Anka Haber Ajansı

Özgür Karabat: Vergide denge kurulmadan ekonomide düzlüğe çıkılmaz

Mahreç: ANKA HABER
29.04.2026 12:15
Güncelleme: 01.06.2026 23:17
Özgür Karabat: Vergide denge kurulmadan ekonomide düzlüğe çıkılmaz

Eski AYM Başkanı Kılıç: “2007’de AK Parti’nin kapatılması için başsavcı, 487 delil diye ne kadar gazete kupürü varsa önümüze getirdi”

Eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, “2007 yılında AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili bir dava açıldı, önümüze kondu. Başsavcının önümüze koyduğu 487 delilin 450 küsurunu bir çırpıda kenara attık ve sadece 30’a yakın bir delil kaldı. Ne kadar gazete kupürü varsa hepsini toplamış, getirmiş önümüze. Yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılması için gazete kupürleriyle önümüze getirdiler” dedi.

07 Haziran 2026 19:23

Aa

Haber: ÇAĞATAN AKYOL - Kamera: MEHMET ÇALPAR

(İSTANBUL) - Eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, “2007 yılında AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili bir dava açıldı, önümüze kondu. Başsavcının önümüze koyduğu 487 delilin 450 küsurunu bir çırpıda kenara attık ve sadece 30’a yakın bir delil kaldı. Ne kadar gazete kupürü varsa hepsini toplamış, getirmiş önümüze. Yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılması için gazete kupürleriyle önümüze getirdiler” dedi.

Demokrasi Platformu tarafından Bahar Konferansları’nın ikincisi “Adalet Hemen Şimdi” başlığıyla Fatih’teki bir otelde düzenlendi. Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in yaptığı açış konuşmasının ardından panele geçildi. Panelde eski AYM Başkanı Haşim Kılıç, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski hukuk danışmanı Prof. Dr. İzzet Özgenç ile hukukçu-yazar Figen Çalıkuşu konuşmacı olarak yer aldı.

2007 ile 2015 yılları arasında AYM Başkanı olarak görev yapan Haşim Kılıç, siyasi parti kapatmalarına değindiği konuşmasında şunları söyledi:

“Bugün bir siyasi parti kapatma davası gelirse ne olur, onu bilmiyorum ama en son gelen siyasi parti (DEM Parti) kapatma davası sonuçlanmadı, bakılmadı. Bundan dolayı bir parti liderimiz (Devlet Bahçeli), Anayasa Mahkemesi’ne, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na inanılmaz hakaretler ederek, inanılmaz ithamlarda bulunarak bu partinin kapatılması gerektiğini ifade etti. Bizim Anayasa Mahkemesi’nde bu bir gelenek hâline gelmişti. Seçimlere yakın olan bir dönemde açılanlara pek bakmazdık biz. Çünkü bu adil olmazdı. Seçime 1 yıl kalmış, siz bir parti hakkında kapatma davası açıyorsunuz. Sanıyorum arkadaşlarımız da buradan hareket ederek bu siyasi partinin kapatılmasıyla ilgili davayı biraz ertelediler doğrusu. İyi ki ertelemişler. Şimdi o bağırıp çağıranlar, mahkemeye hakaret edenler, şimdi o partiyle çok daha güzel ilişkiler içerisinde ülkeyi kurtarmaya çalışıyorlar. Biz bundan memnunuz. İyi de oldu.”

AK PARTİ’NİN KAPATMA DAVASINA DİKKAT ÇEKTİ

Türkiye’deki yargının durumuna ilişkin de Kılıç, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Türkiye Cumhuriyeti yargısı, Cumhuriyet'in hiçbir döneminde bağımsız ve tarafsız olamadı. İstiklal mahkemelerinden, 61 darbesinden, 12 Eylül darbesinden, 12 Eylül’de kurulan mahkemelerin yaptıklarından uzun uzun bahsetmek mümkün. Odak noktasında hep yargı var. Yani sorunların çıkmasında, büyümesinde yargı organlarının kararları var maalesef.

Geliyorum yakın tarihe doğru. Refah Partisi, Milli Selamet Partisi, Fazilet Partisi üçgeninde kapatılan bir parti oldu. Bunun sonunda Recep Tayyip Erdoğan diye bir kişilik ön plana çıktı ve İstanbul Büyükşehir Başkanı oldu. Şimdiki Sayın Cumhurbaşkanı’na okuduğu bir şiirden dolayı ceza verildi ve arkasından ‘Muhtar bile olamazsınız’ şeklinde bir düşünceyle onun yolunu kapatmaya çalıştı. Ondan sonra olanları biliyorsunuz. 2007 yılında AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili bir dava açıldı, önümüze kondu. Bu AK Parti ile ilgili açılan davada başsavcı 487 delil getirdi, önümüze koydu. Biz bu 487 delilin 450 küsurunu bir çırpıda kenara attık ve sadece 30’a yakın bir delil kaldı. Ne kadar gazete kupürü varsa hepsini toplamış, getirmiş önümüze. Doğrudur yanlıştır; ben orayı tartışmıyorum. Partinin ne kadar iyi olduğu ya da ne kadar kötü olduğu beni ilgilendirmiyor ama neticede yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılması için gazete kupürleriyle önümüze getirdiler.”

“MUHALEFETİM VAR” DEDİĞİ KARARI ANLATTI

Haşim Kılıç, 2007’den sonraki süreci şöyle anlattı:

“Cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme geldi. Sayın Abdullah Gül’ü aday gösterdiler. Abdullah Gül’ün eşinin başörtülü olmasından dolayı belli kesim buna şiddetle karşı çıktı. Öyle ki köşkün etrafını insan zinciriyle çevirerek ‘Biz buraya asla bunu sokmayacağız’ diye bu adaylığa ciddi bir karşı koymayla karşı karşıya kaldık. Sonuçta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir oylama yapıldı ve bu oylama Anayasa Mahkemesi’ne getirildi. Anayasa Mahkemesi, bunu belki tarih içinde anlatacağız, söyleyeceğiz ama benim orada çok ciddi, önemli bir muhalefetim var. İşin hukuki bölümünün dışında tarihe not düşmek diye yazdığım bir muhalefetim var. Bu muhalefet çok önemliydi. Çünkü arkadaşlarımız çok kısa bir süre içerisinde görüş değiştirdiler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan oylamanın bir iç tüzük değişikliği niteliğinde olduğu belirtilerek işin esasına girdiler ve o oylamalar iptal edildi. Oylamalar iptal edildikten sonra AK Parti, erken seçim kararı aldı. Erken seçim kararından sonra daha büyük bir milletvekili sayısıyla Meclis’e geldi AK Parti. Tabii cumhurbaşkanını seçti ama arkasından cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gündeme geldi ve halk tarafından seçilmeye başlandı.

PARTİLİ CUMHURBAŞKANI SÜRECİ

Tabii 2014 yılında Sayın Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı olduktan sonra sanki bir partinin lideriymiş, cumhurbaşkanı değilmiş gibi bütün yetkileri hatta partilerin kongrelerine, mitinglerine katılıp konuşmalar yaptı. Bir cumhurbaşkanının tarafsız olması gerekirken Tayyip Bey, bu yetkisini sonuna kadar kullanarak fiili bir durum yarattı. Bu fiili durumun arkasından da Sayın Devlet Bahçeli dedi ki, ‘Madem böyle bir fiili durum yaratıldı, biz bunu artık resmileştirelim. Anayasaya da koyalım, partili bir cumhurbaşkanı hâline gelsin’ dedi ve anayasa değiştirilerek partili cumhurbaşkanımız da oldu. Arkasından cumhurbaşkanlığı sistemi... Bütün bunların temelinde yatan bir şey var. Türkiye’de maalesef 2010 öncesinde din ve inanç özgürlüğü ile ilgili çok ciddi yanlışlıklar ve fahiş hatalar yapıldı. Anayasa Mahkemesi, başörtüsüyle ilgili iki kez çıkmış olan kanunu iptal etti. Bir de anayasa değişikliğini iptal etti. 10. ve 42. maddede yapılan değişiklikle bu sorunu çözmeye çalıştılar ama Anayasa Mahkemesi, yetkisi olmadığı hâlde -benim orada muhalefetim var uzun uzun yazılı- işin esasına gelerek iptal etti. Bu başörtüsü konusu bugünkü siyasi tabloyu çıkarttı ortaya ve bunun arkasında eğer bugün şikayet varsa bu yapılan fahiş hataların özrünü bu milletten dilemeleri gerekiyor.”