(ANKARA) - 10 Ekim 2015’te Ankara’daki "Barış ve Demokrasi Mitingi"ne yönelik IŞİD’in düzenlediği canlı bomba saldırısında 104 yurttaşın yaşamını yitirmesinin 11'inci yılında Ankara Tren Garı'nda anma töreni düzenlendi.
Ankara Gar Katliamı'nın 11'inici yılı dolayısıyla demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri, vatandaşlar ve katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yer aldığı kortej Ulus Metrosu'ndan Ankara Garı önüne yürüdü.
Gar önündeki anmaya YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP Genel Başkan Yardımcıları Semra Dinçer ve Orhan Sarıbal, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ile birçok milletvekili ve vatandaş katıldı.
Katliamın yaşandığı yerde saat 10.04'te yapılan saygı duruşunun ardından katliamda hayatını kaybeden yurttaşların ismi teker teker okunarak "Yaşıyor" denildi.
"ÖFKEMİZ İLK GÜNKÜ KADAR DİRİ"
Ardından Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) tarafından yapılan ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"11 yıl önce, 10 Ekim 2015'te bu ülkenin dört bir yanından; savaşa karşı barışı, sömürüye karşı emeğimizin hakkını, baskıya karşı demokrasiyi savunmak için Ankara Garı önünde buluştuk. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak çağrısını yaptığımız 'Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi' için bir aradaydık. IŞİD'in gerçekleştirdiği çifte bombalı saldırı sonucunda 104 arkadaşımızı, yoldaşımızı, canımızı yitirdik. 500'den fazla arkadaşımız yaralandı. Aradan 11 yıl geçti; acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ilk günkü kadar diri. Unutmadık, unutturmayacağız. 10 Ekim, yalnızca bir katliam değildir. Bu katliam; bu topraklarda barışı kalıcı kılmak isteyenlere, savaşın değil müzakerenin, silahın değil diyaloğun egemen olmasını isteyenlere yönelik alçakça bir saldırıdır. Aynı zamanda emeğinin hakkını isteyen, eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak isteyen herkesin iradesine yönelmiş bir saldırıdır.
"EVRENSEL VE KALICI BİR BARIŞ ANCAK SOSYAL ADALET TEMELİNE DAYANIR"
O gün katledilenler, savaşa karşı barışın sesini yükseltmek için oradaydı. Onlar biliyordu ki barış, yalnızca silahların sustuğu bir çatışmasızlık hâli değildir; adaletin, eşitliğin ve bir arada kardeşçe yaşama iradesinin adıdır. Demokrasinin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal adaletin tesis edilmediği bir barış, eksik ve kırılgan bir barıştır. Bizler, 10 Ekim’de yitirdiğimiz canların barış ısrarının takipçisiyiz. Ülkemiz bugün, onlarca yıldır süren bir çatışmanın sona ermesi için yeniden tarihî bir eşiğin önündedir. Silahların bırakılması ve çatışmaların durması yönünde atılan adımları ülkemizin demokratik geleceği açısından önemsiyoruz. Ancak çok iyi biliyoruz ki gerçek ve kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla kurulamaz. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kuruluşundan bu yana taşıdığı temel ilke, barış umudunun gerçeğe dönüşmesinin yolunu ortaya koymaktadır: Evrensel ve kalıcı bir barış ancak sosyal adalet temeline dayanır.
"10 EKİM'DE KATLEDİLENLERİN SAVUNDUĞU DEMOKRASİ TALEBİ BUGÜN DAHA GÜNCEL VE ACİLDİR"
Kürt sorunu özelinde kalıcı barış, inkâr ve güvenlik politikalarıyla değil; demokratik siyaset zemininde, eşit yurttaşlık ve temel haklar temelinde mümkündür. Barış, sadece bir güvenlik meselesine indirgenemez; barış, demokratik ve eşitlikçi bir toplumun inşa sürecidir. Bu sürecin kapsayıcı olması ve toplumun tüm kesimlerinin iradesine dayalı yürütülmesi gerekmektedir. Bizler bir arada, eşit, özgür ve kardeşçe yaşayacağımız bir düzeni kurmak; kalıcı ve onurlu barış için mücadelemizi sürdüreceğiz. Demokrasi İçin Oradaydık, Demokrasi İçin Mücadeledeyiz. 10 Ekim 2015’te katledilenler demokrasi için oradaydı. Düşünce ve ifade özgürlüğü için; örgütlenme ve toplanma hakkı için; farklı kimlik ve inançların bir arada, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesi için oradaydı. Katliamın, en kitlesel ve demokratik eylemlerden birinde, barış çağrısının en gür yükseldiği anda gerçekleşmiş olması tesadüf değildir. 10 Ekim Katliamı emekçilerin barış ve demokrasi talebini susturma girişimidir. Bugün halk hızla yoksullaşırken, gelir dağılımı adaletsizliği artarken, emekçiler açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilirken, itiraz eden herkesin terörle, düşmanlıkla yaftalandığı bir düzen kurulmak istenmektedir. İşte tam da bu yüzden 10 Ekim'de katledilenlerin savunduğu demokrasi talebi, bugün daha güncel ve daha acildir.
"DEMOKRASİ, SANDIKTAKİ SEÇİME İNDİRGENEMEZ"
İktidar, toplumsal rıza üretemediği için demokrasinin ve hukukun en temel ilkelerini ayakları altına almakta, baskıyı artırmaktadır. Halkın iradesine karşı kayyum politikaları, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve görevden alınması bir yönetim biçimine dönüşmüştür. Kadınlar, gençler, LGBTİ+'lar ve bu ülkede makbul sayılmayan tüm kimlikler, sistematik bir ötekileştirme, nefret ve baskı politikasıyla karşı karşıyadır. Gazetecilerin, siyasetçilerin, öğrencilerin tutuklanması; sendikal faaliyetlerin, basın açıklamalarının, hatta sosyal medya paylaşımlarının bile suç sayılması; grevlerin yasaklanması, üniversitelerin susturulması, dijital sansürün yaygınlaşması bir aczin göstergesidir.
Biz biliyoruz ki demokrasi, sandıktaki seçime indirgenemez. Demokratik ortam; konuşabildiğimiz, örgütlenebildiğimiz, itiraz edebildiğimiz, farklı kimliklerimizle eşit ve özgürce var olabildiğimiz bir düzendir. Ancak bugün demokrasiye yönelik müdahaleler en ufak bir itirazı bile bastırmaktan seçme ve seçilme hakkımıza kadar uzanmaktadır.
"11 YILDIR ADALET ARIYORUZ"
Adalet hala tecelli etmedi. 10 Ekim Katliamı’nın ardından 11 yıldır adalet arıyoruz. Yargılama süreçlerinde faillerin bir kısmı cezalandırılmış olsa da bu katliamın arkasındaki asıl sorumlular korunmaktadır. Katliam göz göre göre gelmiştir. Tüm istihbarat bilgilerine rağmen önlem almayanlar, güvenlik bürokrasisindeki ihmaller, katliama giden yoldaki denetimsizlik ve sorumsuzluklar ortaya çıkarılmamıştır. Gerçek sorumlular yargılanmamıştır. Bu nedenle vicdanlar rahat değildir. 10 Ekim davasında adalet sağlanmamıştır. Daha vahimi, katliamın ardından siyasi iktidar; idari, siyasi ve hukuki bütün süreçlerde kendi kusurunu ve sorumluluğunu reddeden bir tutum izlemiştir. Bu tutum yalnızca geçmişte yaşanan bir katliamın sorumluluğundan kaçmak değildir; aynı zamanda geleceğe ilişkin son derece ağır bir itiraftır. Başkentin ortasında, izinleri alınmış bir mitingde 104 insanın katledilmesinde dahi sorumluluk üstlenilmiyorsa, bunun anlamı açıktır: Yarın bu ülkenin herhangi bir kentinde, herhangi bir mitingde, yürüyüşte ya da demokratik eylem alanında benzer bir katliam yaşanabilir, yurttaşların can güvenliği sağlanamayabilir ve siyasi iktidar bir kez daha 'Bizim kusurumuz yok' diyebilir. İşte 10 Ekim’deki bu tutum, yalnızca geçmişin üzerini örtmek değil; gelecekte yaşanabilecek benzer katliamlar karşısında da sorumluluk üstlenmeyeceğini ilan etmektir.
"10 EKİM'İ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ"
Sözümüzü yineliyoruz: 10 Ekim'i unutmadık, unutturmayacağız. 11 yılın ardından kaybettiklerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Uğruna can verdikleri emek, barış ve demokrasi mücadelesini büyütme kararlılığımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Barış, bizim için bir slogan değil; eşit, özgür ve bir arada yaşama arzumuz, her saldırıda yeniden savunduğumuz bir yaşam biçimidir. Demokrasi, bizim için yalnızca bir yönetim biçimi değil; hepimiz için adalettir; hepimizin için şiddetsiz, eşit ve özgürce bir arada yaşamdır. Katliamın tüm sorumlularının açığa çıkarılması ve ihmali olan tüm kamu görevlilerinin yargılanması için yürüttüğümüz adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Emeğin, barışın ve demokrasinin egemen olduğu bir Türkiye'yi mutlaka kuracağız. Yaşasın emek, barış ve demokrasi mücadelemiz."
Açıklamanın ardından Gar önündeki 10 Ekim Annelerinin Çığlığı Anıtı'na yaşamını yitirenler için karanfil bırakıldı.