(TBMM) - CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin, "Buradan AKP iktidarına açıkça sesleniyorum: Her sabah yeni bir gündem yaratarak fon skandalını unutturamazsınız. Yeni operasyonlarla, yeni tartışmalarla milletin hafızasını silemezsiniz" dedi.
CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Halk TV'ye kayyım atanmasını eleştiren Sarı, "Buradan AKP iktidarına açıkça sesleniyorum: Her sabah yeni bir gündem yaratarak fon skandalını unutturamazsınız. Yeni operasyonlarla, yeni tartışmalarla milletin hafızasını silemezsiniz. Bu ülkenin kaynaklarının, vatandaşımızın birikimlerinin ve milyonlarca insanı ilgilendiren mali işlerin hesabını vermek zorundasınız. Ve bugün yine yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bu sabah Halk TV'ye kayyum atandı. Televizyonun yayınları kesildi. Gazeteciler çalıştıkları binaya dahi alınmadı" ifadelerini kullandı.
Sarı, daha önce kayyım atanan basın kuruluşlarını hatırlatarak, iktidarın muhalif olanı susturmak için var gücüyle baskı yaptığını savundu. Sarı, şöyle devam etti:
"Buradan soruyorum: Bu ülkede her sorunun çözümü kayyum mu? Bir medya kuruluşunun sahibi hakkında soruşturma yürütülüyorsa bunun bedelini neden gazeteciler ödüyor? Bir şirketin mali işleri araştırılıyorsa neden milyonlarca vatandaşın haber alma hakkına bu şekilde müdahale ediliyor? Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, dün olduğu gibi bugün de kişilerden, kurumlardan ve siyasi görüşlerden bağımsız olarak kayyum atamalarına karşıyız. Bu konuda tavrımız açıktır, ilkeseldir ve hiçbir koşulda değiştirilemez. Biz yalnızca bizi destekleyen basının değil, bizi eleştiren basının da özgürlüğünü dün olduğu gibi bugün de savunuyoruz ve savunmaya da devam edeceğiz. Bir televizyon kanalı bizi eleştirebilir, düşüncelerimize karşı çıkabilir, hakkımızda olumsuz haberler yapabilir; bunların hiçbir önemi yok. Çünkü basın özgürlüğü iktidarın özgüveniyle tanınan bir ayrıcalık değil, Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Biz de buna saygı duymak zorundayız."
"GAZETECİLİK YAPMAK İÇİN SİYASİ İKTİDARDAN İZİN ALINAMAZ"
İktidarın temsilcilerine çağrıda bulunan Sarı, "Sizi eleştiren yayın kuruluşlarına, sizin yaptığınız yolsuzlukları gündeme taşıyan yayın kuruluşlarına yönelik bu acımasız tavrınıza bir an evvel son vermeniz gerekmektedir. Basın özgürlüğü iktidarın lütfu değildir. Gazetecilik yapmak için siyasi iktidardan izin alınamaz. Ülkemizde basın özgürlüğünü dünyada getirdiğiniz durum açıkça ortada. Bu gerçekleri ne yaparsanız yapın gizleyemezsiniz. Yaptığınız usulsüzlüklerin, yolsuzlukların haberleştirilmesini uygulamış olduğunuz bu müdahalelerle durduramazsınız" değerlendirmesinde bulundu.
Halk TV'de çalışan basın emekçilerine işaret eden Sarı, şöyle konuştu:
"Elbette herhangi bir medya kuruluşunun sahibi ve yöneticisi hakkında suç iddiaları varsa hukuk gereğini yapmalıdır. Ancak hukuk herkes için eşit uygulanmalıdır. Hiç kimse kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Halk TV'de çalışan yüzlerce basın emekçisi var; orada kameramanlar, ışıkçılar, ses teknisyenleri, muhabirler, editörler, teknik personeller var. Her biri alın teriyle geçimini sağlayan, ailelerine ekmek götürmeye çalışan insanlar. Bu insanların suçu ne? Yapmış olduğunuz bu uygulama burada çalışan yüzlerce emekçinin de hakkını gasp etmektedir. Patronun hakkında yürütülen soruşturmanın faturası gazeteciye, kameramana, ışıkçıya, sesçiye, teknik personele kesilemez. Kurum sahipleri hakkında ileri sürülen suçlamalar o kurumda çalışan yüzlerce emekçinin işini ve geleceğini tehlikeye atmamalıdır. Buradan talebimizi açıkça ifade ediyoruz: Halk TV yayın hayatına devam etmelidir; yayın hayatına son veremezsiniz. Hukuki incelemelerinizi yapmak elbette yasanın gereğidir ancak basın özgürlüğünün önüne koyacağınız engel kabul edilebilir bir durum değildir. Gazeteciler mesleklerini özgürce yerine getirebilmeli, vatandaşlarımızın haber alma hakkı kesintiye uğratılmamalıdır. Çalışanların iş güvencesi ve kazanılmış hakları eksiksiz korunmalıdır."
"BU HABERLERDE GÜNDEME GETİRİLEN İDDİALARIN HANGİSİ AÇIKLIĞA KAVUŞTURULDU"
Halk TV'nin son haftalarda fon krizine ilişkin önemli haberleri kamuoyuyla paylaşan medya kuruluşlarından biri olduğunu söyleyen Sarı, bu haberleri ve haberlerde geçen isimleri hatırlattı. Sarı, "Şimdi bütün bunların ardından Halk TV'ye kayyum atanıyor, basın susturulmaya çalışılıyor. Buradan soruyorum: Bu haberlerde gündeme getirilen iddiaların hangisi açıklığa kavuşturuldu? Cumhurbaşkanı'na sunulduğu ileri sürülen listelerde kimler var? Fon skandalında kimler ne kadar kazanç elde etti? Bazı isimler hakkında tedbir kararı hangi gerekçelerle kaldırıldı? Ve en önemlisi, milyonlarca vatandaşın birikimlerini ilgilendiren bu skandalda siyasi sorumluluk kime ait? Bu soruların yanıtlarını bekliyoruz. Kanalı kapatarak bu soruları unutturamazsınız. Elbette Halk TV'ye yönelik kayyum kararı ile bu haberler arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğunu gösteren somut deliller ortaya konulmuş değildir. Ancak bir medya kuruluşuna yönelik müdahalenin zamanlamasının kamuoyunda soru işaretleri yaratması da son derece doğaldır. Bir televizyon kanalına kayyum atanması, o kanalın gündeme getirdiği iddiaları ortadan kaldırmaz. Halk TV yayın yapmasa da bu sorular ortadan kalkmayacaktır. Gazeteciler susturulsa da fon skandalındaki iddiaların araştırılması gerekliliği ortadan kalkmayacaktır. Yaptığınız bu baskıyla basını susturmaya çalışıyorsunuz ama halkın önünde her şey açık seçik bir şekilde görülüyor" ifadelerini kullandı.
"HAZIRLANAN YASA TEKLİFİ, KRİZİ PANSUMANLA ÇÖZMEYE DAYANMAKTADIR"
Fon krizinin ardından konuyla ilgili TBMM'ye sunulan kanun teklifine de değinen Sarı, vatandaşın parasının belirsizliğe, sorumluların hesabının gönüllülüğe bırakılamayacağını söyledi. Sarı, şunları kaydetti:
"AKP iktidarının fon krizine çözüm olarak sunduğu kanun teklifi, yatırımcıların en temel sorununa açık bir cevap vermiyor. Paranın ne kadarının ve ne zaman geri alınacağı açıklığa kavuşmuş değil. Tasfiye yöntemlerini düzenlemek, vatandaşın zararının giderileceğini garanti etmek değildir. Yatırımcıların birikimlerini koruyacak bir düzenlemenin açık ödeme takvimi, şeffaf hesaplama yöntemi ve sorumlulardan etkili tahsilat güvencesi içermesi gerekir. Önümüzdeki teklif bu konuda ciddi belirsizlikler taşıyor. Bu kanun teklifi, işin aslına bakarsanız SPK Kanunu'nu ve bundan sonraki süreçte yaşanan sorunları çözümleyecek, tedbir ve önlem alacak nitelikte de değil. Sadece yaşanmış olan bu krizi çözmeye yönelik olarak bir kanun teklifi hazırlanmakta. Buradan çağrıda bulunuyoruz: Yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız. Bu yaşananları hep birlikte irdelemek, incelemek ve süreçle ilgili olumsuzlukları tespit ederek yasal bir zeminde bir daha tekrarı olmaması için önlemler almak zorundayız. Ama hazırlanan yasa teklifi ne yazık ki bir önlem almaya değil, yaşanan krizi pansumanla çözmeye dayanmaktadır. Burada Meclis'ten beklenen sadece bugüne değil, geleceğe de çözüm üretebilmektir. Ne yazık ki AKP iktidarı telaşla işi oldubittiye getirerek vatandaşın mağduriyetinin görünürlüğünü geçici, yetersiz veya çözümsüz de olsa bir şekilde ortadan kaldırma çabası içerisindedir."
"GÖNÜLLÜ İADE, HESAP SORMANIN YERİNE GEÇEMEZ"
SPK'ya geniş yetki verilirken yatırımcı için belirsizliklerin olduğunu vurgulayan Sarı, "Değerleme esasları, satış yöntemleri, ödeme sırası, ara ödemeler ve fonlar arasındaki dağıtım gibi temel konular büyük ölçüde SPK'nın kararlarına bırakılıyor. Borsa dışı satışa izin veriliyor, bazı satış kısıtlamaları uygulanmıyor. Bu işlemlerde varlıkların gerçek değerlerinde satılmasını sağlayacak güvenceler açıkça ortaya konulmalıdır. Kime, hangi bedelle ve hangi gerekçeyle satış yapıldığı denetlenebilir olmalıdır. Ayrıca ödeme dışında bırakılacak kişiler bakımından gerekçeli karar, itiraz ve etkili yargısal denetim güvenceleri netleştirilmelidir. Vatandaşın birikiminin kaderi, sınırları yeterince belirlenmemiş idari takdire bırakılamaz" dedi. Sarı, şöyle devam etti:
"Gönüllü iade, hesap sormanın yerine geçemez. Gerçeğe aykırı değerler üzerinden elde edilen olağanüstü kazançlar için isteğe bağlı iade mekanizması kuruluyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bugün belediyeler üzerinden yapılan denetimlerde 3 milyon, 5 milyon lira hatta 50 TL para aldığı için bile yargılanan, cezaevine giren, tutuklanan kamu çalışanları ve belediye başkanları var iken; aynı inisiyatif ve muafiyet ne için sağlanıyor? Üstelik gerekçede de bu iadenin borç ikrarı veya sorumluluk kabulü anlamına gelmeyeceği belirtiliyor. Hukuki ve cezai sorumluluğun saklı tutulduğunun farkındayız; ancak bunun uygulamada eksiksiz karşılık bulmasını istiyoruz. Gönüllü iade yapanların hangi tutarı ödediği, kalan yükümlülüklerin nasıl takip edildiği ve soruşturmanın nasıl sürdürüldüğü açık olmalıdır. İade çağrısına katılım düşük kalırsa ne yapılacak? Bu da bir soru işareti. Sorumluluğu belirlenen kişilerden zorunlu tahsilat hangi takvimle yürütülecek? Yatırımcının hakkı başkalarının iade etme isteğine bağlı tutulamaz. Hiçbir iade, sorumluluğun üzerini örten bir pazarlığa dönüştürülemez. Denetim görevini yerine getirmeyenler varsa onların sorumluluğu da araştırılmalıdır. Bu fonlarda sorunlar büyürken denetim mekanizmaları ne yaptı, soruyorum size, hangi uyarılar değerlendirildi? Hangi işlemlere zamanında müdahale edildi? AKP iktidarı bu sorulara cevap vermek zorundadır."
"YATIRIMCILARIN ÖDEME TAKVİMİ KANUNDA BELİRLENMELİ"
Sarı, "Yatırımcıların ödeme takvimi kanunda belirlenmeli, bekleme dönemlerindeki değer kaybı gözetilmeli, satışlar bağımsız değerlemeyle ve şeffaf biçimde yürütülmeli, sorumlulardan tahsilat geciktirilmemeli ve süreç düzenli olarak TBMM'nin denetimine sunulmalıdır. Vatandaşın birikimini korumak, zararı belirsiz bir geleceğe ertelemekle olmaz. Fon krizinin bütün boyutları ortaya çıkarılmalı, hukuka aykırı biçimde aktarılan değerler geri alınmalı ve yatırımcının hakkı somut güvenceye bağlanmalıdır" dedi.
Fon krizinin iktidarın çöküşünün gerçek tablosu olduğunu savunan Sarı, bunu gizlemek için de ülkenin hergün yeni bir operasyon, tutuklama ya da kayyım uygulaması ile karşı karşıya bırakıldığını söyledi.