(ANKARA) - Anayasa Mahkemesi (AYM), FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı bulunduğu gerekçesiyle 677 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan eski emniyet müdür yardımcısı Doğan Doğan'ın bireysel başvurusunu oybirliğiyle reddetti. Mahkeme, FETÖ'nün emniyet mahrem yapılanmasına ilişkin "Garson" kod adlı gizli tanıktan elde edilen dijital verilerin ve bu veriler üzerinden oluşturulan kodlamaların kamu görevinden çıkarma tedbirine dayanak alınabileceğini değerlendirdi.
AYM Genel Kurulu'nun Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan kararına göre, başvurucu Doğan Doğan, Antalya Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yaparken, 31 Ekim 2016 tarihli 677 sayılı KHK'nın ek listesinde adına yer verilmesi suretiyle kamu görevinden çıkarıldı. Doğan'ın OHAL Komisyonu'na yaptığı başvuru reddedildi. Komisyon kararında, başvurucunun FETÖ/PDY aleyhine hazırlanan bir raporu işleme almadığına ilişkin tanık beyanları, örgüt yöneticisi olduğu belirtilen bir kişiyle mesajlaşma kayıtları ve Emniyet Genel Müdürlüğü arşivlerinde yer alan kodlama bilgileri gerekçe gösterildi.
"GARSON" KOD ADLI GİZLİ TANIĞIN TESLİM ETTİĞİ DİJİTAL MATERYALLERE GENİŞ YER VERİLDİ
AYM, kararında uzun bir bölüm ayırdığı "Garson" kod adlı gizli tanığın teslim ettiği dijital materyallerde yer alan verilerin oluşum sürecini, kodlama sistematiğini ve yargı mercilerince yapılan değerlendirmeleri ayrıntılı biçimde aktardı. Kararda, emniyet teşkilatındaki personelin örgüt tarafından çeşitli kategorilere ayrıldığı, "A4", "A5", "EA", "SAY", "SAYA" gibi kodlarla örgüte bağlılık düzeylerinin kayıt altına alındığı belirtildi.
Mahkeme, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturmada elde edilen dijital verilerin adli bilişim incelemelerinden geçirildiğini, çok sayıda Excel dosyasında emniyet personeline ilişkin kodlama ve fişleme kayıtları bulunduğunu kaydetti. Kararda, gizli tanık "Garson"un ifadelerine de yer verilerek, söz konusu kayıtların emniyet mahrem yapılanmasının uzun yıllara yayılan veri toplama faaliyetlerinin ürünü olduğu vurgulandı.
Karara göre, başvurucu hakkında hazırlanan veri analiz raporlarında, farklı tarihlere ait örgütsel listelerde "EA", "SC" ve benzeri kodlamalar bulunduğu tespit edildi. AYM, Danıştay'ın daha önce verdiği kararları da hatırlatarak, "alan içi" kategorisindeki kodlamaların örgüt üyeliği veya örgütle güçlü bağa işaret eden veriler olarak kabul edildiğini aktardı.
Mahkeme, başvurucu hakkındaki değerlendirmelerin yalnızca tek bir veriyle sınırlı olmadığını, kodlama kayıtlarının yanı sıra diğer bilgi ve belgelerle birlikte ele alındığını belirtti.
"ALINAN TEDBİR ULAŞILMAK İSTENEN AMAÇLA ORANTILI"
AYM, kamu görevinden çıkarılma işleminin özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, müdahalenin olağanüstü hal koşullarında ve anayasal düzeni koruma amacıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Mahkeme, FETÖ'nün devletin anayasal düzenine yönelik tehdit oluşturduğunun yargı kararlarıyla ortaya konulduğunu, bu nedenle kamu görevlilerinin örgütle iltisak veya irtibatlarının değerlendirilmesinin meşru bir amaç taşıdığını ifade etti.
Kararda, kamu görevinden çıkarma tedbirinin cezalandırma amacı taşımadığı, devlet kurumlarının güvenliğini sağlamaya yönelik koruyucu bir tedbir niteliğinde olduğu vurgulandı. Başvurucunun özel sektörde çalışmasını engelleyen bir yasak bulunmadığına işaret eden AYM, alınan tedbirin ulaşılmak istenen amaçla orantılı olduğu sonucuna ulaştı.
"ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKI İHLAL EDİLMEDİ"
AYM, OHAL Komisyonu ve idari yargı sürecinde başvurucuya tüm bilgi ve belgelerin bildirildiğini, bunlara karşı savunma yapma ve itirazda bulunma imkânı tanındığını belirtti. Kararda, olağanüstü hal koşullarında uygulanan ihraç tedbirlerinin daha sonra etkili bir yargısal denetime tabi tutulduğu, başvurucunun delillerini sunabildiği ve iddialarını ileri sürebildiği kaydedildi. Gerekçeli kararda, FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma halinin, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edildiği ifade edildi.
Mahkeme, "FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, alınan tedbirin olağanüstü halin ortaya çıkardığı tehdidi bertaraf etmeye elverişli ve gerekli olduğu" sonucuna vardı. Bu nedenle özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verildi.
"MASUMİYET KARİNESİ" İDDİASINA DA RET
Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadan kamu görevinden çıkarılması nedeniyle "masumiyet karinesinin" ihlal edildiğini de ileri sürdü. AYM, OHAL KHK'larıyla gerçekleştirilen ihraçların ceza hukuku anlamında bir mahkûmiyet kararı niteliğinde olmadığını, idare hukuku kapsamında uygulanan olağanüstü tedbirler olduğunu belirtti.
Kararda, idari yargı mercilerinin başvurucuyu suçlu ilan eden bir dil kullanmadığı, değerlendirmelerin yalnızca FETÖ ile iltisak ve irtibat ölçütü çerçevesinde yapıldığı vurgulandı.
AYM, bu nedenle "masumiyet karinesinin" ihlal edildiği iddiası "açıkça dayanaktan yoksun" buldu.
AYM Genel Kurulu, 2 Nisan 2026 tarihli kararıyla başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine ve masumiyet karinesine ilişkin şikayetinin kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle hükmetti.
