına inanmaktayız. Millet iradesine, seçmen iradesine sonsuza kadar saygılıyız ve inanmaktayız. Bu sebeple seçilmiş Genel Başkanımız, milletin umudu Sayın Özgür Özel'in sonuna kadar CHP Grubu olarak arkasındayız. Şimdi partimizin iktidar yürüyüşünde bize öncülük eden cesur liderimiz Sayın Özgür Özel'i, grup konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum."
"KONUŞMA YAPMAYI BİR ZAFER OLARAK GÖRMÜYORUM"
Başarır'ın anonsuyla kürsüye alkışlar eşliğinde çıkan Özel, "13.30'da bu kürsüde kim olacak? Günlerdir bu tartışıldı. Bu konuşuldu. Burada, bu kürsüde ilan edilen saatte çıkıp da konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, bir zafer olarak görmüyorum. Ancak bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması; TBMM Dikmen Kapısı önündeki binlerin, Türkiye'deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum. Biz demokrasi fikrinin insanıyız. Biz sandığa inanırız. Seçene, seçime ve seçilene saygılıyız. Bunun için bugün buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir, bir mevzi değildir, bir zafer değildir. Bir bütünün, diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Vazgeçmemektir. Teslim olmamaktır. Direnmektir. Ve bencil bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum" diye konuştu.
Özel, sözlerinin devamında geçtiğimiz sene yaşamını yitiren Manisa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ferdi Zeyrek'in vefatına ilişkin konuştu. Kurban Bayramı'nda Zeyrek ile yaşadığı anları anlatan Özel, şöyle konuştu:
"Üç gün direndi, üç gün dua ettik. Üç gün bir mucizeyi kovaladık. Olmadı, kaybettik. Herkes vardı. Hep beraber. Manisa'da ilk kez Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan bir törenle; meydanlara, Manisa'ya sığmadığı, tarihin en unutulmaz, herkesin gördüğüne şaşırdığı, bir tek Ferdi'yi bilenlerin şaşırmadığı, 'Böyle bir ilgi ancak bu Ferdi'ye nasip olurdu.' denilen bir törenle kardeşimi, kardeşimizi uğurladık. Orada olmak hepimize düşerdi. Hepiniz istediniz. Orada olacaktık. Ve geçen hafta basın mensubu bir arkadaş sordu; 'Bir dahaki grup toplantısı?' deyince, ben dedim: 'Haftaya olmaz. Ferdi'nin vefatının yıl dönümü, orada oluruz. Herkes orada olur.' dedim. Ve bu soruya cevap yayımlandıktan bir süre sonra, olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım.
"GÜNLERCE DÜŞÜNDÜM, GÜNLERCE"
Sonra da böyle araya girip 'Ya yapmasanız, etmeseniz' diyenlere, 'Özgür Bey 'Manisa'ya gideceğim deyince biz yapalım' diyerek bugün bizim orada olmamız, burada grup toplantısını yapmak için bir fırsat görüldü. Bir açıklama yapıldı. Günlerce düşündüm, günlerce. Aklıma güvendiğim herkese danıştım. Grubumuza, arkadaşlarımıza, çocukluk arkadaşlarıma... Hep şunu sordular: 'Gidelim, gelsinler. Kim gelecek?' O sabah partiye 07.00'de kim geldiyse onlar gelecekti. Biraz önce Dikmen Kapısı'nda onları gördüm zaten. Kim gelecek? Son dört grupta seçilmiş genel başkanı olmayacak. Seçilmiş yöneticileri olmayacak. Son üçünde geçerli oyların hepsini alan genel başkanı olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez nasip olan ki kendime pay çıkarayım diye söylemiyorum bir genel başkanın son üç kurultayda delinmeyen anahtar listesi... Bu liste 'iyi yapıldı, güçlü müçlü' demek değil. Bu, delegenin; yani hem son seçilen delegenin hem ilk delegenin, o günkü delegenin idraki, partiyi sevmesi, sahiplenmesi. Kapalı yere giriyor adam. Kimse görmüyor, atmazsa atmaz. Üç sene önce vermemiş 600 küsur tanesi. Hepsi veriyor. 'Yok, birlikte olalım. Bugün dayanışma günü, bugün ayrışma günü değil.' O delege gelse, o delege gelse, o ruh gelse, o bilinç gelse, o gelse zaten Özgür Özel'e burada gerek yok. Oraya kimin oturduğunun hiç önemi yok. Ama kim gelecekti, kimin geleceğini gördük. Nasıl gelmeyi planladıklarını gördük. Ve buranın ne olduğunu gördük.
"BURASI SEÇİLMİŞLERİN YERİDİR"
Burası milli iradenin tecelligahıdır. Burada tecelli eden millet bir karar verir. O karar burada tecelli eder. Bütün yıpratılmışlığına, yok sayılmasına, Anayasa'yla yetkilerinin yağmalanmasına rağmen eninde sonunda o Birinci Meclis'in duvarlarındaki o ruhu gidince hissedersiniz. Burası seçilmişlerin yeridir. Ve eğer bir seçilmiş, ona verilen görevi yani bugün bu kürsüdür ona verilen görev. Ele verilen bayrağı bir kere bırakmaya görsün... O bayrağı bir bırakırsanız, millet bir daha elinize vermez o bayrağı. Onun için herkese danıştım. En son Ferdi'nin sesiyle kararı verdim. Derdi ki: 'Hep Manisa'ya gitmem gerekir, hep burada bir şey çıkar, orada da olmam lazım.' Ararım, 'Ya birader ne yapacağız?' daha derken anlar: 'Abi, biz burayı hallederiz. Sen orada lazımsın.' Ben bugün burada lazımdım. Ondan burada kaldım. O yüzden bunun gereği de budur. Burayla ilgili bir inatlaşmanın değil de bir vazifeyi üstlenmenin gereği de budur.
'YARGI KOLLARINI KURDULAR"
Öyle bir noktadayız ki o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongre de yapılmış, günü gelmiş sıfırdan başlanmış mahallelere tek tek sandık konulmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş, dönüp son dört kongreyi iptal etsen daha doğrusu yok say, YSK'ya göre yok değil mazbatalar duruyor, her şey tamam, hiçbir yere göre yok değil ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesinin olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye'de hiçbir şeçilmişin kolduğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşemeyeceği bir Asliye Mahkemesi'ni ikna edenin, bir İstinaf Mahkemesi'nin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye'yi, ondan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama öyle bir kötü akıl var ki onu söylemeden, görmeden olmaz. Kötü akıl şu: 'Yenilmiyorduk, yendiler. Kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul'u da aldılar, Ankara'yı da aldılar, Türkiye'nin yüzde 65'ini aldılar, ilk seçimde iktidarı alırlar, biz bu iktidarı veremeyiz, veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz. Dönülecek eşiği çoktan aştık, bu iktidarı teslim edemeyiz' bütün mesele bu. Bunun üstüne oturuyor sistem. Gençlik Kolları, Kadın Kolları, ana kademe yok bir önemi. Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle hukuksuz bütün kararları, Anayasa Mahkemesince bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle 15'te 15 AK Parti'nin atadığığ AYM'nin 15'le 15'le bozdupu karar, hani iki kere iki dört değil beş dememiş, iki kere ikiye 555 demiş, öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular.
"MUHİTTİN BÖCEK'E 'FERDİ ZEYREK'E PARA VERDİM' DİYE İFADE VERDİRTTİLER"
Bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca Murat Kurum'a buradan söylediğim, belediyelerin ellerinde Murat Kurum'un yolladığı yazılar var vergi gelirlerinin arttırılması için hepsinde belli, Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu o yüzden bir kelime söyleyemiyor, onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki 'Efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak. Özgür Özel'e Manisa'da para verdi o ortaya çıkacak.' İçişleri Bakanlığı koruma ekibi çıktı ki ortaya Özgür Özel o gün Ankara'da gün boyunca programı belli. Dedim ki 'Bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, alçaksınız, böyle iftira olmaz' dedim, ispatlayamadılar. Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçla yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, 'Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim' diye kendi yazıp açıkladığı halde, 'Seçilmesi garanti, o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş' diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya'yı. Adaylığından sonra adaylığından sonra son aday gösterilmesinden üç gün öncenin anketi var. Parti gitmiş, aday göstermek için para almıştı o parayla anket mi yaptırmış diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdirttiler biliyor musunuz? 'En son gittim kimse görmezken Ferdi Zeyrek'e verdim' diye ifade verdirttiler. Nasılsa ölmüştür, savunamaz, inkar edemez, Özgür Özel'le de ilişkilidir, böyle dersek biz bu yalanın içinden tutarız, yalanı kara deliğe atarız, zaman tünelinde hakikati yok ederiz, bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum.
"EKREM BAŞKAN'A, ARKADAŞLARIMIZA 'HIRSIZ' DEMEYE BAŞLADILAR"
Öyle bir noktaya geldik ki ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile değil, bir umut bile değil, bir inat mıdır nedir bilinmez oraya hamle yaparak partiyi bu duruma getirerek, partiyi adaysızlaştıran, kurumsızlaştıran, lidersizleştiren bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü işbirliğiyle ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar. Eğriye eğri doğruya doğru. Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı, Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalanı atan, bizim iddianameyi 'Yargılanmak değil yargılamak için istiyoruz hepsi bunların yalan' dediğimiz ama popüler olan bin 200 cep telefonundan tutun da parke altında paralar, toplantıda görüntüler, bavul bavul para... Hiçbiri çıkmadı ya, TGRT bu yalanları atarken, A Haber bu yalanları atarken iddianamede olacak diye de söylerken, kanıtı ispatı var bunların derken şimdi 'Ben de yalan attım' diyenler 'Videoyu ben de gördüm' derken Ekrem Başkan'ın evine desteğe koşanlar, ziyaret edenler, Cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminde kullandığı oyla poz verenler şimdi kendilerine bir şeyler vaat edilince bütün her şey yalan çıkmasına, itirafçılar tek tek caymasına, helallik istemesine, tel tel dökülmesine iddianame günlerinde Ekrem Başkan'a 'Hırsız' demeye başladılar. Arkadaşlarımıza 'Hırsız' demeye başladılar.
"MESELE ERDOĞAN'I RAKİPSİZLEŞTİRME MESELESİNDEN BAŞKA BİR MESELE DEĞİL"
O yüzden mesele ne öyle parti içi mesele ne bir başka mesele. Mesele CHP'yi olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Bizim parti, parti içi bir mesele olacak, Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek ele güne karşı Meclis'in giriş kapısının önünde o cılız, o aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedenini oradan buradan toplanmış serseri gürühün önüne koyacak. Biz parti içi meseleyi değil, Türkiye demokrasisini, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar. Bugün yapılan iş milletle birlikte iktidara yürürken dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme, kumpas, yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden bizim bugün buradaki geçirdiğimiz her gün sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası, o kopmadığımız her an memleketi Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden koparacak, Trump istiyor diye onun Ankara'daki temsilcisi öyle tarifliyor diye, 'Buralarda demokrasiye gerek yok, merhametli monarşiler, güçlü tek adamlar lazım. Eskisi gibi Osmanlı'nın son dönem sistemi gibi bir sistem lazım. Öbür taraftan devletin başına bir Türk, bir Kürt, bir Alevi lazım. Öbür taraftan baktığında İttihat ve Terakki gibi Batıcılar, muhafazakarlar, milliyetçilerin ittifakını derin devlet kuruyor, biz da ona uyuyoruz' deyip, bu rezalete, bu yıkıcı rezalete, bu rejime kast eden niyetlere karşı o zincirleri tutuyoruz. Bugün kopmayan halka bu halkadır. O yüzden siz bugün Türkiye'yi kuruluş ayarlarına Gazi Mustafa Kemal'in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız.
"O BİNADA HALUK KIRICI'NIN EKİBİ SELAM VERİYOR"
Hem Ferdi'min ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara, o kararı alanlara, aldırtanlara, o karara uyanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu Meclis'in altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla o AK Partinin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa varsa şu kadarcık hakkım hakkımı helal etmiyorum. Ve bugün maalesef ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim, ona söz söyleyenler için şu Meclis genel kurulunda neler geldi başıma neler, darbedildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup, neler, yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar benim kendi meselemin ötesinde Genel Başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var? Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile, bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir. En üst mertebededir. O binada bugün Kemal Bey'e Çubuk'ta organize bir linç girişimi yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi yedi TİP'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi selam veriyorlar, 12'nci kattan Genel Başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat'ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikaste uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey'e oradan ateşler atılırken kirpinin içine girerken Kemal Bey'in üstüne kapanan Seyit Torun'u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya. 'Ya hapse katılacaksın ya AK Parti'ye katılacaksın' dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada. Ama 'Bir sonraki operasyon şu CHP'li belediyeye' deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikastı yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar.
"KÖHNEMİŞ, YOZLAŞMIŞ BU ÇİRKİN ZİHNİYETİ GERİDE BIRAKTIK"
Adalet yürüyüşünün biri isim babası, biri fikir babası Aykut Erdoğdu ile Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri'de 12 metrekarelik zindanda ama İBB borsasında tutuklananları ziyaret edip '2 milyon lira vereceksin şu iftirayı atarsan çıkarsın' diyen avukat, Yunanistan'a çıkarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat o binada 'Arınma başlanmış burada' diye paylaşıyor. O binada AK Parti'yi yenen kadrolar yok. O binada yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok. O binada CHP bu yolu yürüyemezsin diye tarihin görülmüş en büyük iftira kumpas karalama ve algı yönetim kampanyalarının yöneticileri, partinin aklı olmuşlar güya bizi yıpratacak diye partiyi perişan eden işlerle meşguller orada. O yüzden şimdi çıkmışlar oraya buraya 'Bir paralel CHP varmış. Paralel CHP anlayışı varmış. Bizim Meclis'i paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapt edilmeliymiş.' Biz genel merkezden Meclis'e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık. Onlara bıraktık. Ve CHP'nin bir binadan ibadet değil, bir anlayıştan, bir inançtan gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina kapısı çatısı değil, son kalenin Cumhuriyet'e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik.
"Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet emniyet müdürü varken emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir. Bu millet paralel devleti kim atadıklarına yönettirdi ve seçilmişler onlara teslim olursa nasıl kukla gibi kaldılar, direnenlere ya da o paralele teslim olmayanlara ne kötülüklerin yapıldığını da bu grup da bilir bu millet de bilir. Onun için her şeyi yapın ama bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni FETÖ’cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille, demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ‘ayaklanma’, her meydana ‘sokak çağrısı’, her mitinge ‘sokakları karıştırmak, Türkiye’yi karıştırmak’ diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini, bu CHP’de görev yapmış kimseye yakıştırmam. Asla ve asla CHP’ye ‘paralel yapı’, ‘FETÖ’ ya da namuslu arkadaşlarımıza ‘hırsız’, atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile giremeyen iftiraları doğruymuş gibi alıp ‘arınacağız’, ‘atacağız, ‘satacağız...’ Böyle bir şeye teslim olursak biz CHP olmaktan çıkarız. Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını dağıtacağız.
“SADECE VE SADECE MİLLETE İNANACAĞIZ”
İktidar yürüyüşümüz, geldiğimizde yargıyı ele geçirmek için değil, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzeni kurmak içindir. İktidar yürüyüşümüz gelip de onların yağmaladığı, önce TMSF’ye yolladığı, sonra milletin bankasının parasından kendisine yandaş yaptığı medyayı bu sefer bizim tarafa almak, çökmek değil; bir daha kimsenin yandaştıramayacağı bir medya, bir basın düzeni kurmak, basındaki herkesin sadece kendini mesleki değerlerine ve millete karşı halkın haber alma hakkına karşı sorumlu hissettiği, patronaj ilişkilerinin devlet üzerinden beslenmediği, her bir basın emekçisinin de güçlü sendikasıyla patronundan o sendikayla patronun da devletten korunduğu kimsenin ele geçiremeyeceği bir sistem kurmak için iktidar olmak zorundayız. İşte o günün basınıyla, o günün yargısıyla yarının Türkiye’sini hep beraber ayağa kaldıracağız. İki kere iki nasıl dört ediyorsa bugünkü yargının yazdığına, çizdiğine, bugünkü basının köpürttüğüne, yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Yarını olmayacak ülkenin. Ne demokrasisi ne bağımsız yargısı ne bağımsız basını ne de gençlerin ve hiçbirimizin bir ümidi. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikayeye ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı Kuvayi Milliye ruhuyla 100 yıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığına inanacağız. Sadece ve sadece millete…
“TARİHİ BİR EŞİKTEYİZ”
Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri dönülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra; bir aklıselim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var. 2 bin tane kurultay istemeyen, ‘Seçilmiş yönetsin’ demeyeni bulamazsınız. O bin taneyle de bayramlaşma yapalım, o bin taneyi getirelim grup yapalım, o bin taneyi getirelim ki ‘Çıkar CHP kimliğini’ desen 200 tane kimlik çıkmaz. Binaya girip şey diyor, ‘Tam bir CHP’li oldum’ diye yanındakine şaka yapanlarla, o bin tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne kurultay yapabilirsiniz ne bayramlaşma ne grup toplantısı ne başka bir şey. O yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım.
“TEDBİR VAR, KURULTAY YAPILAMAZ” SÖZLERİNE YANIT
Bütün muhalefet partileri ‘Derhal kurultay yapılmalıdır’ diyor. CHP’yi kayırmak için demiyorlar bunu. Kendilerinin de tabi olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar. Bütün siyasi partiler, barolar, barolar birliği, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, TBMM Başkanı, MHP’nin Genel Başkanı’nın belli bir evreye kadar bu konuyla ilgili söylediği değerlendirmeler, AK Parti’de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklıselim herkes, ‘Ne yapıyoruz biz? CHP kurultayını yapmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir’ diye. Bunun için ‘Diyalog olsa’, vallahi hiç uzak durmadık. Çok net söyleyeyim. ‘Tedbir var kurultay yapılamaz.’ Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışta. Diyorlar ki ‘Bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak bu kararla.’ Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları diyorlar ki ‘Kurultayın yapılması değil, yapılmaması mümkün değildir. Tek görev hızla kurultaya gitmektir. Görev budur, başka görev yoktur. Genel başkancılık, PM’cilik bu kararla oynanamaz. Yapılacak ilk iş, yeniden bir seçime gitmektir.’ Günlerce söylediler, ‘Seçim olamaz, seçim olamaz.’ Dedik ki ‘Hocalardan bir konsey kuralım.’ Reddettiler. ‘Hocaların hakemliğinde tartışalım.’ Reddettiler. ‘İkişer avukat’ dedik. ‘Birisi alanında Türkiye’nin en iyisi’ dedik. Reddettiler. Konuşup konuşup ‘Biz bu kurultayı yapamayız’ dediler.
KILIÇDAROĞLU’NUN KURULTAY AÇIKLAMASINA YANIT
Şimdi bu yaşananlarla birlikte ‘Tedbir var, kurultay yapamayız’ diyenlerin ‘Kurultay sürecini başlatacağız’ açıklamasını duyduk. Burada tarihi fırsat ve eşik şuradadır: Madem ki kurultay yapılacağına, yapabileceğinize ikna oldunuz ki başka yolu yoktur. Madem ki mahalle, ilçe, il seçimleri tamammış, bir tek kurultayı ortadan kaldırmış istinafın kararı. O kurultayı yapmalısınız. Yapacaksınız başka çaresi yoktur. ‘Birkaç ay sonraya söyleyelim, bir takvim ilan edelim. Bir yıla yayalım, AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa, o seçime o şekilde yakalanalım.’ Burada yapılacak iş daha önce 111 milletvekilinin imzayla çağrıda bulunduğu, 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti altı yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır. Seçime girmesi tehlikeye girmektedir. Kurultay yapabileceğinizi gördünüz, ‘Şimdi takvim başlatacağım. Bir-bir buçuk yıla yayacağım. Seçimlere bir yıl kala nasıl olsa ertelenecek. Ben bu partinin başında seçime gideceğim’ derseniz bu memlekette tek umudu CHP, tek umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin, herkesin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz; onlara bir kabusu yaşatır ve onları ebediyen sandıktan koparır, onların umutlarını kırar, onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz.
26 TEMMUZ’DAN ÖNCESİNE İŞARET ETTİ
Şunu görün: Parti son dönem butlana hazırlık için yapılanların arasında bile, her seferinde birinci parti çıktı. Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı. Parti tarihin en önemli, en güçlü noktalarından bir tanesinde ve bu demokratik mücadelesiyle, yani birileri demokrasiyi askıya almışken öyle bir parça marça değil, saç tanesi kopmadı partiden. Binadakiler dışında kimse yok ki ‘Bu partiye, bu yapılanlar doğrudur’ desin. Böyle bir fırsatta kurultay kararının 26 Temmuz’u geçirmeden verilecek olması partiye tarihi bir şahlanış, kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkanı verir. Bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.
“255 MİTİNG YAPTIM”
Diğer yandan ‘Yok halkı ayaklanmaya çağırmak, sokağa dökmeye çalışmak...’ 255 miting yaptım ben. Hep savunduğum şeydi, hep savunduğum şey: Sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen. Yap mitingini, yap eylemini. Bak bakalım o sessiz çoğunluk, o meydana gelmese de o yandan dönüp de bakıp senin söylediğine hak verince nasıl değişecek her şey. 255 miting yaptık genel başkan olarak. Bir kişinin burnu kanamadı, bir kişinin cüzdanı çalınmadı, bir kişinin bir taciz iddiası olmadı o sıkışık kalabalıklarda. O meydanları dolduranlar ya da bugün bir vatandaş, ‘Dikmen kapı önüne gittim. Oradaki Özgür Özel‘i destekleyenlerin bilinç düzeyine, ne için buraya geldiklerini o kadar iyi biliyorlar ve anlatıyorlar ki’ diyor, diğer tarafta karşıdan sigara içenlere karşı. Böyle bir kitlemiz var. Böyle bir beklentisi var. Böyle bir şekilde yol yürümek, ilerlemek ve birlikte başarmak istiyorlar. Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım.
“BU PARTİ HİÇBİRİMİZE KALMAYACAK”
Bugünkü durum için dün defalarca söyledik. Sağ olsunlar belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz... Dedim ki ‘Çağırdıkları kitleyi genel merkeze götürsünler. Ben grubu yapmayayım, gideyim Ferdi’ye.’ Son ana kadar, millet gelip de meseleye el koyana kadar normalde Dikmen’de, Mamak’ta ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken öyle pijamasının üstüne paltoyu çekip de fırlayıp buraya gelen o amcam… Bu grubu bu şekilde yaptırana kadar ne önerdiysek reddedildik. ‘Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı’ derler ya bu dünya hiçbirimiz kalmayacak, bu parti hiçbirimize kalmayacak. Ama bu biz doğruyu yaparsak bu parti emanet edildiği, Cumhuriyet ile birlikte emanet edildiği gençliğin yarınlarının umudu olacak.
“ESKİ NESİL SİYASETİ GERİDE BIRAKTIK”
Biz Türkiye’de yeni bir siyasetin önünü açıyoruz. Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık. Eski nesil, köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz. Ama bunu yeni nesille kurmuyoruz, Onuncu Yıl Marşı’ndaki gibi ‘her yaştan gençlerle’ birlikte kuruyoruz. Butlancı var orada, 34 yaşında, demokratik olarak örümcek kafa. Nasıl vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet umanlar ‘Aman paşam’ diyenler varsa 30-34 yaşında örümcek kafa butlancı da var, 74 yaşında evden terlikle fırlamış, gelmiş, burada CHP’yi korumaya gelen gençler de var. O yüzden hep beraber yürüyeceğiz arkamıza bakmadan. Dönüp de bakarsak arkada dostlarımızın yürüdüğünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak; dönüp de bakarsak ‘Kimse geride kalmasın’, TOMA’nın arkasında kimseyi bırakmamak için bakarak. Değişime doğru, yeniye, iyiye, güzele doğru yürüyeceğiz. Herkes bilsin ki vakti gelmiş bir değişimin üstünde kimse duramaz. Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır.
“BENİ FERDİ’DEN KOPRAMADILAR ÇÜNKÜ ARKAMDA DAĞ GİBİ SİZ VARDINIZ”
Ne yapılırsa yapılsın, bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir, askere çağırır gider, evlat yollar şehidi gelir ‘Vatan sağ olsun’ der ama devleti milletin karşısına koyarsanız, millet o devleti önce yener, sonra yeniden demokratik devletini inşa eder. Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın. Milletle savaşa girmeye kimse kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın. Çalışacağız. Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz. Bedeller ödeyeceğiz. Ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu yaptıranlara, burada olanlara, dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var, o da şudur: Buradan, kürsüden belki de en kısa konuşmalardan biri oldu. Bu konuşmayı tamamlayacağım. Sonra Mansur Başkanımız ile birlikte bulduğumuz bir uçakla Manisa’ya gideceğim. Sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar. Çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız. Hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız. Size inanıyor, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.”